3 Nisan 2026
Uygurların kolektif hafızasında silinmez bir iz bırakan, 36 yıl önce 5 Nisan 1990 tarihinde Kaşgar yakınlarındaki Barın köyünde gerçekleşen protestolar, Çin devletinin büyük ölçekli silahlı bastırmasına maruz kaldı. Zeydin Yusuf liderliğindeki "Barın Ayaklanması" olarak adlandırılan bu olaylar ve takip eden günlerdeki çatışmalarda yaklaşık 50'den fazla Uygur protestocu hayatını kaybetti, yüzlerce hatta binlerce kişi gözaltına alındı. Bastırma operasyonunun tam boyutu bugüne kadar açıklanmamış olsa da, olaydan sonra en az altı kişinin idam edildiği bilinmektedir.
Bu protestolar, dini hayatı kısıtlayan ve Uygur ailelerine, özellikle de kadınların doğum özgürlüğüne (üreme özerkliğine) yönelik katı kontrol politikalarından kaynaklanan bir öfke patlamasıydı. Nisan ayı başındaki o haftalarda, yerel halk cami faaliyetlerine getirilen kısıtlamalara ve dini inanç özgürlüğüne yönelik geniş kapsamlı engellere tepki göstermek için toplandı. Protestonun ana nedenlerinden biri, yetkililerin yerel bir caminin onarılmasına izin vermemesiydi; bu durum, o dönemde dini binaların inşası ve onarımına yönelik genel kısıtlamaların bir yansımasıydı.
4 Nisan günü, bir grup Uygur köy camilerinde toplanarak haklarını koruma taleplerini dile getirdi. Ertesi gün, yani 5 Nisan'da, hükümet binaları önünde yaklaşık 200 kişi tarafından gerçekleştirilen barışçıl dua ve toplanma eylemi şiddetle dağıtıldı. Çin devletinin çeşitli birimlerinden oluşan 1.000’den fazla güvenlik gücü ölümcül silahlarla konuşlandırıldı. Görgü tanıklarının ifadelerine ve sonraki raporlara göre, protestocular kaçmaya çalışırken bile üzerlerine ateş açıldı.
Bölgeye bağımsız erişim imkânı bulunmadığı için hayatını kaybedenlerin kesin sayısını belirlemek mümkün olmamıştır. İlk uluslararası medya raporları çoğunlukla Çin makamlarının resmi propagandasını tekrarlayarak bu gerginliği devlet istikrarına bir tehdit olarak tanımladı. Ancak Uygurların anlatımları, zorunlu kısırlaştırma ve hamileliğin son dönemlerindeki zorunlu kürtajlar (doğum kontrol politikaları) gibi baskıcı uygulamaların yaygın bir korku ve öfkeye neden olduğunu vurgulamaktadır. Birçok kişi için bu önlemler, Uygur kimliğine yönelik varoluşsal bir tehditti.
Olay sonrası bastırma hareketleri sadece Barın ile sınırlı kalmadı. Resmi veriler yüzlerce kişinin tutuklandığını kabul etse de, insan hakları örgütleri bölge genelinde binlerce kişinin gözaltına alındığını belirtmektedir. Uluslararası Af Örgütü'nün 1999 tarihli raporu, "Barın Ayaklanması" ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle hapsedilen 27 Uygur'un durumunu kaydetmiştir; bunlar arasında müebbet hapis cezasına çarptırılıp Urumçi'de hapsedilen İbrahim Ahmed de bulunmaktadır. 1990 ve 1991 yıllarındaki yargılamalarda birkaç kişi ölüm cezasına çarptırılmış olsa da, idam edilenlerin toplam sayısı hala belirsizdir.
Barın Olayı, devlet politikasında temel bir dönüm noktası oldu. 1980’li yılların nispeten özgür ortamı yerini halka açık yargılamalar ve idamlar gibi şiddetli baskılara bıraktı. Takip eden yıllarda diğer Uygur toplumlarında da benzer tepkiler görüldü ve muhaliflerin ölümcül silahlarla bastırılması bir model haline geldi.
Uygur İnsan Hakları Projesi İcra Direktörü Ömer Kanat şunları söyledi: "Bugün Barın Ayaklanması, Doğu Türkistan'da daha sonra gerçekleşen ve belgelerle kanıtlanan geniş çaplı dehşet verici zulmün erken bir uyarısı olarak görülmektedir. Toplu gözaltılar, zorunlu çalıştırma, kültürel soykırım ve özel hayata müdahale eden nüfus kontrol politikaları birçok ülke ve uluslararası kuruluş tarafından kınanmıştır; bunlardan bazıları bu eylemleri soykırım ve insanlığa karşı suç olarak nitelendirmiştir."
Uygur İnsan Hakları Projesi bu yılki anma vesilesiyle, Barın Olayı'nı sadece tarihi bir olay olarak değil, Çin devletinin Uygurlara yönelik politikalarının yönünü anlamada önemli bir dönüm noktası olarak hatırlamanın önemini bir kez daha vurgular. Nisan 1990’ın mirası bugün de devam etmekte, hesap verebilirliğin sağlanması ve temel insan haklarının korunmasının aciliyetini göstermektedir.