27 Ocak 2026
Bu analiz makalesi, dünyanın önde gelen stratejik araştırma kuruluşlarından biri olan Amerikan RAND Corporation tarafından Ocak 2026’da yayımlanan “Yeni Milletler Çağı: Yapay Zeka Çağında Güç ve Avantaj” başlıklı raporu temel almaktadır. Ayrıca, Dış Politika Araştırma Enstitüsü (FPRI) tarafından 26 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan “ABD’nin Yapay Zeka Hızlandırma Planı ile Çin’in Yayılma Modeli” başlıklı analizi de ikincil kaynak olarak kullanılmıştır. Bu iki önemli belge; dünyanın Yapay Zeka (AI) teknolojisi aracılığıyla devasa bir tarihi dönüşümün eşiğinde olduğunu, bu süreçte devletler arası rekabetin mahiyetinin sadece teknik üstünlük değil; toplumsal yapı, yönetim modeli ve insani faktörlere bağlı olduğunu derinlemesine ortaya koymaktadır. Bu makalenin önemi, Yapay Zeka çağında bir milletin yükselişinin veya gerilemesinin temel nedenlerini tarihi ve güncel bir perspektiften anlamamıza yardımcı olmasındadır.
Giriş: Dünya Tarihi Yine Büyük Bir Dönüm Noktasında
Dünya tarihi bir kez daha devasa bir kırılma noktasındadır. İnsanlık toplumu, tıpkı 18. yüzyıldaki Sanayi Devrimi gibi, belki de ondan daha derin ve geniş kapsamlı bir teknoloji devriminin eşiğine gelmiş bulunuyor. Bu, Yapay Zeka (AI) devrimidir. Ancak bugün çoğu insanın ve hükümetin dikkati yalnızca teknolojinin kendisine; yani çipler (Chip), veri merkezleri ve hesaplama modellerine odaklanmış durumda. Oysa RAND şirketinin son raporu bize daha derin bir gerçeği hatırlatıyor: Yapay Zeka çağındaki rekabetin özü teknik değil, özü itibarıyla toplumsaldır (RAND, s. 8).
Tarihe bakıldığında, teknoloji devrimlerinin jeopolitik üzerindeki etkisinin muazzam olduğunu görürüz. Sanayi Devrimi döneminde İngiltere ve daha sonra Japonya (Meiji Restorasyonu aracılığıyla) hızla gelişerek küresel birer güç haline gelirken; bu değişime ayak uyduramayan Osmanlı İmparatorluğu ve Çarlık Rusyası gibi devletler geride kalmış veya parçalanmıştır (RAND, s. 1-3). Bu tarihi ders bize şunu öğretmektedir: Bir devletin kaderi, yeni teknolojiyi ne kadar hızlı kabul ettiği ve onu toplumun her katmanına ne kadar etkili bir şekilde nüfuz ettirebildiği ile belirlenir.
Yapay Zeka çağında da tam olarak aynı kanun işlemektedir. Hangi ülkenin toplumu bu yeni teknolojiyi benimsemeye, onu ekonomik ve askeri alanlara uygulamaya ve teknolojinin yol açacağı toplumsal sarsıntıları yönetmeye muktedirse, o ülke galip gelecektir (RAND, s. 11). Dolayısıyla rekabet avantajı, sadece en güçlü AI modeline sahip olmakla değil, bu teknolojinin toplumda ne kadar geniş bir ölçekte “yayıldığı” (Diffusion) ile ölçülür.
Bu süreçte, ABD veya başka herhangi bir ülkenin bu çağda üstünlüğünü koruyabilmesi için yalnızca gelişmiş çipler ve modeller üretmesi yeterli değildir; aksine bir tür “Milli Yenilenme” (National Renewal) stratejisini hayata geçirmesi gerekir (RAND, s. 16). Bu strateji; teknolojinin yanı sıra toplumun ruhunu, kurumsal yapısını ve insani değerlerini yeniden inşa etmeyi gerektirir.
RAND raporunda, ülkelerin rekabet gücünü belirleyen yedi temel toplumsal özellik ortaya konmuştur: Milli irade ve hırs, bütünleşmiş bir milli kimlik, ortak fırsatlar, aktif devlet, etkin kurumlar, öğrenme ve adaptasyon kabiliyeti ile çeşitlilik ve çoğulculuk (RAND, s. 10-12). Kimin bu alanlarda üstünlük sağlayacağı, yapay zekayı nasıl kullandığına bağlı olacaktır. Aşağıda bu özellikleri ve iki büyük gücün stratejilerini detaylıca tartışacağız.
1. İki Farklı Strateji: ABD’nin Hızlandırması ve Çin’in Yayılması
Bu noktayı, FPRI analizinde yer alan ABD ve Çin’in yapay zeka stratejilerindeki farklar net bir şekilde aydınlatmaktadır. Çin’in “Askeri-Sivil Füzyon” (Military-Civil Fusion) stratejisi aslında bir tür “yayılma modeli” (Diffusion Model) olup, teknolojiyi laboratuvardan pratik uygulamaya hızla dönüştürmeyi amaçlar. Çin şu anda ticari nitelikteki yenilikleri hızla askeri işlere uyarlamaya ve geniş ölçekli kullanıma büyük önem vermektedir (FPRI Raporu).
Buna karşılık, ABD Savunma Bakanlığı’nın yeni stratejisi de geçmişteki sadece teknolojik icatlara odaklanma anlayışını aşarak, bir “Hızlandırma Planı” (Acceleration Plan) aracılığıyla bürokratik engelleri ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. ABD’nin amacı; yapay zekayı ordu içindeki test aşamasından gerçek bir savaş gücüne dönüştürme hızını artırmaktır. Bu rekabette “kim en hızlı öğrenip teknolojiyi en hızlı konuşlandırırsa o kazanır” prensibi belirleyici rol oynamaktadır (FPRI Raporu).
FPRI raporunda belirtildiği üzere, ABD’nin “Öncü Projeleri” (Pace-Setting Projects) bu tür çabaların tipik bir örneğidir. Örneğin, “Swarm Forge” ve “Open Arsenal” gibi projelerle ABD askeri kanadı yenilikçiliği hızlandırarak Çin’in ölçekli kullanım avantajına karşı koymayı hedeflemektedir. ABD için en büyük risk teknoloji eksikliği değil, bürokratik sürtünmedir; yeni strateji tam da bu engelleri, yani veri paylaşımı ve onay süreçlerini hızlandırmayı hedeflemektedir (FPRI Raporu).
Çin’in yapay zekayı orduda kullanma hamlesi çoğunlukla bir “teknoloji yarışı” olarak görülse de, gerçekte bu bir “benimseme yarışıdır.” Çin Halk Kurtuluş Ordusu, son on yılda mekanizasyondan enformasyonizasyona, şimdi ise “akıllandırma” (Intelligentization) aşamasına geçmiştir. Buradaki kilit faktör; karar alma avantajı ve bilişsel yetenekleri artırarak savaş meydanında düşmandan daha hızlı hareket etmektir (FPRI Raporu).
ABD’nin stratejisi ise “savaş dönemindeymişçesine” (Wartime approach) bir aciliyetle engellerin kaldırılmasını gerektirir. Yani sertifikasyon, test ve sözleşme süreçlerindeki kırtasiyeciliği azaltarak teknolojinin somut güce dönüşme süresini kısaltmayı amaçlar. Buradaki hedef, yapay zekayı sadece laboratuvarlarda birer model olarak bırakmayıp gerçek bir savaş gücüne dönüştürmektir (FPRI Raporu).
Bu iki stratejinin arkasında yatan mantık şudur: Teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun, eğer geniş ölçekte ve etkili bir şekilde kullanılmazsa devletin rekabet gücüne dönüşemez. Çin merkeziyetçi yapısıyla bunu başarmaya çalışırken, ABD kendi inovasyon ekosistemini harekete geçirerek buna yanıt vermektedir. Sonuç olarak, ABD ve Çin arasındaki bu rekabet sadece kimin daha zeki makinelere sahip olduğuyla değil, kimin sisteminin yeni teknolojiye daha hızlı uyum sağlayabildiğiyle ilgilidir. Yapay zekanın askeri ve ekonomik alanda yayılması (Diffusion), gelecekteki güç dengesini belirleyen temel faktör olacaktır (RAND, s. 11).
2. Milli İrade ve Kimlik: Toplumun Manevi Sütunları
RAND raporunda sunulan yedi temel toplumsal özellik arasında “milli irade” ve “bütünleşmiş milli kimlik” en kritik sırada yer alır. Tarihteki güçlü devletler her zaman kendilerine inanan ve dünyada iz bırakmayı hedefleyen bir iradeye sahip olmuşlardır (RAND, s. 68). Yapay zeka bir devlete yeni bir güven ve güç aşılayabilir. Örneğin, Çin’in yeni açık kaynaklı modellerinin halkında milli bir gurur uyandırması gibi, teknolojik başarılar milletleri canlandırır (RAND, s. 69).
Ancak bunun bir de riskli tarafı vardır: Eğer yapay zeka insanların yerini alıp onları daha tembel ve amaçsız hale getirirse (tıpkı “Wall-E” filmindeki senaryo gibi), bu durum milletin rekabet gücünü zayıflatır (RAND, s. 71). İnsanlar zorluklarla yüzleşmekten kaçıp yapay zekanın konforlu kollarına kendilerini bırakırlarsa milli irade kırılır. Toplumda “sessiz istifa” veya “düz yatma” (Tang Ping) gibi pasif fenomenler artarsa, yapay zeka bu ruh halini daha da ağırlaştırabilir (RAND, s. 72).
“Bütünleşmiş milli kimlik” meselesi de aynı derecede önemlidir. Güçlü devletlerin vatandaşlarında ülkelerine karşı bir sadakat ve ortak aidiyet duygusu bulunur (RAND, s. 77). Lakin yapay zeka toplumu bölme riski taşır. Özellikle yapay zeka ile üretilen dezenformasyon ve kutuplaşma, insanlar arasındaki ortak gerçekliği yıkarak toplumu parçalayabilir (RAND, s. 83). Eğer insanlar yapay zeka aracılığıyla sadece duymak istedikleri bilgilere ulaşır ve ortak hakikatten uzaklaşırsa milli birlik zarar görür.
Yapay zekanın bir diğer tehlikesi, toplumdaki sosyal sermayeyi, yani insanlar arasındaki güven ve iş birliği ağını zayıflatabilmesidir (RAND, s. 126). İnsanlar gerçek hayattaki karmaşık ilişkilerden kaçıp yapay zeka yoldaşlarıyla (Chatbots) dertleşmeye başlarsa bu toplumsal bütünlüğe zarar verir. Bu tür bir “Dijital Koza” (Technological Cocoon) içine hapsolmak, insanları birbirinden yabancılaştırarak milli kimliğin temellerini sarsar (RAND, s. 71).
3. Fırsat ve Adalet: Oligarşi Riskine Karşı “Ortak Fırsat”
Başarılı toplumların bir diğer temel özelliği “ortak fırsat” yaratmaktır. Bu, bir ülkedeki tüm bireylerin yeteneklerini sergileme, çalışma ve gelişme fırsatına sahip olması anlamına gelir (RAND, s. 91). Sanayi Devrimi başlangıçta büyük eşitsizlikler getirse de sonradan orta sınıfın genişlemesine imkan tanımıştır (RAND, s. 92). Yapay zeka çağında da eğer bu teknoloji sadece az sayıda seçkinin (elitlerin) elinde toplanırsa, toplumdaki eşitsizlik daha da derinleşir ve bir “Fırsat Oligarşisi” (Oligarchy of Opportunity) ortaya çıkar (RAND, s. 100).
Yapay zekanın iş kollarını ele geçirme ihtimali büyüktür; bazı tahminlere göre 2050 yılına kadar çalışma saatlerinin %70-80’inin otomatikleşmesi mümkündür (RAND, s. 98-99). Eğer bu süreç doğru yönetilmezse, çalışanlar ile sermaye sahipleri arasındaki uçurum büyür ve toplumsal istikrarsızlık tetiklenir. Bu nedenle başarılı toplumlar, yapay zekayı insanın yerini alan değil, insanın yeteneklerini artıran bir araç olarak kullanabilen toplumlardır.
Buradaki en kritik kavram “İnsani Öznellik” (Human Agency) veya kendi kaderine hükmetme hakkıdır (RAND, s. 94). Yapay zekanın insanlar adına karar vermesi, bilgileri filtrelemesi ve hatta yaratıcılık işlerini üstlenmesi; insanların kendiliğinden yenilik yapma ve inisiyatif alma kabiliyetini köreltebilir. Örneğin, Londra taksi şoförlerinin “The Knowledge” (Bilgi) sınavı için yıllarca ter dökmesi ile GPS kullanan şoförler arasındaki fark, gerçek beceri ile teknolojik kolaylık arasındaki farkı gösterir (RAND, s. 95).
4. Aktif Devlet ve Etkin Kurumlar
“Aktif Devlet” faktörü yapay zeka çağında son derece kritiktir. Tarihte başarıya ulaşmış devletlerin neredeyse tamamında hükümet, rekabet avantajı yaratmada aktif bir rol oynamıştır (RAND, s. 107-108). Günümüzde ABD hükümetinin yapay zeka gelişimini desteklemesi, altyapı yatırımları ve araştırmalara fon sağlaması bu aktif devlet anlayışının bir sonucudur. FPRI raporundaki “Hızlandırma Projeleri”, sadece teknoloji değil, yönetim modelini de reforme etmeyi amaçlayan aktif devlet hamleleridir (FPRI Raporu).
“Etkin Kurumlar” meselesi de aynı derecede önemlidir (RAND, s. 119). Şu an birçok gelişmiş ülkede kamu kurumlarının işlevselliği zayıflamış ve halkın güveni sarsılmıştır (RAND, s. 60). Yapay zeka; devlet işlerini basitleştirme, verimliliği artırma ve bürokrasiyi azaltma yoluyla kurumları yeniden canlandırma fırsatı sunar (RAND, s. 122). Örneğin vergi işleri, trafik yönetimi ve sağlık hizmetlerinde yapay zeka kullanımıyla etkinlik artırılabilir.
Ancak kurumlar yapay zeka kullanımında dikkatli olmalıdır; aksi takdirde bu teknoloji bir “Yırtıcı Bürokrasi” (Predatory Bureaucracy) yaratarak vatandaş haklarını gasp eden bir araca dönüşebilir (RAND, s. 124). Algoritmik kararlar insani empatiden yoksun olduğu için adaletsizliklere yol açabilir. Nitekim Amsterdam’daki sosyal yardım sistemindeki başarısızlık, yapay zekanın karmaşık sosyal meselelerdeki sınırlılıklarını göstermiştir (RAND, s. 46).
5. Öğrenme, Adaptasyon ve Çeşitlilik: Geleceğin Anahtarı
RAND raporunda belirtilen diğer iki önemli özellik “Öğrenme ve Adaptasyon Kabiliyeti” (RAND, s. 131) ile “Çeşitlilik ve Çoğulculuktur” (RAND, s. 141). Rekabette öne çıkan milletler daima yeni fikirlere açık ve öğrenmeye heveslidir (RAND, s. 132). Yapay zeka, insanların öğrenme kapasitesini muazzam düzeyde artırabilir; özellikle bilimsel araştırmalarda yeni keşifleri hızlandırabilir (RAND, s. 133).
Ancak burada da büyük bir tehlike vardır. Eğer insanlar tüm düşünme ve karar verme işlerini makinelere devrederse (Cognitive Off-loading), insani zeka gerileyebilir ve bir “Bilişsel Tembellik” ortaya çıkabilir (RAND, s. 136-137). Öğrenciler ödevlerini, araştırmacılar analizlerini yapay zekaya bırakırlarsa, insanlığın gerçek yaratıcılığı kuruyabilir. Bu nedenle gerçek bir öğrenen toplum olmak için yapay zekayı insan beyninin ikamesi değil, takviyesi olarak konumlandırmak gerekir.
“Çeşitlilik ve Çoğulculuk” da aynı şekilde hayatidir. Tarih, farklı fikir ve kültürlere açık olan toplumların daha fazla inovasyon yapabildiğini kanıtlamıştır (RAND, s. 142). Yapay zeka, farklı insanların fikirlerini harmanlamaya yardımcı olabilir. Ancak o aynı zamanda bir “Algoritmik Tek tipleşme” (Homogeneity) yaratarak fikirsel çeşitliliği boğabilir de (RAND, s. 143). Eğer herkes aynı yapay zeka modelinden cevap alırsa, insan düşüncesi tek bir kalıba girer ve yenilikçilik ölür.
6. Sonuç: Teknolojiyi Aşan Bir Gelecek
Yukarıdaki tartışmalar bizi çok net bir sonuca ulaştırıyor: Yapay zeka ne kadar güçlü olursa olsun, o sadece bir araçtır; bu aracın hangi yöne ateş edeceğini ise onu kullanan toplumun “ruhu” belirler. RAND raporunda vurgulandığı gibi, milletlerin kaderi teknoloji yığınının (Technology Stack) yüksekliğinde değil, o teknolojinin toplum damarlarında ne kadar sağlıklı aktığında gizlidir. Eğer yapay zeka toplumu bölerse, yaratıcılığı köreltirse ve adaletsizliği artırırsa, o teknolojiye sahip devletin rekabet gücü artmak bir yana, iç çekişmeler nedeniyle zayıflayacaktır (RAND, s. 11).
Bu süreçteki en kritik nokta, “İnsani Öznelliği” (Human Agency) korumaktır. Yapay zekayı insanların yerini alan bir “efendi” değil, yeteneklerini artıran bir “yardımcı pilot” (Co-pilot) olarak görmeliyiz. Eğer düşünme ve karar verme yetkisini makinelere devredersek, ne milli irademiz kalır ne de yenilikçi kabiliyetimiz (RAND, s. 152). Bu nedenle devlet stratejileri, sadece teknoloji geliştirmeye değil, insanların bu yeni çağda kendi rollerini nasıl icra edeceklerine odaklanmalıdır.
Sonuç olarak, yapay zeka çağı teknik bir imtihan olduğu kadar toplumsal ve ahlaki bir sınavdır. Tarih kanıtlamıştır ki; teknolojiye köle olanlar değil, onu akılla dizginleyebilenler gerçek galiplerdir.
Kaynakça:
- Mazarr, M. J. (2026). A New Age of Nations: Power and Advantage in the AI Era. RAND Corporation.
- Vaughn, S. (2026). The US AI Acceleration Plan vs China’s Diffusion Model. Foreign Policy Research Institute (FPRI).