İnsan Hakları Araştırma Merkezi Raporu: Şi Cinping’in Doğrudan Sorumluluğu ve Suçun Boyutu
Turkistan Times, 22 Ocak, İstanbul: Araştırmacı Hanh Vu tarafından kaleme alınan ve İnsan Hakları Araştırma Merkezi (Human Rights Research Center) tarafından 21 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan "Sincan’daki Uygurlara Yönelik Zulüm: İşkence, İnsanlığa Karşı Suçlar ve Soykırım" başlıklı makalede, Çin hükümetinin Doğu Türkistan’da yürüttüğü baskı politikalarının üst düzeyde planlanmış bir "devlet suçu" olduğu güçlü kanıtlarla ortaya kondu. Makalede, özellikle son on yıl içerisinde Uygur milli kimliğinin temel değerlerini kökten yok etmek amacıyla, devlet liderliğinin doğrudan komutası altında koordineli ve sistematik bir kampanya yürütüldüğü vurgulandı.
Yazarın analizine göre, Çin hükümetinin bölgedeki baskı politikası 2014 yılından itibaren eşi görülmemiş bir düzeye ulaştı. Çin Komünist Partisi (ÇKP), Uygur ve diğer Müslüman milletleri "potansiyel güvenlik tehdidi" olarak görüp, "terörizme karşı savaş" adı altında geniş çaplı bir bastırma harekatı başlattı. Raporda, bu sert tedbirlerin sadece güvenliği korumak için değil, hükümetin bölgeyi tamamen kontrol altına alma ve ekonomik olarak merkeze bağımlı hale getirme hedefi doğrultusunda uygulandığı belirtildi.
Makaledeki en dikkat çekici noktalardan biri, bu zulümlerin yerel yetkililerin fevri kararları değil, doğrudan Pekin’deki merkezi hükümetin planlamasıyla gerçekleştirilmesidir. Yazar, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 2014 yılındaki bölge ziyaretinde verdiği "asla merhamet etmeme" talimatını alıntılayarak suçun kaynağına işaret etti. Özellikle 2016 yılında, Tibet’teki baskıcı teknikleriyle tanınan Chen Quanguo’nun bölgeye Parti Sekreteri olarak atanmasıyla, "yeniden eğitim" adı altındaki toplama kampları resmi bir statü kazandı.
Uygur Mahkemesi'nin (Uyghur Tribunal) değerlendirmesine göre, 2018 yılına gelindiğinde bu politikalar "neslini kesme, kökünü kurutma, bağlarını koparma" şeklindeki vahşi emirlerle zirveye ulaştı. Yüz binlerce silahlı personel ve yüzlerce yeni cezaevi inşasını gerektiren bu devasa sistemin üst düzey onay olmadan gerçekleşmesi imkansızdır. Bu nedenle mahkeme, bu suçların en ağır sorumluluğunu Şi Cinping ve Chen Quanguo gibi üst düzey yetkililere yüklemiştir.
Raporda sunulan bağımsız "Uygur Mahkemesi" inceleme sonuçları, bölgedeki işkencelerin sistematik olduğunu kanıtlamıştır. Tanık ifadelerine göre, tutuklular 22 metrekarelik dar hücrelerde 50 kişiyle birlikte yaşamaya zorlanmış, insanlık dışı koşullarda, tuvalet için bile açık kovalar kullandırılmıştır.
Kamplarda tırnak sökme, ağır darp, "kaplan koltuğu"na günlerce bağlama ve elektrik şoku gibi dehşet verici işkenceler tutukluların ruhsal ve fiziksel sağlığını tahrip etmiştir. Daha da acısı, kadın ve erkek tutuklulara yönelik sistematik cinsel şiddet, toplu tecavüz ve cinsel organlara elektrikli cop kullanılması gibi insanlık onurunu ayaklar altına alan eylemler gerçekleşmiştir.
Makale, Çin hükümetinin Uygur nüfusunun doğal artışını engellemek için kasıtlı olarak "soykırım" yöntemlerine başvurduğunu göstermektedir. 2017’den itibaren Doğu Türkistan’ın güney vilayetlerinde doğurganlık çağındaki kadınların %80’ine zorla rahim içi araç (RİA) takılmış, kısırlaştırılmış ve hatta hamileliği ilerlemiş kadınlar kürtaja zorlanmıştır. İstatistiksel verilere göre Hotan vilayetinde doğum oranı 2018’de bin kişi başına 25.41’den 7.41’e sert bir düşüş yaşamıştır. Bu trajik gerçeklere dayanarak mahkeme, Çin'in Uygur neslini kurutmayı hedeflediğini ve bunun uluslararası hukuka göre "soykırım" suçu teşkil ettiğini karara bağlamıştır.
Yazarın vurguladığı üzere, Çin hükümeti bölgenin dini ve kültürel köklerini yok etmek için yaklaşık 16.000 camiyi (%65) yıktı veya başka amaçlar için dönüştürdü. Namaz kılmak, sakal bırakmak ve oruç tutmak gibi normal dini pratikler "aşırıcılık" kabul edilerek binlerce kişinin uzun süreli hapis cezası almasına neden oldu. Aynı zamanda, 880 binden fazla Uygur çocuğu zorla ailelerinden koparılarak Çince eğitim veren yatılı okullarda milli kimliklerine yabancılaştırıldı.
Ayrıca "kardeş aile" adı verilen politika ile milyonlarca Çinli memur Uygur evlerine yerleştirildi. Bu memurlar Uygurların özel hayatlarını gözetlemiş, hatta eşleri kamplarda olan kadınlarla aynı evde kalarak cinsel tacizde bulunmuştur.
Hanh Vu makalesini şu şekilde sonlandırıyor: Uygur Mahkemesi'nin doğrudan icra ve cezalandırma yetkisi olmasa da, topladığı reddedilemez deliller Çin’in suçlarını tarihe not düşmek açısından hayati öneme sahiptir. Dünya Uygur Kurultayı, bu tarihi hükmün açıklandığı 9 Aralık gününü "Uygur Soykırımı’nı Anma Günü" ilan etmiştir. Bu rapor, ÇKP üst yönetiminin doğrudan komutası altında bir milleti tamamen yok etmek veya asimile etmek için planlı, sistematik ve vahşi bir "devlet suçu" işlendiğini bir kez daha ifşa etmiştir.