Trump, Tutuklu Uygur Entelektüelleri Meselesini Şi Cinping ile Yapacağı Zirvenin Gündemine Almalı

Fotoğraf Kaynağı: Depositphotos

Eğer Trump, Şi Cinping ile yüz yüze oturduğunda Amerikalı Uygurların ve ailelerinin davalarını dile getirmezse, Pekin bu ihmali pragmatizm değil, zayıflık olarak görecektir.

Yazar: Ömer Kanat, "The Diplomat" Dergisi, 12 Mayıs 2026

Akide Polat'ın annesiyle konuşmayalı sekiz yıl oldu. Bu yılki Anneler Günü, annesi olan ünlü Uygur antropolog ve folklor uzmanı Rahile Davut’un 2017 yılında Çin devleti tarafından gözaltına alınıp kaybedilmesinden bu yana annesiz geçirdiği sekizinci Anneler Günü'dür. Dr. Rahile Davut, hayatını Uygur mezarlarını belgelemeye ve Uygur kültürel mirasını korumaya adamıştı. Çin hükümeti onu sadece bu çalışmaları nedeniyle müebbet hapis cezasına çarptırdı.

Geçen yıl "The Diplomat" dergisinde yazdığım gibi, onun durumu münferit bir örnek değil. Amerika'daki Uygur diasporasında sayısız aile benzer acımasız ayrılıklar yaşıyor: Aralarında kendi nesillerinin en saygın isimlerinin de bulunduğu pek çok Uygur entelektüeli Çin hükümeti tarafından hapsedildi. 2014 yılında müebbet hapis cezasına çarptırılan Uygur bilim insanı İlham Tohti'nin kızı Cevher İlham, o zamandan beri babasının serbest bırakılması için mücadele ediyor. Tumaris ve Kamaltürk Yalqun da, edebi eleştirmen ve ders kitabı editörü olarak yaptığı çalışmalar nedeniyle 15 yıl hapse mahkûm edilen babaları Yalqun Rozi için yıllardır kampanya yürütüyorlar.

Uygur İnsan Hakları Projesi (UHRP), Amerika Birleşik Devletleri'nde birinci derece yakınları bulunan ve haksız yere gözaltında tutulan veya hapsedilen en az 11 Uygur bilim insanı ve kültürel figürü kayıt altına almıştır.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yapacağı yaklaşan görüşme, bu adaletsizliğe son vermek için bir fırsattır. Trump, elindeki tüm nüfuzu kullanarak, haksız yere hapsedilen ve kaybedilen Uygur entelektüellerinin ve kültürel figürlerinin, özellikle de yakınları Amerika'da olanların serbest bırakılmasını talep etmelidir.

İki lider arasındaki zirve gündemi; ticaretten güvenliğe, teknolojiden diğer pek çok rekabetçi konuya kadar dolu olacaktır. Ancak insan hakları, ikincil bir mesele olarak görülmemelidir. Amerikalı Uygur aileler için bu davalar son derece acil ve henüz çözülmemiş meselelerdir.

Çin'in Uygur entelektüellerine yönelik zulmü; Uygurların dinini, dilini ve kimliğini yok etme politikasının merkezinde yer almaktadır. Pekin’in profesörleri, şairleri, yayıncıları, sanatçıları, dini alimleri, iş insanlarını ve kültürel figürleri hedef almasının sebebi, bu kişilerin bir milletin kültürel hafızasını koruyup gelecek nesillere aktarmadaki rolleridir. Çin hükümeti onları hapsederek sadece Uygurların siyasi hayatını değil, Uygur kültürünün kendisini kontrol etmeye çalışmaktadır.

Rahile Davut, Uygur folkloru ve kalıntıları üzerine araştırmalar yapmış bir bilim insanıdır. İlham Tohti, Uygurlar ve Çinliler arasında diyalog ve karşılıklı anlayışı savunan bir ekonomisttir. Yalqun Rozi, Uygur edebiyatı ders kitaplarının hazırlanmasına yardımcı olmuştur. Onların çalışmaları barışçıl, bilimsel ve o dönemde devlet tarafından onaylanmış çalışmalardı. Ancak Pekin'in baskısı altında, bugün Uygur kültürel mirasını belgelemek bile bir suç olarak muamele görmektedir.

Çin'in Uygur entelektüellerini susturma girişiminin boyutu dehşet vericidir. Beş yıl önce UHRP, Çin hükümeti tarafından bir şekilde gözaltında tutulan en az 312 entelektüel ve kültürel seçkinin durumunu belgelemişti. Uygur bölgesinden dışarıya bilgi sızdıranlara verilen ağır cezalar ve iletişimin neredeyse tamamen kesilmesi göz önüne alındığında, gerçek sayının çok daha yüksek olduğu şüphesizdir.

Trump yönetimi sık sık "güç yoluyla barış" (peace through strength) ilkesinden bahseder. Güç, sadece gümrük vergileri veya askeri durumla ölçülmez. Güç, Amerika Birleşik Devletleri'nin kendi vatandaşlarını, sakinlerini ve değerlerini zor koşullar altında dahi koruma iradesiyle ölçülür. Eğer Trump, Şi Cinping ile yüz yüze oturduğunda bu acil davaları dile getiremezse, Pekin bu tutumu bir pragmatizm değil, zayıflık işareti olarak görecektir.

Bu durum, "Önce Amerika" (America First) dış politikasından bir sapma değildir. Aksine, Amerikan çıkarlarının doğal bir ifadesidir. "Önce Amerika" yaklaşımı, Amerikan vatandaşlarını ve ailelerini yabancı otoriter rejimlerin elinden korumayı amaçlamalıdır. Amerikalı Uygurlar ve yakınları Çin hükümeti tarafından hedef alındığında, onların davasını savunmak yabancılara yapılan bir hayırseverlik değil; Amerika adına ayağa kalkmak ve Pekin'in Amerikan ailelerine verdiği rahatsızlığın bir bedeli olacağını netleştirmektir.

Çin Komünist Partisi, Uygurları devlete mutlak sadakatle yaşamaya ve düşünmeye zorlamak, ayrıca devletin onların özgün kimliğini yok etmesine yardımcı olmak için işkence ve 24/7 gözetim sistemini kullanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, Uygurların özgürlüğünü ikincil bir mesele olarak görerek bu kimlik imhasını kolaylaştırmamalıdır.

Bu haftaki zirvede Trump mutlaka onların serbest bırakılmasını talep etmeli ve Çin-ABD ilişkilerini istikrara kavuşturma yönündeki her türlü ciddi çabanın, haksız yere hapsedilenler için adaletin tesis edilmesini içermesi gerektiğini açıkça belirtmelidir.

"The Diplomat" dergisinin "Tutuklu Uygur Entelektüelleri" isimli arşivlerini buradan inceleyebilirsiniz.

Ömer Kanat

Ömer Kanat, Uygur İnsan Hakları Projesi (UHRP) İcra Direktörüdür. Kendisini @omerkanat1 adresinden takip edebilirsiniz.