Doğu Türkistan Şehirleri Dünyanın En Kirli Bölgeleri Arasında Yer Aldı

Türkistan Times, 10 Nisan, İstanbul: Uygur İnsan Hakları Projesi (UHRP), 9 Nisan 2026 tarihinde Doğu Türkistan'ın mevcut çevre durumuna ilişkin önemli bir rapor yayımladı. Teşkilatın Araştırma Direktörü Dr. Henryk Szadziewski tarafından hazırlanan "Yeni Rapor Doğu Türkistan'daki Ağır Hava Kirliliğini Ortaya Koyuyor" başlıklı bu özel rapor, uluslararası çevre denetleme kuruluşlarının en son verilerine dayanarak, Çin hükümetinin bölge hakkındaki yalan propagandalarını tamamen çürüten çarpıcı gerçekleri gün yüzüne çıkardı.

Çin devlet medyası uzun süredir Doğu Türkistan'ı "kar beyazı dağlar ve berrak dağ gölleriyle çevrili, çevresi hiçbir bozulmaya uğramamış huzurlu bir yer" olarak tasvir etmektedir. Devlet medyasının bu yapay manzara propagandaları, esas olarak Çin'in doğusundaki kalabalık ve kirli şehirlerden kaçıp dinlenmek isteyen turistleri çekmek amacıyla geniş çapta yayılsa da, rapordaki en son veriler bölgedeki ana şehirlerin gerçek durumunun bu sahte propagandalara taban tabana zıt olduğunu açıkça ifşa etti.

Dünya hava kalitesini denetleyen ve izleyen uluslararası kuruluş IQAir'in 2025 Dünya Hava Kalitesi Raporu'ndaki bulgulara göre, Doğu Türkistan'daki şehirler Doğu Asya'nın en kirli 15 şehri arasında ilk altı sırayı paylaştı. Bu "kara liste"deki şehirler Hotan, Kaşgar, Kızılsu, Aksu, Beşülük ve Turpan olup; bölgenin güneyinde yer alan Hotan şehri, hava kirliliği endeksiyle (PM2.5 miktarı 109.6) sadece Doğu Asya'da değil, tüm dünyada hava kalitesi en kötü ikinci şehir olarak değerlendirildi.

Bu altı şehrin tamamı sadece Doğu Asya'daki ilk 15'e girmekle kalmamış, beşi dünya genelindeki en kirli 100 şehir listesine girmiştir. Bu şehirlerde hava kalitesini ölçen ana gösterge olan PM2.5 miktarı son derece tehlikeli seviyelere ulaşmıştır. PM2.5, çapı 2.5 mikrometre veya daha küçük olan havadaki zehirli partikülleri ifade etmekte olup; bu partiküller insan akciğerlerinin derinliklerine kadar inebildiği, hatta kan dolaşım sistemine nüfuz edebildiği için otomobil egzozları, endüstriyel süreçler ve fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan en tehlikeli kirletici kabul edilmektedir.

Raporda özellikle vurgulandığı üzere, bu tür yüksek yoğunluktaki PM2.5 partiküllerine uzun süre maruz kalmak solunum yolu hastalıkları, kalp-damar hastalıkları ve yaşam süresinin kısalması gibi ciddi sağlık krizlerine yol açmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) standartlarına göre bu partikülün yıllık ortalama miktarı 5 mikrogramı geçmemesi gerekirken, Hotan sakinlerinin her gün soluduğu zehirli hava miktarı WHO standartlarından yaklaşık 22 kat, Kaşgar'daki kirlilik seviyesi ise uluslararası güvenlik sınırından 17 kat fazladır. Bölgedeki diğer şehirlerde de benzer şekilde aşırı ağır zehirlenme durumları mevcuttur.

Hava kirliliğinin bu uç noktalara ulaşması yeni ortaya çıkan rastlantısal bir durum değildir. IQAir'in 2018'den 2025'e kadar olan veri analizleri, bölgedeki çevre krizinin sürekliliğini kanıtlamaktadır. Verilere göre Hotan şehri aralıksız sekiz yıl boyunca Doğu Asya'nın en kirli birinci şehri olurken, Kaşgar şehri sekiz yıl üst üste ikinci sırayı almıştır. Aksu ve Şihenze gibi diğer şehirler de incelenen yılların yarısından fazlasında bu kara listenin ön sıralarında yer almıştır.

Doğu Türkistan şehirlerinin uzun süredir bu kötü listelerde istikrarlı ve ön sıralarda bulunması, bölgedeki hava kirliliğinin uzun vadeli ve giderek ağırlaşan bir eğilim olduğunu göstermektedir. Rapordaki karşılaştırmaya göre, Çin'in 2025 yılı ulusal ortalama PM2.5 miktarı 29.6'ya düşmüşken ve Çin genelinde hava kalitesinin iyileştiği savunulurken, Doğu Türkistan şehirlerinin havası aksine kötüleşmiş ve kirlilik miktarı Çin eyaletlerindekinden kat kat fazla hale gelmiştir.

Tarihi ve arşiv verilerine dayanıldığında, Uygur bölgesindeki bu ağır hava kirliliği meselesi yapısal bir karaktere sahip olup kökleri Çin'in yanlış sanayi politikalarına dayanmaktadır. ABD'deki Wilson Merkezi'nin 2011 tarihli raporunda açıkça belirtildiği üzere, Urumçi şehri henüz 2007 yılında kömür enerjisine aşırı bağımlılık ve çevre koruma tedbirlerinin yokluğu nedeniyle Çin'in en kirli şehirleri arasına girmiştir. Sınırsız maden ocakları, ağır sanayi faaliyetleri ve kontrolsüzce çıkarılan yeraltı kaynakları bu çevre durumunu sürekli tahrip etmiştir.

2016 yılına gelindiğinde bu bölge Çin'in en kirli hava merkezi haline gelmiş olup tüm Çin'deki en kirli on şehirden altısı tam da burada yer almaktaydı. Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi'nin (CREA) 2025 raporunda açıkça gösterildiği üzere, Uygur bölgesindeki bu çevre krizinin günümüzdeki ana sebebi, Çin'in ağır kirlilik yayan ve enerji sarfiyatı yüksek olan sanayi tesislerini Çin'in doğusundan batısına taşımasıdır. Üretimin genişleme hızı, yerel çevre koruma kapasitesini kat kat aşmıştır.

Ağır sanayinin bu şekilde "batıya kaydırılması" aslında Çin ekonomik yapısındaki kasıtlı bir siyasi değişimin ürünüdür. Devletin kalkınma planına göre çelik fabrikaları ve kömür kimyası sanayisi kasten kaynak açısından zengin olan Uygur bölgesine taşınmıştır. Özellikle son yıllarda birçok yeni "kömürü yakıta ve diğer endüstriyel ürünlere dönüştürme" projesi hayata geçirilmiştir. Bu politika, Çin'in doğu eyaletlerinin havasını temizlemek adına çevresel yükü ve tehlikeli atıkları acımasızca Doğu Türkistan'a yığmayı amaçlamaktadır.

Çin'in bu geniş çaplı çevre yıkımı bölgedeki tüm sakinleri etkilese de, bunun ağır zararı etnik açıdan eşit dağılmamış olup asıl kurbanlar yine yerel Uygurlardır. 2020 nüfus sayımı sonuçlarına göre Uygurlar bölge toplam nüfusunun yaklaşık %45'ini oluştursa da, tam da bu sanayi kirliliğinin en ağır olduğu Hotan, Kaşgar, Kızılsu ve Aksu gibi şehirlerde yoğunlaşmışlardır. Hatta Mart 2026'da dünyanın en büyük kömürden etilen glikol üretim tesisinin inşası da yine bir Uygur çoğunluk bölgesi olan Turpan'da resmen başlamıştır.

Özetle, bölgedeki çöl ve kum fırtınası gibi doğal faktörler belli bir etki gösterse de, Çin hükümetinin "yoksulluğu giderme" ve ekonomik kalkınma maskesi altında yürüttüğü sanayi transferi uygulamaları zaten hassas olan çevreyi kökten yıkıma uğratmıştır. Bu korkunç çevre krizi, Çin'in ekonomik çıkar uğruna yerel kaynakları talan etme politikasının bir parçasıdır. Zorunlu çalıştırma ve siyasi baskı altında ses çıkarma hakkından mahrum bırakılan Uygur halkı, devletin ekonomik büyümesi için kendi sağlıkları ve hayatlarıyla en ağır bedeli ödemeye zorlanmaktadır.