Türkistan Times, 26 Şubat 2026: Amerika Birleşik Devletleri'ndeki siyasi sığınma sisteminde yıllardır sıkışıp kalan Uygurların durumu giderek ciddileşiyor. Uygur İnsan Hakları Projesi (UHRP) adına Dr. Henryk Szadziewski tarafından hazırlanan bir raporda belirtildiği üzere, şu anda 500 ila 1000 arasında Uygur, ABD göçmenlik sisteminin boşluğunda çaresizce bekliyor. Bu kişilerin bazıları, dosyalarının işleme alınmasını sekiz yılı aşkın bir süredir umutla beklemekte. Bu uzun bekleyiş süreci, sığınmacılara sadece fiziksel ve ruhsal açıdan ağır darbeler vurmakla kalmıyor, sınırlı gelirleri nedeniyle onları ekonomik olarak da tüketiyor. Bu haberde, rapordaki önemli bulgular ve Uygurların ABD'deki sığınma sürecinde karşılaştıkları acı dolu kader ayrıntılarıyla ele alınıyor.
ABD'den sığınma talep eden bu Uygurlar, esasen Doğu Türkistan'daki sistematik zulüm ve soykırımdan canlarını zor kurtaran kişilerdir. 2016 yılından itibaren Doğu Türkistan'daki durum daha da kötüleşmiş, Çin hükümetinin eylemleri soykırım ve insanlığa karşı suç seviyesine ulaşmıştır. Sığınmacılar, tam da bu dehşet verici tehlikeden kurtulmak için ABD'yi güvenli bir liman olarak seçmiştir. Ocak 2022 tahminlerine göre, yaklaşık 800 Uygur belirsiz süreli bekleme listesinde kalmıştır. Kuzey Virginia merkezli Uygur Amerikan Derneği'nin (UAA) bildirdiğine göre, her bir dosya bir aileyi temsil ettiğinden, bu çözülemeyen dosyalar aslında 500 ila 1000 kişinin hayatını ve ölüm kalım mücadelesini ilgilendirmektedir.
Bu sığınmacıların çoğu, kendi vatanlarında yüksek öğrenim görmüş ve istikrarlı mesleklere sahip toplumun seçkin kesimidir. Aralarında deneyimli girişimciler, uluslararası şirket temsilcileri, üniversite profesörleri ve araştırmacılar bulunmakta olup, birçoğu Pekin veya Şincan Üniversitesi (Doğu Türkistan Üniversitesi) gibi tanınmış eğitim kurumlarından mezundur. Devlet destekli ayrımcılığa rağmen kendi çabalarıyla büyük başarılar elde etmiş olsalar da, Çin hükümeti onların mesleki başarılarını gizli bir tehdit olarak görmüş ve onları hedef alarak bastırmıştır. Bazı sığınmacılar, hiçbir yasayı ihlal etmedikleri halde, sadece dini kitaplar bulundurdukları gerekçesiyle tutuklandıklarını ve elektrikli coplarla vahşice işkenceye maruz kaldıklarını ifşa etmiştir.
Doğu Türkistan'dan ABD'ye ulaşma süreci de tehlikeli sınavlarla doludur. Bazı Uygurlar, 2016'daki pasaportlara el koyma politikasından önce doğrudan ABD'ye gelirken, diğerleri Birleşik Arap Emirlikleri, Japonya ve Türkiye gibi ülkeler üzerinden ABD'ye ulaşmıştır. Bu üçüncü ülkelerde de Uygurlar, Çin'in sınır ötesi baskı politikasının hedefi haline gelmiştir; örneğin Japonya'da polisten koruma talepleri reddedilmiş, Türkiye'de ise Çin ile ilişkilere zarar gelmemesi adına polis uyarılarına maruz kalmışlardır. Bu nedenle Uygurlar, ABD'yi Çin'in uzun elinin ulaşamayacağı tek güvenli bölge olarak görerek tüm çabalarıyla buraya gelmişlerdir.
ABD'ye giriş sürecindeki zorluklar da sığınmacıları ağır bedeller ödemeye mecbur bırakmıştır. Çoğu kişi ticari veya turistik vizeyle gelip sığınma talep ederken, bazıları Meksika sınırı üzerinden tehlikeli yolları aşarak ABD'ye ayak basmıştır. Örneğin, Yusuf isimli bir sığınmacı sınırdan girdikten sonra göçmen gözaltı merkezinde dört ay hapis yatmış, 10 bin dolar kefalet ödeyerek ve ayağına elektronik takip cihazı takılması şartıyla serbest bırakılmıştır. Bu tür soğuk muameleler, onların özgürlüğe dair ilk umutlarına ağır bir darbe vurmuştur.
ABD'ye geldikten sonra bu Uygurlar, Amerika'nın karmaşık ve yavaş işleyen bürokratik sistemiyle karşı karşıya kalmıştır. ABD yasalarına göre sığınmacıların bir yıl içinde başvuru yapması gerekmekte olup, sığınma ofisinin aslında dosyayı 180 gün içinde sonuçlandırması gerekiyordu. Ancak, son yıllarda yaşanan politika değişiklikleri ve sistemdeki devasa dosya yığılması nedeniyle bu kurallar sadece kağıt üzerinde kalmıştır.
Özellikle 2018 yılında Trump yönetimi döneminde uygulanan "Son Gelen İlk İşlenir" (LIFO) politikası, Uygur sığınmacılara en ağır darbeyi vurmuştur. Bu politikanın amacı sahte başvuruları engellemek olsa da, uzun yıllardır bekleyen Uygurların dosyaları sıranın en sonuna itilmiştir. Sonuç olarak, 2015 yılından itibaren başvuru yapan birçok kişinin bekleme süresi yedi yılı aşmıştır ki bu, zaten korkunç kamplardan ve hapishanelerden korkup gelen insanlar için kabul edilemez bir mağduriyettir.
2022 yılında Biden yönetimi sistemi ıslah ederek süreci altı aya indirmeyi hedeflese de, önceden yığılan dosyalar henüz çözülememiştir. Örneğin, Alimcan isimli bir sığınmacı 2015 yılında başvuru yapmış ve ancak sekiz yıl bekledikten sonra mahkeme günü alabilmiştir. Alimcan, "Bu sistem arızalı, bizim de kendi hayatımıza normal bir şekilde başlama hakkımız var," diyerek tepkisini dile getirmiştir. Bir diğer sığınmacı Aynur'un mahkeme günü de ancak dokuz yıllık bekleyişin ardından belirlenmiştir.
Bu tür belirsizlikler, Uygur sığınmacıların ruhsal ve fiziksel sağlığını yıkıma uğratmaktadır. Sığınma sistemindeki belirsizliğe Doğu Türkistan'daki akrabalarla iletişimin kesilmesi de eklenince, onlarda ağır ruhsal baskı, depresyon ve "hayatta kalanın suçluluk duygusu" oluşmuştur. Çin'in yurt dışındakilerle iletişim kuranları tutuklama politikası nedeniyle, onlar ABD'ye gelmeleri sebebiyle aile üyelerinin cezalandırıldığını düşünerek gece gündüz acı çekmektedir.
Rapordaki örnekler bu trajedinin derinliğini göstermektedir. Sığınmacı Hoşur, sığınma talebinde bulunduğu için beş kardeşinin kamplara kapatıldığını, onların hayatının mahvolduğunu düşünerek uykusuzluk çektiğini belirtmektedir. Alimcan ise anne ve babasının vefat haberini tanımadığı kişilerden duymuş, bu haberi doğrulama imkanının olmaması acısını daha da artırmıştır.
Uygur sığınmacıların çoğunda depresyon, unutkanlık ve kronik uykusuzluk sorunları görülmüştür. Bir sığınmacı çaresizliğini, "Ne zaman uyusam, rüyamda ABD vatandaşı olduğumu görüyorum," diyerek ifade etmektedir. Her ne kadar psikolojik desteğe ihtiyaç duysalar da, asgari ücretle hayata tutunmaya çalışan bu insanlar için pahalı sağlık sigortası ve psikolojik tedavi bir lüks gibi görünmektedir.
Ekonomik zorluklar ve süreli belge yenileme baskısı da sığınmacıları zorlamaktadır. Siyasi sığınma statüsü onaylanmadığı için, sadece çalışma izinlerini yenilemek adına her yıl binlerce dolar harcamaktadırlar. Örneğin Murat ve eşi, yedi yıl içinde sadece çalışma izni için 7.000 dolardan fazla para harcamıştır. Bazen izinlerin gecikmesi, onları işsiz ve evsiz kalma riskiyle karşı karşıya bırakmıştır.
Çin hükümetinin pasaportu bir silah olarak kullanarak sınır ötesi baskıyı artırması durumu daha da karmaşıklaştırmıştır. Konsolosluklar Uygurların pasaportlarını yenilemeyi reddederek onları Çin'e dönmeye zorlamaktadır. Sonuçta birçok Uygur vatansız kalmış, pasaportsuz yaşamanın ruhsal ıstırabını ve seyahat özgürlüğünün kısıtlanmasını yaşamaktadır. ABD makamlarının bu idari engelleri bahane ederek dosyaları uzatması, insanların büyük tepkisini çekmektedir.
Göçmenlik bürosu yetkililerinin Uygurların karşı karşıya kaldığı soykırım durumunu yeterince anlamaması en umut kırıcı noktadır. Sığınmacılara göre, bazen memurlar Uygurlar ile sıradan Çin vatandaşları arasındaki farkı ayırt edememektedir. Ahmet isimli bir sığınmacı, "ABD hükümeti durumumuzu soykırım olarak tanıdığı halde, neden göçmenlik bürosu bu aciliyeti hissetmiyor?" diye güçlü bir soru yöneltmiştir.
Bu adaletsiz gecikmelere karşı, ABD'deki Uygur toplumu sürekli bir çaba içerisindedir. UHRP ve UAA yetkililere mektup yazarak ve Kongre'de ifade vererek bu dosyaların hızlandırılması çağrısında bulunmuştur. Aynı zamanda, sığınmacılar Arlington'daki göçmenlik ofisi önünde birçok kez barışçıl gösteri düzenleyerek seslerini duyurmuştur. Ancak bu gösteriler nedeniyle bazı sığınmacılar, Çin polisinin uzaktan gelen telefon ve elektronik tehditlerine maruz kalmıştır.
Dolayısıyla, bu raporun ana teması, Uygur sığınmacıların artık kaybedecek zamanının kalmadığıdır. Çin'in baskısı altında yaşayan bu insanlar, sadece kişisel güvenliklerine kavuşmayı ve kendi vatanlarında zulme uğrayanlar adına özgürce konuşma fırsatı bulmayı arzulamaktadır. Bir sığınmacının dediği gibi: "Biz ABD'ye katkı sağlıyoruz ve daha fazla katkı sağlamak istiyoruz, biz sadakaya muhtaç değiliz." Onlar sadece hayatlarına sıfırdan başlamak için adil bir fırsat beklemektedir.
Birçok sığınmacı, başvuruları onaylandıktan sonraki güzel geleceği hayal etmektedir. Onların en büyük arzusu, Çin'in zulmünden tamamen kurtulup yeni, güvenli bir hayata başlamaktır. Murat, Aynur ve Abdullah gibi kişiler, daha iyi bir iş bulma, çocuklarını okutma ve kendilerini koruyan bu ülkeye hizmet etme arzularını dile getirmiştir. Adil'in dediği gibi: "Benim büyük bir hayalim yok, sadece normal bir insan gibi yaşasam yeter."
ABD Uluslararası Dini Özgürlükler Komisyonu Başkanı Nuri Türkel bu konuya değinerek, ABD'nin yapabileceği en net ve basit yardımın, sistemde yığılmış Uygurlara sığınma hakkı vermek olduğunu vurgulamıştır. O, ABD hükümetinin bu insanların acısını hafifletme gücüne sahip olduğunu belirtmiştir.
Raporda ABD Kongresi ve idari birimlerine birçok somut öneride bulunulmuştur. Kongre'nin göçmenlik ofisini soykırımdan sağ kurtulanların başvurusunu öncelikli olarak işleme almaya yönlendirmesi, ek fon ayırması ve "Sığınmacıların Çalışma Hakkı Yasası"nı kabul etmesi talep edilmiştir.
ABD idari birimlerine yönelik olarak, Beyaz Saray'ın "Vahşeti Önleme Görev Gücü"nün bu konuya dikkat etmesi çağrısında bulunulmuştur. Ayrıca, göçmenlik ofisinin tüm memurlarını Çin'in Uygurlara karşı işlediği suçlar hakkında özel olarak eğitmesi ve Uygurlar için uygun mülakat takvimi oluşturması istenmiştir.
Son olarak, Adalet Bakanlığı'nın materyalleri güncelleyerek hakimlerin doğru bilgilere dayanmasını sağlaması, İç Güvenlik Bakanlığı'nın Uygur toplumu ile iletişimi güçlendirmesi belirtilmiştir. Ayrıca, sivil toplum ve hayır kurumlarının Uygurlara ruhsal destek ve hukuki danışmanlık sağlama konusunda iş birliği yapması tavsiye edilmiştir.
Özetle, Uygur sığınmacıların ABD'deki tecrübeleri salt bir göçmenlik meselesi değil, insani bir krizin devamıdır. Soykırımdan canlarını kurtaran bu insanlar, özgürlüğün sembolü olan ABD topraklarında bürokratik engellerin kurbanı olmamalıdır. Onlar hala ABD toplumuna güç katma ve parlak bir gelecek yaratma umudunu kaybetmemiştir. Bu nedenle, ABD hükümetinin bu tarihi sorumluluğu yerine getirerek Uygurların sığınma dosyalarını derhal çözmesi acil bir görevdir.
Raporun İngilizce tam metnini buradan görebilirsiniz.