2026 Pekin Buluşmaları: Trump ve Putin’in Çin Ziyaretlerinin Ardındaki Güç Dengesi ve Siyasi Amaçlar

Uygur Araştırma Enstütüsü

26 Mayıs 2026

2026 yılı Mayıs ayının ortalarında Pekin’de gerçekleştirilen üst düzey zirveler ve görüşmeler, küresel diplomaside önemli bir tarihi dönüm noktası oldu [1]. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 14 ve 15 Mayıs günlerinde ABD Başkanı Donald Trump’ı resmi devlet ziyareti kapsamında ağırlarken; bu ziyaretin hemen ardından, arayı açmadan 19 ve 20 Mayıs günlerinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi [2, 3]. Dünyanın en güçlü üç ülkesinin liderlerinin bu kadar kısa bir süre içinde bu denli yoğun bir diplomasi trafiği yürütmesi, küresel siyaset sahnesinin dikkatini tamamen Pekin’e çevirdi [1].

Bu diplomatik hamleler, Orta Doğu’da gerilimin zirveye ulaştığı, özellikle ABD-İsrail ittifakı ile İran arasındaki çatışmalar nedeniyle Hürmüz Boğazı’nın kapandığı ve küresel bir krizin yaşandığı bir dönemde gerçekleşti [4-6]. Küresel petrol fiyatlarının hızla yükselmesi dünya ekonomisi üzerinde, bilhassa ABD’nin iç ekonomisinde ağır bir baskı oluşturmuştu [1, 7]. Böylesine karmaşık bir uluslararası ortamda Pekin, büyük güçlerin çıkar çatışmaları ile diplomatik müzakerelerinin yegane kesişim merkezi haline gelerek Çin’in jeopolitik konumunu benzeri görülmemiş bir şekilde ön plana çıkardı [1]. Bu süreçte Şi Cinping, küresel etkiye sahip oyun kurucu bir devlet adamı portresi çizerek, dünya liderlerinin krizleri istikrara kavuşturmak adına Pekin’in kapısını çaldığını tüm dünyaya göstermiş oldu [8].

Aşağıdaki analizde; bu görüşmelerin arka planı, somut sonuçları ve ABD-Çin ile Rusya-Çin ilişkilerinin geleceğine yönelik etkileri bilimsel ve objektif bir perspektiften ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

Trump ve Şi Cinping Görüşmesi: Arka Plan ve Jeopolitik Çıkarlar

Başkan Donald Trump’ın 2026 yılı Mayıs ayında gerçekleştirdiği bu Çin ziyareti, kendisinin 2017 yılından bu yana Pekin’e yaptığı ilk resmi ziyaret olma özelliğini taşımaktadır [2, 9]. Bu zirvenin temelleri, 2025 yılı Ekim ayında Güney Kore’nin Busan şehrinde düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) toplantısı sırasındaki temaslarda atılmıştı [10].

ABD’de 2026 sonbaharında yapılacak ara seçimler öncesinde Trump yönetimi, iç kamuoyuna sunabileceği somut ekonomik ve diplomatik başarılara ihtiyaç duyuyordu [11]. Aynı zamanda İran krizi nedeniyle ABD, stratejik açıdan ciddi meydan okumalarla karşı karşıyaydı ve Trump, Çin’in İran üzerinde siyasi baskı kurarak bölgedeki deniz trafiğinin yeniden güvenli hale gelmesine yardımcı olmasını umuyordu [1, 4, 12]. Ekonomik açıdan ise ABD, Çin’e ihraç ettiği enerji ve tarım ürünlerinin miktarını artırarak kendi yerli üretim sektörlerine kazanç sağlamayı hedefliyordu [4, 6].

Çin tarafı ise genel olarak ABD’nin teknoloji ihracatına getirdiği yeni kısıtlamaları ve ambargoları erteletmeyi, ayrıca gümrük vergisi politikalarında uzun vadeli bir istikrar yakalamayı amaçlıyordu [1, 12]. Çin ekonomisinin 2026 yılı Nisan ayında büyüme hızının belirgin şekilde yavaşladığı ve perakende satışların sadece %0.2 arttığı karmaşık bir ekonomik kriz ortamında Pekin, ABD ile ilişkilerde gerilimi düşürme yolunu seçti [13]. Görüşmelerde Tayvan meselesi de en kritik odak noktası oldu; Şi Cinping, bu meselenin uluslararası hukuk çerçevesinde düzgün bir şekilde yönetilmemesi halinde Çin ile ABD arasında topyekun bir çatışmanın kaçınılmaz olacağı yönünde sert bir uyarıda bulundu [12, 14].

Trump-Şi Zirvesinin Sonuçları ve Stratejik Siyasi Tuzaklar

İki gün süren üst düzey görüşmelerin ardından, ABD ve Çin taraflarının yayımladığı resmi açıklamalarda dikkat çekici farklılıklar ve yaklaşım ayrılıkları ortaya çıktı [12, 15]. Beyaz Saray’ın açıklamasında ağırlıklı olarak somut ticari kazanımlara yer verildi; Çin’in büyük miktarda tarım ürünü (yıllık 17 milyar dolar) ve 200 adet “Boeing” uçağı satın almayı kabul ettiği gibi net rakamlar vurgulandı [5, 6, 15]. Buna karşın Çin medyasındaki resmi açıklamalarda bu tarz somut ekonomik rakamlara hiç değinilmedi; Çin liderliği, ilişkilerin stratejik yönünü tayin eden büyük kavramsal çerçevelere odaklanmayı tercih etti [12, 15].

Diplomatik açıdan en çok dikkat çeken husus, Şi Cinping’in ortaya attığı ABD ile “stratejik istikrara yönelik yapıcı bir ilişki” (constructive relationship of strategic stability) kurma önerisinin ABD tarafının metninde de aynen kabul edilip onaylanması oldu [6, 12, 16]. Çin’in siyasi literatüründe bu tarz özel tasarlanmış diplomatik formüller (提法 – tifa), çoğunlukla siyasi yönü belirleyen ve karşı tarafın hareket alanını kendi çizdiği sınırlara hapseden güçlü birer diplomatik araç olarak kullanılır [16].

Birçok araştırmacı ve analiste göre, ABD tarafı bu ifadeyi sıradan bir siyasi söylem veya ekonomik bir uzlaşı hamlesi olarak kabul etmiş olsa da, aslında bu Çin tarafından titizlikle hazırlanmış siyasi bir “tuzak” niteliğindeydi [12, 16]. Pekin, bu kavramı resmi metinlere dahil ederek, gelecekte ABD’nin Tayvan’a silah satmasını veya teknolojik kısıtlamalar uygulamasını doğrudan “stratejik istikrarı bozma” hamlesi olarak suçlamak adına şimdiden hukuki ve siyasi bir zemin hazırlamış oldu [12, 16]. Diğer taraftan Trump, görüşmenin ardından ABD televizyonlarına verdiği demeçte, Tayvan’a silah satışı konusunun Çin ile yapılan ticaret müzakerelerinde “çok iyi bir pazarlık kozu” olduğunu açıkça ifade ederek ABD’nin bu meseleye yönelik pragmatik ve çıkarcı yaklaşımını bir kez daha gözler önüne serdi [15, 17].

ABD-Çin İlişkilerinin Gelecekteki Seyri ve Rekabet

Pekin’deki bu zirve, görünürde iki ülke arasındaki krizi hafifletmiş gibi görünse de, aslında ABD ile Çin arasındaki köklü rekabet ve sürtüşmelerin hiçbirine kökten bir çözüm getiremedi [12]. ABD ve Çin, gelecekte vergi ve yatırım konularını müzakere etmek üzere yeni ve düzenli bir ticari diyalog mekanizması kurmayı kabul etti; ancak her iki tarafın açıklamasında da “ticaret savaşının resmi olarak sonlandırıldığına” dair net bir taahhüt veya garanti yer almadı [12, 15].

Teknoloji rekabeti konusu ise görüşmelerde neredeyse hiç gündeme gelmedi; yapay zeka (AI), yarı iletken (çip) krizleri ve gelişmiş teknoloji ihracatına yönelik kısıtlamalar hakkında esaslı hiçbir anlaşmaya varılamadı ve bu alandaki gerilim ciddiyetini korumaya devam ediyor [18]. Bununla birlikte, İran ile yaşanan savaş sürecinde Çinli şirketlerin yapay zeka ve uydu (örneğin, Beidou sistemi) teknolojilerinden yararlanarak ABD ordusunun hareketlerini izlemesi, Washington için benzeri görülmemiş yeni güvenlik tehditlerini beraberinde getirdi [18].

Çin istihbarat servislerinin örtülü ve açık faaliyetleri, bu bağlamda ABD Kongre üyelerini nüfuz altına alma girişimleri ve uluslararası sistemlere yönelik siber saldırılar kesintisiz devam etmektedir; bu durum iki ülke arasındaki stratejik güvenin ne kadar düşük olduğunu açıkça kanıtlamaktadır [5]. ABD’nin Hint-Pasifik bölgesindeki geleneksel müttefikleri de Washington ile Pekin’in kapalı kapılar ardında uzlaşmasından ciddi endişe duymaya başladılar; zira bu tür uzlaşıların kendi ulusal çıkarlarının feda edilmesi pahasına gerçekleşmesinden korkuyorlar [12, 19].

Denge mekanizmaları açısından bakıldığında Trump, İran konusunda Çin’den somut bir siyasi yardım beklemediğini açıkça ilan ederek, ABD’nin küresel krizlerde tek başına hareket etme stratejisine dayandığını ve Çin’in bölgesel çıkar odaklı konumunu fiilen tescillediğini ortaya koymuş oldu [12]. Gelecekte Şi Cinping’in ABD’ye yapacağı iadeiziyaret ve Trump’ın APEC zirvesine katılma planları, bu karmaşık ilişkilerin yalnızca belirli bir “yönetilebilir kriz” safhasına girdiğini göstermektedir, ancak iki ülke arasındaki yapısal rekabeti değiştirmeye yetmeyecektir [11].

Putin’in Çin Ziyareti: Yeni Dönemde Stratejik Ortaklık

ABD Başkanı’nın Pekin ziyaretinin tamamlanmasından sadece birkaç gün sonra, yani 19 Mayıs günü, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin resmi bir devlet ziyareti için Pekin’e geldi [3, 20]. Bu ziyaret, Putin’in görev süresi boyunca Çin’e yaptığı 25. resmi seyahat olup, Rus heyetinin üst düzey temsili, iki lider arasındaki kişisel dostluğun ve siyasi uyumun ulaştığı en üst seviyeyi teyit etti [12, 21].

Ziyaret esnasında iki lider baş başa görüşerek, 2001 yılında imzalanan tarihi ve kurucu nitelikteki “Çin-Rusya İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Antlaşması”nın süresini uzatmaya ve ortaklığı daha da tahkim etmeye karar verdiler [20, 21]. İki taraf, görüşmelerin ardından yayımladıkları 11.700 kelimelik geniş hacimli ve son derece ayrıntılı ortak bildiride, uluslararası düzenin yeni bir evreye, yani çok kutuplu bir dünyaya ve yeni tip uluslararası ilişkilere yöneldiğini resmen ilan etti [22, 23].

Bildiride, ABD’nin küresel hegemonya kurma girişimleri, bilhassa Washington’ın planladığı “Altın Kubbe” (Golden Dome) küresel füze savunma sistemi, uluslararası istikrarı baltalayan temel tehdit olarak sert bir dille kınandı [22, 24]. Bunun yanı sıra Rusya ve Çin, ABD öncülüğündeki AUKUS askeri ittifakının genişlemesine karşı çıkarak, bunun yerine kendi çıkarlarına uygun yeni bir “Avrasya Güvenlik Mimarisi” inşa edilmesini güçlü bir şekilde savundular [22, 24, 25]. Bildirinin bir diğer önemli maddesi olarak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri saldırılarını açıkça kınadılar; bunu uluslararası hukuka aykırı birer saldırganlık eylemi ve Orta Doğu’daki istikrarsızlığın ana kaynağı olarak nitelendirdiler [22, 24].

Şi Cinping, Putin ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Rusya ile olan dostluk ve işbirliğinin “sınır tanımayan” ve “üçüncü ülkeleri hedef almayan” doğasını özellikle vurgulayarak, ilişkilerin yeni bir tarihi dönemece girmesini memnuniyetle karşıladıklarını belirtti [23, 26].

Rusya-Çin İlişkilerindeki İşbirlikleri ve Somut Çıkarlar

Rusya ile Çin arasındaki stratejik ve “sınır tanımayan” olarak nitelendirilen işbirliği, yalnızca içi boş diplomatik söylemlerden ibaret kalmayıp; ekonomi, savunma sanayisi ve ileri teknoloji gibi alanlarda somut projelerle hayata geçirilmektedir [27, 28]. Batı dünyasının ağır ekonomik ambargoları sebebiyle Rusya, ihracat rotasını neredeyse tamamen Asya pazarına kaydırmış durumdadır; Çin ise şu anda Rus petrolü, doğal gazı ve kömürünün en büyük ve en güvenilir alıcısı konumundadır [28, 29].

Askeri işbirliği kapsamında, iki ülkenin kara, deniz ve hava kuvvetleri müşterek birçok tatbikat icra etmiştir. Özellikle 2022 yılından sonra bu tatbikatların giderek deniz kuvvetleri operasyonlarına daha fazla odaklandığı görülmektedir [25, 29]. Uzay teknolojileri ve yapay zeka (AI) alanlarındaki ortaklık da yeni bir boyuta ulaşmış olup, iki taraf uzayın silahlandırılmasına karşı durma kararlılıklarını yinelerken, çift amaçlı (hem sivil hem askeri) askeri teknolojileri ortaklaşa geliştirme planlarını ortaya koymuşlardır [24, 30].

Birleşmiş Milletler (BM) ve Güvenlik Konseyi bünyesinde Çin ile Rusya’nın oy kullanma süreçlerindeki koordinasyonu, 2025 yılından itibaren gözle görülür şekilde artmış ve Batı’nın önergelerine karşı ortak bir veto politikası benimsenmiştir [27, 29]. Genişletilmiş BRICS grubu ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi uluslararası platformlar vasıtasıyla bu iki devlet, gelişmekte olan “Küresel Güney” (Global South) ülkelerini kendi etraflarında bloke ederek ABD dolarının küresel finans sistemindeki hakimiyetini zayıflatmaya çalışmaktadır [22, 27].

Kültürel ve eğitsel alandaki bağları kuvvetlendirmek adına 2026 ve 2027 yılları “Çin-Rusya Eğitim İşbirliği Yılı” olarak ilan edilmiş; iki ülke arasında gençlik değişim programları, bilimsel araştırmalar ve sportif faaliyetlerde işbirliğinin zirveye taşınması hedeflenmiştir [3, 21, 22]. Batılı analistlerin değerlendirmelerine göre Çin; Rusya’ya gelişmiş ve çift amaçlı mikroçipler ile kritik haberleşme teknolojileri sağlayarak, Ukrayna savaşı ve Batı yaptırımları kıskacındaki Rusya ekonomisinin çökmesini engelleyen en hayati dayanak noktası olmuştur [27, 29].

Rusya-Çin Rekabeti: Tarihi ve Potansiyel Bölgesel Anlaşmazlıklar

Her ne kadar iki taraf diplomasi ve medya kanallarında dostluk ve ittifak ilişkilerini “sınır tanımayan” olarak lanse etse de, arka planda yapısal bazı siyasi rekabetler ve ciddi fikir ayrılıkları mevcuttur [30, 31]. En somut ekonomik sürtüşmelerden biri, Rusya’nın ekonomik açıdan büyük umutlar bağladığı ve reklamını yaptığı yeni “Sibirya’nın Gücü-2” (Power of Siberia-2) doğal gaz boru hattı projesine ilişkindir; nitekim bu son Pekin ziyaretinde de projeye dair resmi bir imza atılmamıştır [1, 29, 32]. Bu erteleme durumu, Çin’in tek bir tedarikçi ülkeye aşırı bağımlı hale gelmekten hassasiyetle kaçındığını ve Rusya’dan daha büyük fiyat indirimleri koparabilmek için süreci zamana yaydığını göstermektedir [1, 31].

Bunun yanı sıra, tarihi ve toprak temelli anlaşmazlıklar iki ülke ilişkilerinde her an alevlenebilecek en hassas konulardan biridir [30, 31]. 19. yüzyıldaki meşhur eşitsiz antlaşmalar (“Aygun Antlaşması” ve “Pekin Antlaşması”) vasıtasıyla Rus İmparatorluğu’na bırakılmak zorunda kalınan Dış Mançurya ve Vladivostok (Hayşenvey) toprakları, Çinli milliyetçilerin hafızasında hala milli bir kırgınlık ve haksızlık olarak canlılığını korumaktadır [31]. Çin’in resmi eğitim müfredatında ve dijital kültür ürünlerinde bu tarihi toprak kayıplarının sıklıkla işlenmesi, Rus makamlarında Çin’in uzun vadeli toprak taleplerine yönelik gizli bir şüphe ve temkinlilik yaratmaktadır [30, 31].

İrtiş Nehri’nin denize çıkış ağzı meselesinde de Çin’in ekonomik ve siyasi nüfuz geliştirme çabaları, bölgedeki Rusya ve Kuzey Kore’nin güvenlik refleksleri ile doğrudan karşı karşıya gelmektedir [22, 31]. Ayrıca Orta Asya ve Arktik (Kuzey Kutbu) bölgelerindeki ticari ve askeri nüfuz mücadelesi de iki devlet arasındaki “kırmızı çizgi” niteliğindeki diğer jeopolitik rekabet alanlarının tipik örnekleridir [29-31].

Sonuç: Çok Kutuplu Dünya Düzeninde Güç Dengesi

Yukarıda zikredilen karmaşık faktörler ve diplomatik hamleler göstermektedir ki, 2026 yılı Mayıs ayındaki Pekin zirveleri, küresel güç dengesindeki yeni çok kutuplu sistemi daha önce hiç olmadığı kadar berrak bir biçimde ortaya koymuştur [1]. Çin hükümeti ve bizzat Şi Cinping, kendisini ABD ve Rusya gibi diğer iki dev aktörün arasındaki merkezi denge unsuru ve küresel diplomasinin yeni kalbi olarak dünyaya başarıyla tescil ettirmiştir [1, 8].

Şi Cinping, Trump ile olan temaslarında yüzeysel ekonomik tavizler ve taahhütler vererek ABD’nin teknolojik baskısını ve müttefik toplama hamlelerini esnetmeye, böylece kendi kalkınma hamleleri için altın değerinde bir zaman kazanmaya çalışmıştır [1, 11, 12]. Bunun hemen ardından ise Putin’i ağırlayarak Rusya ile geleneksel ilişkileri siyasi, ekonomik ve askeri açıdan tahkim etmiş; ABD liderliğindeki Batı blokuna karşı güçlü bir stratejik ve ideolojik savunma hattı inşa etmiştir [22, 27].

Küresel siyasi konjonktürün gelecekte daha fazla çok kutupluluğa ve bloklaşmaya doğru evrildiği bir gerçektir; ABD için, muazzam bir ekonomik güce sahip Çin ile nükleer silah devi Rusya’nın bu denli yakınlaşması ve ortak hareket etmesi, tarihin en çetin ve çözülmesi en zor stratejik meydan okuması olmaya devam edecektir [8, 27]. Çin ve Rusya arasında derin tarihi, ekonomik ve bölgesel güvensizlikler ile rekabet alanları baki kalsa da; Batı’ya ve özellikle ABD’ye duyulan ortak tepki ve ortak varoluşsal kriz algısı, şimdilik bu iki komşu devleti birbirine kopmaz bağlarla kenetlemektedir [30, 31].

Son tahlilde net olarak ifade edilebilir ki; gelecekteki küresel siyasi iklim ve güç dengesi, ABD ve Batı dünyasının bu karmaşık, “sınır tanımayan” Çin-Rusya ortaklığını ne ölçüde yönetebileceğine ve çok kutuplu bu yeni dünyada kendi öncü konumlarını ne kadar koruyabileceklerine doğrudan endeksli olacaktır [13, 27].

Kaynak:

1      Authors unspecified. “Great Power Triangulation: Analytical Assessment of the May 2026 Beijing Summits and the Evolution of Sino-US-Russian Strategic Alignments”. Markdown Document. May 2026.

2      Ministry of Foreign Affairs of the People’s Republic of China. “President Xi Jinping Holds Talks with U.S. President Donald J. Trump”. MFA PRC. May 14, 2026.

3      President of Russia. “Press statements following Russia-China talks”. President of Russia. May 20, 2026.

4      Rush Doshi, Chris McGuire, Heidi E. Crebo-Rediker, David Sacks, David M. Hart. “At the Trump-Xi Summit, China Will Have the Upper Hand”. Council on Foreign Relations. May 10, 2026.

5      Alison O’Neil, Karina Wugang, Jackson Karas, Jon Plummer, Luke Jacobus. “China & Taiwan Update, May 15, 2026”. ISW. May 15, 2026.

6      Zongyuan Zoe Liu. “China and the U.S. Agreed to ‘Strategic Stability’ in Beijing. They Don’t Define It the Same Way.”. Council on Foreign Relations. May 18, 2026.

7      Spencer Feingold, Miriam Schive. “US-China relations: What to expect from the Trump-Xi summit”. World Economic Forum. May 8, 2026.

8      Hal Brands. “Xi Sets the Terms for Everyone Now”. Bloomberg. May 20, 2026.

9      Erin Hale. “Trump and Xi: The history of encounters between two superpower leaders”. Al Jazeera. May 12, 2026.

10    Wikipedia Contributors. “Busan Summit – Wikipedia”. Wikipedia. May 17, 2026.

11    Edgard D. Kagan. “Trump-Xi Summit in Beijing: Managing the World’s Most Important Relationship”. CSIS. May 8, 2026.

12    Kyle Chan, Jonathan A. Czin, Ryan Hass, Patricia M. Kim. “What Beijing got from the Trump-Xi summit”. Brookings. May 22, 2026.

13    Claus Soong. “Xi’s summits with Trump and Putin + China’s economy loses momentum + Hong Kong dissidents”. Merics. May 21, 2026.

14    Will Weissert, Aamer Madhani. “Xi tells Trump U.S. and China could clash over Taiwan”. PBS News. May 14, 2026.

15    Jennifer Pak. “The aftermath of Trump-Xi summit: comparing U.S. and China announcements”. NPR. May 22, 2026.

16    Mareike Ohlberg. “Beijing Wrote the Script”. German Marshall Fund of the United States. May 21, 2026.

17    Cara Bilson, Benjamin Sando. “How Taiwan Fared during the 2026 Trump-Xi Summit”. Global Taiwan Institute. May 21, 2026.

18    Lauryn Williams, Kuhu Badgi. “What the Trump-Xi Summit Revealed, and Left Unsaid, About U.S.-China Tech Competition”. CSIS. May 20, 2026.

19    Kurt Campbell, Mira Rapp-Hooper, Han Lin, Brett Fetterly. “Trump and Xi Left the Hardest Questions for Next Time”. The Asia Group. May 21, 2026.

20    Wikipedia Contributors. “2026 visit by Vladimir Putin to China – Wikipedia”. Wikipedia. May 23, 2026.

21    Mo Jingxi. “Xi, Putin agree to extend treaty”. China Daily HK. May 22, 2026.

22    Friends of Socialist China. “China and Russia agree joint statement on Further Strengthening Comprehensive Strategic Cooperation…”. Socialist China. May 25, 2026.

23    Xinhua. “Xi, Putin hail ‘new stage’ of ties in Beijing meeting”. Gov.cn. May 21, 2026.

24    Ministry of Foreign Affairs of the People’s Republic of China. “JOINT STATEMENT by the People’s Republic of China and the Russian Federation on Global Strategic Stability”. MFA PRC. May 9, 2025.

25    Ulrich Jochheim. “China-Russia relations: A quantum leap?”. European Parliament. May 26, 2023.

26    Xinhua. “Xi-Putin meeting charts new strategic course for China-Russia ties”. english.scio.gov.cn. May 22, 2026.

27    Council on Foreign Relations. “No Limits? The China-Russia Relationship and U.S. Foreign Policy”. CFR. December 2024.

28    Moscow Times Reporter. “Russia and China’s ‘No-Limits’ Trade Partnership Is Losing Steam”. The Moscow Times. May 22, 2026.

29    Maciej Kalwasinski, Filip Rudnik, Patrik Andersson, Minna Ålander, Henrik Wachtmeister. “China-Russia Dashboard”. OSW. April 28, 2026.

30    Leonid V. Tsukanov. “№ 3 (12), 2026. Dragon, Bear, and Hard Times: The Current State and Prospects of Russian-Chinese Relations”. PIR Center. January 28, 2026.

31    Valérie Niquet. “Russia-China Partnership: Without Limits, but with Lingering Territorial Issues”. JIIA. 2024.

32    Alison O’Neil, Daniel Shats, Karina Wugang, Sam Haendel, Jakub Kostka, Alexis Turek. “China & Taiwan Update, May 22, 2026”. ISW. May 22, 2026.