12 Mayıs 2026
Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde, Amerika Birleşik Devletleri ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler dünya siyasetinin en belirleyici ve etkisi en büyük ikili ilişkisi haline gelmiştir. Bu iki süper güç arasındaki rekabet, sadece iki devletin çıkar çatışması olmaktan ziyade, küresel siyasi, ekonomik ve uluslararası düzenin yeniden inşasını belirleyen ana faktördür 1.
Uluslararası ilişkiler ve jeopolitik perspektifinden bakıldığında, ABD ve Çin’in dünya siyasetindeki konumu, geleneksel devletler arası diplomasi sınırlarını çoktan aşmıştır. Günümüzde bu iki ülke dünya ekonomisinin yüzde 40’ından fazlasını temsil etmektedir; dolayısıyla aralarındaki her türlü siyasi veya ekonomik sarsıntı dünya piyasalarında şiddetli bir zincirleme reaksiyona yol açmaktadır 2.
İki ülke rekabetinin dünya ekonomisi üzerindeki etkisi temel olarak tedarik zincirlerinin yeniden dağılımı, yüksek gümrük vergisi politikaları ve teknoloji ambargolarında kendini göstermektedir. Trump yönetiminin birinci ve ikinci görev dönemlerinde uyguladığı sert ticaret politikaları, küreselleşmenin (globalization) serbest ticaret kurallarını esasen değiştirmiştir 3. Sonuç olarak, dünya ekonomisinde iki farklı standart ve iki farklı teknoloji sistemi oluşmaya başlamıştır.
Güvenlik açısından, ABD-Çin rekabeti Asya-Pasifik bölgesindeki silahlanma yarışını benzeri görülmemiş bir hızla tetiklemiştir. ABD, Hint-Pasifik stratejisi aracılığıyla Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Filipinler gibi müttefikleriyle askeri iş birliğini güçlendirerek Çin’in bölgedeki yayılmacılığını sınırlamaya çalışmaktadır 4. Çin ise askeri bütçesini sürekli artırıp bölgedeki askeri hazırlıklarını güçlendirerek ABD’nin Asya’daki nüfuzunu tasfiye etmeyi hedeflemektedir.
Uluslararası düzen açısından bakıldığında bu rekabet, İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD öncülüğünde kurulan liberal uluslararası düzene yönelik en büyük meydan okuma olarak değerlendirilmektedir. Çin, ekonomik ve teknolojik gücüne dayanarak Batı merkezli uluslararası sisteme alternatif olabilecek yeni bir küresel çok kutuplu düzen kurma arayışındadır 5. Bu nedenle, bu iki devletin her bir üst düzey buluşması sadece ikili ilişkileri değil, dünya siyasi yapısının gelecekteki yönünü belirlemede kritik bir rol oynamaktadır.
2026 Pekin Zirvesi’nin Siyasi ve Ekonomik Önemi
14-15 Mayıs 2026 tarihlerinde Pekin’de yapılması planlanan Donald Trump ve Xi Jinping görüşmesi, ABD-Çin ilişkileri tarihinde bir dönüm noktası olabilir 1. Bu zirve, Trump’ın 2017’den bu yana Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti olup dünya konjonktürünün eşi benzeri görülmemiş bir çalkantıdan geçtiği bir döneme denk gelmiştir 1.
Bu buluşmanın önemini kavramak için, öncelikle Ekim 2025’te Güney Kore’nin Busan şehrinde yapılan görüşmeleri anımsamak gerekir. Busan zirvesinde taraflar ticaret savaşını geçici olarak durdurma konusunda kısmi bir mutabakata varmış; Çin, ABD tarım ürünlerini toplu halde satın almayı ve nadir toprak elementlerinin ihracat kısıtlamalarını gevşetmeyi kabul etmişti 3. Ancak bu anlaşma oldukça zayıf bir temele dayanmaktaydı.
Yeni Pekin zirvesi sadece ABD ve Çin için değil, tüm Asya-Pasifik bölgesi için büyük önem arz etmektedir. Bölgedeki Japonya, Kore ve ASEAN (Güneydoğu Asya Uluslar Birliği) ülkeleri bu zirveyi endişe ve umutla beklemektedir. Onlar için en korkunç senaryo, ABD ve Çin’in bölgedeki diğer ülkelerin çıkarlarını feda etme pahasına kendi aralarında “G2” (iki büyük güç) tipi bir çıkar paylaşımı anlaşmasına varmasıdır 6.
Aynı zamanda, küresel ekonomi için bu zirve tedarik zincirinin istikrarını korumadaki son fırsatlardan biri olarak görülmektedir. Uluslararası ekonomi halihazırda yüksek enflasyon, enerji krizi ve ticaret engellerinin etkisi altındadır. Trump ile Xi Jinping’in Pekin zirvesinde küresel ticaret savaşının gelecekteki yönü tayin edilecektir; eğer bir anlaşma sağlanırsa dünya ekonomisi geçici bir nefes alma fırsatı bulacaktır 7.
Daha da önemlisi bu zirve, Şubat 2026’da patlak veren İran Savaşı’nın doğrudan gölgesi altında gerçekleşmektedir 5. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri harekatları Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına yol açmış ve dünya petrol piyasasını felç etmiştir. Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin için bu durum ağır bir ekonomik tehdit oluştursa da, diplomatik açıdan ABD’ye baskı yapma fırsatı da yaratmıştır 8. Bu sebeple Pekin zirvesi sadece ikili ilişkileri değil, küresel krizleri kontrol etme gücünü de test edecek önemli bir sahnedir.
Müzakere Masasındaki Temel Ekonomik ve Teknolojik Konular
Pekin zirvesinde tartışılacak en temel konuların başında şüphesiz ticaret savaşı ve gümrük vergileri meselesi gelmektedir. Trump yönetimi Çin ürünlerine yönelik gümrük vergilerini tarihin en yüksek seviyesine (bazı sektörlerde yüzde 145’e kadar) çıkarmış, ancak sonraki görüşmelerde bu oran yüzde 47’ye çekilmişti 3. ABD tarafı bu görüşmede Çin’in ABD tarım ve enerji ürünlerini ithal etme miktarını garanti altına almayı, ayrıca iki ülke ticaretini yönetmek için bir “Ticaret Kurulu” (Board of Trade) kurulmasını önerebilir 5.
Çin’in buna yönelik talepleri de nettir: Onlar ABD’nin teknoloji ambargosunu kaldırmasını, özellikle yüksek teknoloji ve yarı iletken (chip) sanayiindeki kısıtlamaları gevşetmesini beklemektedir. Yarı iletken rekabeti bugün ABD-Çin teknoloji savaşının merkez üssü haline gelmiştir. ABD, Çin’in gelişmiş çip üretim ekipmanlarına erişimini engelleyerek teknolojik olarak kendisini geçmesini önlemeye çalışmaktadır.
Yüksek teknoloji rekabetinin bir diğer kritik unsuru ise yapay zekadır (AI). Mevcut durumda iki ülke yapay zeka alanında mutlak üstünlük için yarışmaktadır. ABD’nin bu sahada birkaç aylık bir teknolojik üstünlüğe sahip olduğu düşünülse de, Çin devlet sermayesine dayalı “Devlet Platform Kapitalizmi” (State Platform Capitalism) sistemiyle bu farkı hızla kapatmaktadır 7.
Çin, yapay zekayı sadece ekonomik bir güç olarak değil, askeri güvenlik, toplumsal yönetim ve bilişim teknolojileri alanında küresel standartlar yaratma aracı olarak kullanmaktadır 7. Görüşmede, yapay zekanın nükleer silah kontrolüne karışmasını önlemek gibi küresel güvenliğe dair kuralların belirlenmesi konusunun ele alınması beklenmektedir 2.
Siber güvenlik ve telekomünikasyon altyapısı (5G/6G ve denizaltı kabloları gibi) müzakerelerin bir diğer karmaşık boyutudur. ABD, Huawei gibi Çinli şirketlerin küresel veri ağını kontrol etmesinden ciddi endişe duymakta ve dünya devletlerini bu şirketleri dışlamaya teşvik etmektedir. Çin ise bunu kendi kalkınma hakkına yönelik bir saldırı olarak görmektedir.
Bu süreçte nadir toprak elementleri (Rare Earth Elements), Çin’in elindeki en güçlü koz haline gelmiştir. ABD’nin yüksek teknolojili askeri ekipmanları ve yeşil enerji teknolojileri bu ham maddeler konusunda Çin’e bağımlıdır 2. Çin’in ihracatı kısıtlama tehdidi, Trump yönetimini bazı ticari yaptırımlarda geri adım atmaya zorlayan temel faktörlerden biri olmuştur 2.
Uluslararası Krizler ve Jeopolitik Çatışma Noktaları
Ekonominin yanı sıra Pekin zirvesinin gündemindeki en acil konular uluslararası güvenlik krizlerine odaklanmıştır. Bunlar arasında en merkezi ve hassas konu kuşkusuz Tayvan meselesidir 4. Çin için Tayvan meselesi taviz verilemez bir “kırmızı çizgi” ve temel çıkardır. Çin, Trump’tan ABD’nin Tayvan politikasını değiştirmesini, özellikle Tayvan bağımsızlığını “desteklemiyoruz” ifadesini “karşıyız” şeklinde değiştirmesini talep edebilir 4.
Trump’ın işlemsel (transactional) diplomasi üslubu, Tayvan ve diğer müttefiklerde derin endişe yaratmaktadır. Zira Trump geçmişte Tayvan’ı demokratik bir müttefik olarak değil, yarı iletken sektöründe ABD’nin rakibi olarak nitelemiş ve Tayvan’a yönelik 11 milyar dolarlık silah satış anlaşmasını geçici olarak askıya almıştı 4. Çin, bu fırsatı değerlendirerek Tayvan’a yapılan askeri yardımların azaltılmasını isteyecektir.
Güney Çin Denizi’ndeki gerilim de gündemdeki ana maddelerden biridir. Çin, yapay adalar inşa edip bunları silahlandırarak bölgeyi kendi iç denizi haline getirmeye çalışmaktadır. ABD ise “seyrüsefer serbestisi” adı altında savaş gemilerini devriyeye göndererek Çin’in bölgede mutlak hakimiyet kurmasına karşı çıkmaktadır.
Mevcut küresel sıcak nokta olan İran Savaşı, bu zirvenin zeminini oluşturmaktadır 5. ABD, Çin’den İran’a baskı yaparak Hürmüz Boğazı’nı açmasına ve savaşı durdurmasına yardımcı olmasını beklemektedir. Ancak Çin, İran’ın en büyük petrol alıcısı ve stratejik ortağı olduğu için ABD’nin bu ihtiyacını çok taraflı diplomasisinde bir koz olarak kullanmaya çalışacaktır 8. Çin bu sayede kendisini Orta Doğu’da bir barış gücü olarak konumlandırmayı amaçlamaktadır.
Rusya-Ukrayna savaşına gelince; ABD, Çin’in Rusya’ya sağladığı ekonomik ve teknolojik (çift amaçlı ürünler) desteği kesmesini talep etmektedir 2. Fakat Çin, ABD’nin küresel gücünü dağıtmak amacıyla Rusya ile olan stratejik ortaklığından vazgeçmeyecektir. Çin liderliği için Rusya’nın yenilgisi, Çin’in Batı karşısında yalnız kalması anlamına gelmektedir.
Kuzey Kore meselesi de ABD için bir baş ağrısıdır. Çin, Kore Yarımadası’nın istikrarını bahane ederek Kuzey Kore’yi kendi jeopolitik kalkanı olarak korumaktadır. Trump muhtemelen Çin’den Kuzey Kore’nin nükleer denemelerini engellemesini isteyecektir; ancak bu noktada da Çin büyük bir taviz vermeye yanaşmayacaktır. Aynı zamanda iklim değişikliği meselesi de masada olacaktır, zira Çin yeşil enerji teknolojilerinde ve güneş panellerinde dünya lideridir ve ABD bu alandaki tedarik zinciri bağımlılığını azaltmak zorundadır.
Diplomatik Sınırlar: Hassas Meselelerin Açıkça Gündeme Getirilmemesi
Uluslararası ilişkilerde üst düzey zirveler genellikle devletlerin en temel ve üzerinde uzlaşılabilecek çıkarlarına odaklanır. Pekin zirvesinde insan hakları, Doğu Türkistan, Tibet ve Hong Kong gibi hassas meselelerin açıkça veya sert bir şekilde gündeme gelme ihtimali oldukça düşüktür. Bunun birkaç siyasi ve diplomatik sebebi bulunmaktadır.
Birincisi, Trump’ın “Önce Amerika” (America First) vizyonu ve realizme dayalı işlemsel diplomasi tarzı; değerler, demokrasi ve insan hakları meselelerini stratejik çıkarların gerisinde tutmaktadır 9. Trump yönetiminin Çin ile ilişkilerinde önem verdiği asıl konular; ticaret açığını azaltmak, ABD şirketlerine pazar açmak ve ulusal güvenlik teknolojilerini korumaktır. İnsan hakları ABD siyasetinde bir baskı aracı olarak kullanılsa da, zirve düzeyindeki görüşmelerde bu temaya odaklanmanın somut bir getiri sağlamayacağı düşünülmektedir.
İkincisi, Çin yönetimi için Doğu Türkistan ve Hong Kong meseleleri “iç mesele” olup, Çin bu konularda herhangi bir dış müdahaleyi kesinlikle reddetmektedir. Eğer ABD bu konuları sert bir şekilde masaya getirirse, Çin tarafı görüşmeleri durdurma veya ekonomik anlaşmaları iptal etme yoluna gidecektir. Bu nedenle her iki taraf da somut sonuçlar elde edebilmek için resmi görüşmelerde bu konuları diplomatik bir dille saf dışı bırakacaktır 9.
Üçüncüsü, mevcut uluslararası krizlerde (İran ve Ukrayna krizleri gibi) ABD, Çin’in belirli düzeyde iş birliğine veya en azından tarafsızlığına ihtiyaç duyduğu için ideolojik farklılıkları geri plana itmek stratejik bir zorunluluktur. Diplomatik açıdan, bu tür zirveler her iki liderin kendi halkına ne kadar “güçlü” olduğunu gösterdiği bir sahne olduğu için, hassas insan hakları konularını vurgulamanın görüşme atmosferini bozacağı ve nihai ortak bildirilerin imzalanmasını zorlaştıracağı öngörülmektedir.
Güven Eksikliği ve Zirvenin Sonuçsuz Kalma İhtimali
Zirvenin gerçek bir sonuç verip vermeyeceğine dair eleştirel bir değerlendirme yapıldığında, bu toplantının özünde bir siyasi manevradan ve geçici bir uzlaşmadan öteye geçmeyebileceği görülmektedir. İki ülke arasında eski stratejik güven tamamen yok olmuş durumdadır ve mevcut durum sadece çıkara dayalı bir kuşku üzerine inşa edilmiştir.
İki devlet arasındaki güven eksikliğinin kaynağı, derin ideolojik farklar ve dünya liderliği için verilen güç mücadelesidir. ABD liberal demokratik değerleri ve serbest piyasa ekonomisini savunurken, Çin devlet kapitalizmini (State Capitalism) ve mutlak merkeziyetçi otoriter rejimi esas alan bir modeli teşvik etmektedir 7. Bu iki sistem doğası gereği birbiriyle çatışmaktadır. ABD, Çin’in uluslararası düzeni değiştirip küresel hegemonyasına meydan okumasından korkarken; Çin, ABD’nin Çin rejimini devirmeye ve kalkınmasını engellemeye çalıştığına inanmaktadır 10.
Analizler; Tayvan meselesi, teknoloji kısıtlamaları ve askeri güvenlik konularının çözümü en zor alanlar olduğunu, bunun bilimsel sebebinin ise bu alanların sıfır toplamlı oyun (Zero-sum game) niteliğine sahip olması olduğunu göstermektedir. Tayvan sadece bir ada değil, ABD’nin Asya-Pasifik’teki güvenlik taahhüdünün sembolü ve dünyanın en gelişmiş yarı iletken üretim merkezidir (TSMC). Tayvan’ı kaybetmek ABD için küresel hakimiyetin sonu anlamına gelirken; Tayvan’ı boyunduruk altına almak Çin için “milli diriliş” ve Komünist Parti’nin meşruiyetinin garantisidir. Dolayısıyla bu noktada iki tarafın taviz verme alanı yok denecek kadar azdır.
Teknoloji sahası da benzer şekilde jeopolitik bir zorunluluğa sahiptir. 21. yüzyılda dünyaya hükmetme gücü, askeri silahlardan ziyade teknolojik üstünlüğe (yapay zeka, 6G, kuantum bilgisayarlar) bağlıdır. ABD kendi üstünlüğünü korumak için Çin’in teknolojik gelişimini dizginlemek zorundayken, Çin bu sınırlamaları kırıp kendi teknoloji ekosistemini yaratmak mecburiyetindedir 7. Bu çelişkiyi tek bir zirve ile çözmek mümkün değildir.
İç siyasi baskılar da sonuçları doğrudan etkileyecektir. Trump, 2026 ara seçimlerinde (Midterm elections) başarı sağlamak için Çin’den ekonomik kazanımlar elde ettiğini (tarım ürünleri satışı, fabrikaların geri dönmesi) halka kanıtlamak zorundadır 5. Xi Jinping ise içerideki ekonomik durgunluk, emlak krizi ve genç işsizliği gibi sorunlar nedeniyle devleti dışarıda güçlü gösterip milliyetçilik duygularını canlı tutmaya muhtaçtır. Her iki lider de “yumuşak” görünmeyi içeride bir siyasi başarısızlık olarak görmektedir 10.
Bu nedenle Pekin zirvesinden köklü ve nihai bir çözüm beklemek gerçekçi olmayacaktır. Aksine sadece geçici ticaret anlaşmalarını uzatmak, diplomatik diyalog kanallarını açık tutmak ve küresel krizlerde (İran meselesi gibi) kırmızı çizgileri belirlemek gibi yüzeysel sonuçlar elde edilmesi muhtemeldir.
Pekin Zirvesi Sonrası ABD-Çin İlişkilerinin Geleceğine Dair Öngörüler
Bu zirveden sonra ABD-Çin ilişkileri birkaç önemli stratejik eksen etrafında şekillenecektir.
Birincisi, “Yönetilen Rekabet” (Managed Competition) temel melodi haline gelecektir. Yani taraflar her alanda kıyasıya rekabet edecek; ancak bu rekabetin silahlı bir çatışmaya veya Üçüncü Dünya Savaşı’na dönüşmesini engellemek için siyasi ve askeri iletişim mekanizmalarını açık tutacaktır.
İkincisi, “Ekonomik Ayrışma” (Decoupling) kademeli ve kısmi olarak devam edecektir. Dünyanın en büyük iki ekonomisini tamamen birbirinden koparmak rasyonel olmasa da (birbirlerine bağımlılıkları çok yüksek olduğu için), ulusal güvenliği ilgilendiren hassas alanlarda (yarı iletkenler, AI, 5G/6G ağları, nadir toprak elementleri) iki devlet de kendi tedarik zincirlerini kurarak ayrışmayı hızlandıracaktır 7. Avrupa Birliği ve diğer ülkeler bu süreçte “risk azaltma” (De-risking) politikası izleyerek arada kalmanın zararını minimize etmeye çalışacaktır.
Üçüncüsü, “Çok Kutuplu Dünya Düzeni” (Multipolar World Order) daha belirginleşecektir. ABD ve Çin kendi nüfuz alanlarını (spheres of influence) yaratmaya çalışacaktır. Çin, Küresel Güney (Global South) ülkelerini, özellikle Afrika, Latin Amerika ve Orta Doğu’yu ekonomik yardımlar ve altyapı iş birlikleriyle kendi tarafına çekmeye uğraşacaktır. ABD ise Hint-Pasifik ittifakını ve Avrupa’daki NATO’yu tahkim ederek Çin’in küresel yayılımını çevreleyecektir. Ancak Hindistan, Türkiye, Brezilya ve Suudi Arabistan gibi birçok orta ölçekli güç, bu iki kutup arasında taraf seçmeyi reddedip kendi çıkarları için bağımsız jeopolitik manevralar yapacaktır6.
Dördüncüsü, dünya “İki büyük güç arasındaki uzun vadeli stratejik rekabet”in karakterize ettiği yeni bir soğuk savaş dönemine girecektir. Bu rekabet, eski ABD-Sovyetler Birliği savaşından farklı olarak tamamen ideolojik değil; yüksek teknoloji, pazar kontrolü ve küresel ekonomik sistemin kurallarını koyma gücü üzerinden yürütülecektir.
Sonuç
Özetlemek gerekirse, Donald Trump ve Xi Jinping’in Mayıs 2026’daki Pekin buluşması, ABD ve Çin arasındaki gerilimi çözecek sihirli bir değnek değil; her iki tarafın küresel değişimler karşısında stratejik bir nefes alma alanı yaratmaya çalıştığı diplomatik bir hamledir. Bu zirve ticari anlaşmaları genişletmek ve İran krizi gibi küresel gerilimleri azaltmak gibi kısa vadeli barış sinyalleri verse dahi; Tayvan, yapay zeka ve küresel liderlik gibi yapısal çelişkileri ortadan kaldıramayacaktır.
Bu zirve, liberal uluslararası düzenin altın çağının kapandığını; realizmin esas alındığı ve ulusal çıkarların tüm değerlerin önüne geçtiği yeni bir dünya gerçeğinin resmen tescillendiğini kanıtlamaktadır. Dünya siyaseti artık ABD ile Çin’in uzun vadeli, yapısal ve çok katmanlı stratejik rekabeti altında yeniden şekillenecek ve gelecekteki uluslararası düzen bu iki gücün güç yarışı, uzlaşma ve çatışma süreçleri içerisinde belirlenecektir.
Kaynaklar:
1 Wikipedia. (2026). 2026 state visit by Donald Trump to China.
2 Council on Foreign Relations. (2026). At the Trump-Xi Summit, China Will Have the Upper Hand.
3 SETA – Foundation for Political, Economic and Social Research. (2026). Geopolitik Bir Zorunluluk Olarak Trump-Şi Zirveleri: 2025-2026 Döneminde ABD-Çin İlişkilerinin Stratejik Anatomisi ve Küresel Yansımaları.
4 Christensen, T. J. (2026). Will China Overplay Its Hand? How Beijing’s Confidence Could Shake Up the Trump-Xi Summit. Foreign Affairs.
5 Brookings Institution. (2026). Indo-Pacific perspectives on the prospect of a US-China G2.
6 The Guardian. (2026). Tehran, Taiwan, trade … what are the hazards facing Trump on Xi summit tightrope?.
7 Gulf Research Center. (2026). The Beijing Summit of 2026: A Strategic Analysis of the Trump-Xi Convergence in an Era of Global Instability.
8 Rolf, S. & Schindler, S. (2025). State Platform Capitalism: The United States, China, and the Global Battle for Digital Supremacy. Cambridge University Press.
9 Associated Press. (2026). Trump-Xi summit comes with high stakes for Taiwan, the island democracy that China claims as its own.
10 Brookings Institution. (2026). What does China want from a Trump-Xi summit?.