30 Aralık 2025, Uygur Haber Ağı: Mamatjan Juma tarafından hazırlanmıştır
Cambridge University Press tarafından yayımlanan bir araştırma, Uygurları bir "azınlık" olarak tanımlamanın, Çin'in 1949'da bu bölgeyi ele geçirmesinden bu yana süregelen sömürgecilik ilişkisinin mahiyetini gizlediğini ortaya koyuyor.
Söz konusu araştırmaya göre, yalnızca 2017'den bu yana gerçekleşen zulümlere odaklanmak; bölgedeki demografik yapının değiştirilmesi, toprakların yeniden yapılandırılması ve siyasi kontrolün uzun tarihinin göz ardı edilmesidir.
Araştırmacıya göre, Uygurları "azınlık" kategorisine dahil etmek, onların bağımsızlık haklarını inkar etmekte ve bağımsızlık çabalarının "bölücülük" adı altında cezalandırılmasına zemin hazırlamaktadır.
Geçtiğimiz on yılın büyük bir bölümünde, Çin'in Uygur bölgesi hakkındaki uluslararası haberler trajik olsa da hep aynı kalıpta devam etti: Toplama kamplarının uydu görüntüleri, eski tutukluların tanıklıkları ve Pekin'in politikalarının "soykırım" olarak adlandırılıp adlandırılmayacağına dair diplomatik tartışmalar.
Bugün araştırmacılar tarafından ortaya atılan ancak ihmal edilen daha temel bir soru şudur: Uygur halkını tanımlamak için kullanılan terminoloji ve bu krizin merkezindeki siyasi ilişkinin bizzat kendisi, dünyanın yaşanan olayları anlamasını kısıtlıyor mu?
Çek Bilimler Akademisi Kıdemli Araştırmacısı Dilnur Reyhan, Cambridge University Press'te yayımlanan son çalışmasında; Uygurları temelde Çin içindeki bir "azınlık" olarak tasvir etmenin, uzun süreli bir işgal ve tahakküm tarihini gizlediğini belirtti. Aksine, Çin'in resmi dilde "Xinjiang" olarak adlandırdığı bu bölge üzerindeki hakimiyeti, "yerleşimci sömürgecilik" (settler colonialism) olarak anlaşılmalıdır. Bu kavram normalde modern Çin devletinden ziyade, Avrupa imparatorluklarıyla ilişkilendirilen bir kavramdır.
Bu görüş, Pekin'in geniş çaplı gözetleme, dini inanç kısıtlamaları ve eleştirmenlerin "zorla asimilasyon" olarak nitelendirdiği programlarının uluslararası alanda yoğun inceleme altında olduğu bir dönemde geldi. Çinli yetkililer bu eylemleri "terörle mücadele" ve "yoksullukla mücadele" olarak lanse ederek yanlış bir şey yaptıklarını reddederken; Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa hükümetleri Çin'i soykırım ve insanlığa karşı suçlarla itham ederek yaptırımlar uygulamaktadır.
Dr. Dilnur Reyhan: "Eğer hükümetler ve medya, son dönemdeki vahşetleri sömürgecilik bağlamından kopararak açıklarsa, Uygurları kendi kaderini tayin etme hakkına sahip, sömürge altına alınmış bir halk olarak tanımaktan kaçınmış olurlar" dedi.
"Azınlık" Siyasi Bir Kategoridir
"Azınlık kategorisi, her zaman toplumdaki hakim grup tarafından oluşturulur; bu durum sömürge koşullarında daha da belirgindir."
Dr. Dilnur Reyhan'ın iddiasının merkezinde, "azınlık" kavramının yalnızca betimleyici değil, siyasi olduğu gerçeği yatmaktadır. Reyhan bir mülakatında: "Bir halkı kimin 'azınlık' olarak tanımladığına, kategorize ettiğine ve bundan kimin çıkar sağladığına bakmalıyız" dedi. Reyhan, uluslararası hukukta azınlık hakları kavramının geç ortaya çıktığını ve hala yasal olarak bağlayıcı bir tanımının bulunmadığını, bunun nedeninin ise güçlü devletlerin kendi "iç meseleleri" olarak gördükleri alanlara uluslararası hukuku karıştırmak istememeleri olduğunu vurguladı.
Reyhan'a göre bu çerçeve, Uygur vatanının 1949'da Halk Kurtuluş Ordusu'nun sevkiyatı ve kısa ömürlü Doğu Türkistan cumhuriyetlerinin yıkılmasının ardından Çin Halk Cumhuriyeti'ne ilhak edildiği koşulları silmektedir. Sonrasında gelen süreç ise sömürgeci bir yönetimdir; toprakların, nüfusun ve siyasi gücün yeniden yapılandırılması sömürge sistemlerinin temel özelliğidir.
Sömürgecilik Neden Merkezi Bir Kavramdır?
"Klasik sömürgeciliğin aksine yerleşimci sömürgecilik, yerli nüfusu kontrol etmeyi değil, onun yerini almayı hedefler." Reyhan aynı zamanda "iç sömürgecilik" kavramını da reddederek, bu terimin sömürgeci devlete meydan okumak yerine onun meşruiyetini güçlendirdiğini savunmaktadır.
İnsan Hakları Savunuculuğunun Sınırları
"Çin devletinin sömürgeci amaçlarını kabul etmeden sadece mevcut soykırım suçlarına üzülmek, sömürgeci Çin devletinin Uygurları bir millet olarak tamamen yok edene kadar bu suçları cezasız sürdürmesine teşvik vermektir. Uluslararası aktörlerin ilk adımı, Uygurların ve Doğu Türkistan'ın sömürge durumunu tanımaktır."