Turkistan Times, 16 Mart 2026 – İstanbul: Ella Apostoaie tarafından 15 Mart 2026 tarihinde "The Wire China" web sitesinde yayınlanan bir makaleye göre, Başkan Donald Trump yönetiminin Çin'e yönelik ticaret politikalarındaki değişiklikler arasında, ABD'nin Uygur zorla çalıştırmasıyla bağlantılı malların girişini engelleme çabaları bariz bir şekilde zayıfladı. Makalede, eski Başkan Joe Biden'ın görevden ayrılırken, halefi olan yönetimin Uygur zorla çalıştırmasına, özellikle de insan hakları ihlallerinin ağır olduğu Doğu Türkistan bölgesine dahil olan Çinli şirketleri kara listeye eklemesi için devasa bir liste bıraktığı iddia ediliyor.
İç Güvenlik Bakanlığı'nın eski kıdemli politika danışmanı Laura Murphy metinde, Trump yönetimine oldukça olgun ve güçlü bir liste bıraktıklarını vurguladı. Murphy’nin ifadesine göre, geçtiğimiz yıl içinde yüzlerce şirketin bu listeye eklenmemesinin hiçbir fiili nedeni yok. Makalede, 2021 yılında iki partinin tam desteğiyle kabul edilen "Uygur Zorla Çalıştırmayı Önleme Yasası" (UFLPA) kapsamında, Trump yönetiminin şu ana kadar tek bir yeni şirketi bile kara listeye almadığı kaydediliyor. Bu durum, söz konusu yasanın Haziran 2022'de yürürlüğe girmesinden bu yana geçen en uzun sessizlik dönemi olarak değerlendiriliyor.
Yayınlanan resmi istatistiksel verilere göre, 2025 yılında ABD Gümrük ve Sınır Muhafaza Birimi (CBP), Uygur zorla çalıştırmasıyla bağlantılı olduğundan şüphelenilen sadece 178 milyon dolarlık malı alıkoydu. Makale, bu rakamın 2024 yılındaki 1,4 milyar dolarlık değerle karşılaştırıldığında %87'lik bir düşüş anlamına geldiğini gösteriyor. Analistler, mal denetim oranlarının da önemli ölçüde azaldığını öne sürüyor. CBP geçtiğimiz yıl Nisan ayından Ağustos ayına kadar her ay ortalama 224 sevkiyatı durdururken, bundan önceki beş ayda durdurulan sevkiyat sayısı dört kat daha yüksekti. Temsilciler Meclisi'ndeki 13 Demokrat üye, geçtiğimiz Aralık ayında bu yavaşlamadan endişe duyarak ilgili kurumlara bir protesto mektubu yazdı.
Makalede, CBP'nin Ocak ayında raporlama yöntemini değiştirmesinin eski verilerin yerini aldığı ve bu durumun Trump yönetiminin bu alandaki denetimleri ne derece gevşettiği konusunda çeşitli şüphelere yol açtığı belirtiliyor. Biden döneminde uluslararası çalışma meselelerinden sorumlu olan Thea Lee metinde, ABD hükümetinin elindeki önemli bir aracı kullanmayıp, çeşitli ülkelere hedefsiz gümrük vergileri koyarak zaman kaybettiğini ileri sürdü. Lee, bu durumu "utanç verici bir iş" olarak nitelendirdi.
Makalede anlatıldığı üzere, Başkan Trump'ın ilk dönemi Çin'in Doğu Türkistan'daki eylemlerini hedef almaya yönelik itici bir güç olmuştu. Eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, görevden ayrılmadan kısa süre önce Çin'in Uygurlara yönelik baskısını "soykırım" olarak adlandırmıştı. Metinde ayrıca, Çin'in son yıllarda Doğu Türkistan'ı bir turizm merkezi olarak tanıtarak bölgede gerçekleşen zorla çalıştırma ve diğer insan hakları ihlallerini gizlemeye çalıştığı iddia ediliyor. Uygur İnsan Hakları Projesi'nin eski araştırmacısı Peter Irwin makalede, Çin'in turizmi bir silah olarak kullanarak "her şey yolunda, nasıl bir kötülük olabilir?" mesajını verdiğini, bu yolla Çin'in bölge üzerindeki kontrolünün her geçen gün güçlendiğini belirtti.
Makalede sunulan görüşe göre, bağımsız denetimlerin yokluğu nedeniyle, malların zorla çalıştırma ile bağlantılı olup olmadığını kanıtlamak her zaman zor olmuştur. Ancak Trump’ın geçtiğimiz Nisan ayında Çin’e yönelik gümrük vergilerini artırmasının ardından, CBP yetkililerinin zorla çalıştırmayı denetlemek için harcadıkları süre azaldı. Temsilciler Meclisi Üyesi Jim McGovern metinde, CBP ve İç Güvenlik Bakanlığı'nın geçtiğimiz bir yıl boyunca kendisiyle hiçbir iletişim kurmadığını bildirdi. McGovern’ın görüşüne göre, İç Güvenlik Bakanlığı sınır personelini Uygur zorla çalıştırmasını denetlemekten alıkoyup, Başkan’ın gümrük vergisi politikasına hizmet ettirmektedir.
Makalede ayrıca farklı bir görüşe de yer verilmiş; bazı uzmanlar denetlenen sevkiyat sayısındaki azalmayı, şirketlerin söz konusu yasaya uyum sağlayarak zorla çalıştırma bağlantılı ürünleri ABD'ye getirmekten vazgeçmeleriyle açıklamaya çalışmışlardır. Washington'daki Uygur avukat Nury Turkel metinde, köle emeği kullanan bir ülke ile "karşılıklı eşitlik" kurulamayacağını, bu yasayı uygulamamanın Trump yönetiminin kendi ticaret politikalarına aykırı olduğunu vurguladı. Makalede, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün Çin'in zorla çalıştırma yoluyla yapay olarak ucuz mal üretmesinin piyasa fiyatlarını düşüreceğini, bunun ABD işletmelerine zarar vereceğini ve Amerikalı işçilerin iş fırsatlarını ellerinden alacağını hatırlattığı belirtiliyor.
Trump yönetiminin Çin ile olan ticari ilişkilerindeki çelişkili noktalardan biri, Başkan'ın bir yandan yüksek teknolojili çiplerin Çinli şirketlere satış kısıtlamalarını esnetirken, diğer yandan zorla çalıştırmaya karşı denetimleri de zayıflatmış olmasıdır. Metinde, Trump yönetiminin genel olarak insan hakları meselesini dış politikasının odak noktası yapmaktan vazgeçtiği öne sürülüyor. Örneğin, Trump’ın BM İnsan Hakları Konseyi’ne fon sağlamayı durdurduğu iddia ediliyor.
Laura Murphy makalede ayrıca, Trump'ın Çin lideri Şi Cinping ile yapacağı üst düzey görüşme öncesinde, Uygur meselesini bir ticaret kozu olarak kullanmasından endişe duyduğunu dile getirdi. Murphy, uluslararası insan haklarının ticaret müzakerelerine konu edilmesinden korktuğunu belirtti. Nury Turkel metinde, Trump'ın Pekin ziyareti sırasında Uygurların durumunu gündeme getirme fırsatı olduğunu ifade etti. Doğu Türkistan doğumlu bir ABD vatandaşı olan Turkel, Uygur asıllı Amerikalıların Çin'deki akrabalarıyla görüşebilmesi için Trump yönetiminin çaba göstermesini umduğunu sözlerine ekledi.
Makalede, bu tür taleplerin Çin hükümetine ABD'nin hala bu meseleye yüksek düzeyde önem verdiği sinyalini vereceği savunuluyor. Ancak uzmanlar, Çin'in Uygurlara yönelik baskısının azaldığına dair hiçbir kanıt bulunmadığını vurguluyor. Makalenin sonunda, BM tarafından atanan bağımsız uzmanlar grubunun Ocak ayında bir uyarı yayınlayarak, Çin'in farklı eyaletlerindeki etnik azınlıkları zorla çalıştırma eyleminin "insanlığa karşı suç" teşkil edebileceğini bildirdiği hatırlatılıyor. Çin ise yakın zamanda "etnik birliği teşvik etme" üzerine yeni bir yasa kabul etti.