Eski Çinli Polis, Doğu Türkistan'daki Kampların ve Gizli Takip Sisteminin İç Yüzünü İfşa Etti

Turkistan Times, 21 Nisan, İstanbul: Çin hükümetinin Doğu Türkistan'da kurduğu toplama kamplarına ve Uygurları hedef alan sistematik baskı politikalarına dair yeni ve güçlü kanıtlar ortaya çıktı. Alman "Der Spiegel" dergisinin 16 Nisan 2026 tarihli özel haberine göre, uzun yıllar bölgede cezaevi yöneticisi ve polis olarak görev yapan Zhang Yabo isimli Çinli bir görevli, Almanya’ya başarıyla kaçarak bizzat tanık olduğu vahşi uygulamaları tüm dünyaya ifşa etti. Bu gelişme, Çin makamlarının bölgedeki insan hakları ihlallerini öteden beri reddeden beyanatlarına vurulmuş ağır bir darbe olarak nitelendiriliyor.

Zhang Yabo’nun geçmişi ve polislik kariyeri, verdiği ifadelerin güvenilirliğini pekiştiriyor. 1986 yılında Henan eyaletinde doğan Zhang, 2009 yılından itibaren Doğu Türkistan'da ilkokul öğretmeni olarak çalışmaya başlamıştır. 2014 yılından itibaren cezaevi polisliğine geçiş yapmış ve 2016'dan itibaren bir yerel köyde polis olarak görev yapmıştır. Zhang, kimliğini kanıtlamak amacıyla uluslararası medyaya polis kimlik kartını, cezaevi önünde siyah polis üniformasıyla çekilmiş fotoğraflarını ve bilgisayarında sakladığı pek çok gizli iç belgeyi sundu.

Tehlikeli kaçış süreci, Zhang Yabo'nun yaşadığı vicdan azabı ve psikolojik travmaların bir sonucudur. Zhang’ın açıkladığı bilgilere göre, görev süresince maruz kaldığı baskılar ve şahit olduğu vahşet nedeniyle, Eylül 2023’te “ailevi ve sağlık nedenlerini” bahane ederek görevinden istifa etmiştir. Kaçış planı doğrultusunda eşinden boşanmış, tüm mal varlığını satmış ve Çinli yetkililere rüşvet vererek Ağustos 2025’te Avrupa’ya giden bir turist kafilesine kaydolmuştur. Almanya’daki Neuschwanstein Şatosu gezisi sırasında fırsat bulup gruptan kasten ayrılan Zhang, Münih'teki Dünya Uygur Kurultayı genel merkezine ulaşmış ve sığınma talebinde bulunmuştur. Yanındaki gri çantada bulunan bilgisayarda, Uygurlara yönelik baskılara dair milyonlarca şok edici kanıt mevcuttu.

Cezaevi ve kamp içindeki manzaralar insanlık dışı işkencelerle doludur. Zhang Yabo’nun anlattığına göre, temel görevi tutukluları sorgu odalarına götürmekti. Bu süreçte polislerin tutukluları tahta sopalarla, sopalar kırılana kadar şiddetle dövdüğünü bizzat gördüğünü ifade etti. Bir vakada, bir polisin genç bir tutuklunun cinsel organına basarak onu kasten öldürdüğünü betimledi. Cezaevlerinde tıbbi imkanların yokluğu nedeniyle neredeyse her hafta ölüm vakalarının yaşandığını; elleri ve ayakları saatlerce kelepçeli tutulan mahkumların, bulundukları yere idrarlarını yapmak zorunda kaldıklarını ifşa etti.

Zhang Yabo ayrıca Uygurlara yönelik yüksek teknolojili ve aşırı gözetim sisteminin detaylarını paylaştı. Onun anlatımına göre polisler, sözde “şüphelilerin” dosyalarını oluşturup; iletişim kayıtlarını, dini faaliyetlerini ve hatta kan tahlili sonuçlarına kadar her şeyi sisteme kaydetmiştir. Polislere “tutuklama kotası” verilmiş ve bu kotayı doldurmak için uydurma davalar üretilmiştir. Örneğin, basketbol oynayanlar “terör amaçlı fiziksel eğitim yapıyor” denilerek tutuklanmıştır. Bir şarkı, bir şiir veya bir cümle dua, kişilerin kampa hapsedilmesi için yeterli sebep sayılmıştır. Ayrıca, Çin hükümetinin Uygur neslini değiştirmek (asimile etmek) amacıyla Han Çinlileri ile evlenenlere maddi ödül verdiği, buna boyun eğmeyenleri ise “akıl hastası” olarak yaftalayıp kontrole aldığı belirtilmiştir.

Zhang Yabo’nun bu sırları ifşa etmesindeki temel motivasyon, yeni benimsediği inancı ve vicdan azabı ile ilgilidir. Bir Hristiyan olarak öldükten sonra Tanrı katında hesap vereceği sorumluluğunu hissettiğini, en azından gerçeği söyleyerek günahlarını affettirmek istediğini ifade etti. Bu cesur adımın ardından Çin makamları, babasını tutuklayarak ve annesini tehdit ederek onu geri dönmeye zorladı. Komünizm Kurbanlarını Anma Vakfı araştırmacısı Dr. Adrian Zenz, Zhang Yabo’nun tanıklığını “güvenlik sistemi içinden bugüne kadar elde edilen en detaylı operasyonel kanıt” olarak değerlendirdi.