David Brophy, Çin'in Doğu Türkistan Politikalarını Savunanları Deşifre Etti

Türkistan Times, 24 Nisan, İstanbul:Avustralyalı sosyalist araştırmacı, Uygur tarihi ve siyaseti uzmanı David Brophy, CounterPunch sitesinde yayımlanan makalesinde, uluslararası sol cenahındaki bazı isimlerin Çin'in Doğu Türkistan'daki baskı politikalarını aklamak için "sahte kanıtlar" ve "uydurma kaynaklara" başvurduğunu ifşa etti. Brophy yazısında, özellikle Vijay Prashad ve Tings Chak'ın Monthly Review dergisinde yer alan ve Çin hükümetinin zulmünü meşrulaştırmayı amaçlayan iddialarını hedef aldı.

David Brophy, makalesinin başında Prashad ve Chak'ın iddialarındaki bilimsel dayanakların ne kadar zayıf olduğunu ortaya koyarak eleştirdi. Brophy’nin ifşasına göre bu yazarlar, görüşlerini desteklemek adına Çinli entelektüel Wang Hui'ye ait olduğunu iddia ettikleri önemli ifadeleri tamamen uydurmuşlar; hatta Çin politikalarını eleştiren araştırmacı Wang Ke’nin aslında yazmadığı bir kitabı varmış gibi göstermişlerdir. Prashad daha sonra bu "bilimsel sahtekarlığı" itiraf etmiş olsa da, Brophy bunu bilgili entelektüeller ve sol akademik mecralar için utanç verici bir rezalet olarak nitelendirdi.

Makaledeki tarihi anlatıları eleştiren Brophy, Çin hükümetinin "bu topraklar kadim zamanlardan beri Çin’in ayrılmaz bir parçasıdır" şeklindeki siyasi propagandasının solcu yazarlar tarafından aynen kabul edilmesini sert bir dille kınadı. Han ve Tang hanedanlıklarının bölgede sadece kısa süreli ve istikrarlı olmayan bir kontrol kurduğunu, Yuan hanedanlığının ise Çin değil, bir Moğol imparatorluğu olduğunu tarihi gerçeklerle açıkladı.

Brophy'ye göre, Qing Hanedanlığı'nın 18. yüzyıldaki hamlesi açıkça emperyalist bir işgaldir. Prashad ve Chak’ın Çin imparatorluklarının genişlemeciliğini "kültürel aidiyet" olarak savunmasını eleştiren Brophy, bu mantığın Siyonizmin Filistin toprakları üzerindeki iddiasıyla özünde aynı olduğuna dikkat çekti. Uluslararası solun bir yandan Batı emperyalizmine karşı çıkarken, diğer yandan Çin’in sömürgeciliğini desteklemesindeki hayret verici çelişkiyi gözler önüne serdi.

Yazarların "Doğu Türkistan" isminin dışarıdan geldiği yönündeki iddialarına karşı Brophy, bu ismin bölge halkı için yüzyıllara dayanan tarihi ve kültürel bir kimliğe sahip olduğunu belirtti. Filistin isminin de dışarıdan geldiği bahanesine sığınarak Filistin halkının varlığını inkar edenlerin tutumu ile Çin yanlılarının tutumu arasındaki mantıksal benzerliği vurguladı. Uygur ulusal kimliğinin oluşumunun karmaşık ve doğal bir tarihi süreç olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.

Brophy makalesinde, Çin’in son yıllardaki acımasız baskı politikalarına geniş yer ayırdı. Çin hükümetinin "terörle mücadele" kılıfı altında yürüttüğü politikaların aslında bütün bir milletin kültürel, dilsel ve dini kimliğini yok etmeyi hedeflediğini söyledi. Özellikle yapay zeka, gelişmiş gözetleme sistemleri ve kitlesel ideolojik arındırma kamplarının (toplama kampları) insan onuruna indirilmiş ağır bir darbe olduğunu belirtti.

Bölgedeki hukuki trajedilere değinen Brophy, Çin mahkemeleri tarafından verilen cezaların olağanüstü bir hızla arttığını kanıtladı. BM raporlarına dayanarak, 2017 yılında bölgede yargılananların sayısının beş kat arttığını; birçok Müslümanın sıradan dini faaliyetleri, hatta evlerinde huzur içinde oturmaları sebebiyle "aşırılıkçılıkla" suçlanarak ağır cezalara çarptırıldığını kaydetti.

Brophy, Prashad ve Chak’ın makalesinde yukarıdaki gerçeklerin tamamen küçültülerek yansıtılmasını eleştirdi. Yazarların Çin’deki kamplarda sadece "birkaç kişi" tutuluyor diye yazmasını, "sahadaki kanlı ve acı verici gerçeklere kasten göz yummak" olarak tanımladı. Çin’in bazı Müslüman ülkeleri kalkan yaparak kendisini aklamasının, gerçekteki insanlık dışı suçları gizleyemeyeceğini hatırlattı.

Makalede ayrıca, Çin yanlısı solcuların "başkasını göstererek kendini aklama" (Whataboutism) taktiği de sertçe eleştirildi. Çin'in yaptıklarını Rusya'nın Çeçenistan'daki veya ABD'nin Irak'taki eylemleriyle kıyaslayarak meşrulaştırmaya çalışmanın, Çin yönetiminin kendi vatandaşlarına uyguladığı zulmün ağırlığını taraflı bir şekilde hafifletmekten başka bir şey olmadığını ortaya koydu.

"Soykırım" teriminin kullanımı hakkında da duran Brophy, kendisi bu terimi kullanmada bilimsel açıdan temkinli olsa da, Çin’in eylemlerinin kitlesel bir baskı ve kültürel soykırım olduğundan şüphe duymadığını belirtti. Prashad gibi kişilerin, soykırım iddiasındaki bazı siyasi tartışmaları bahane ederek Uygur halkının çektiği gerçek acıyı inkar etmesini insafsızlık olarak değerlendirdi.

Haberin son kısmında Brophy, Çinli entelektüel Wang Hui’nin "siyasetsizlik" eleştirisine değindi. Çin’in bölgede gerçek bir diyalog değil, tek taraflı bir ideolojik yağmayı güçlendirdiğini hatırlattı. Profesör İlham Tohti gibi barış ve diyalog yanlısı bir entelektüelin müebbet hapis cezasına çarptırılmasının, Çin hükümetinin etnik sorunları çözme konusunda en ufak bir samimiyetinin olmadığının en açık delili olduğunu vurguladı.

David Brophy, yazısını özetleyerek; Marksizmin öz cevherinin zulme karşı durmak, ulusal hakları ve adaleti savunmak olduğunu, ancak Prashad ve Chak’ın makalesinin Marksizmden ziyade Çin milliyetçiliğine hizmet ettiğini belirtti. Uluslararası sol camiayı Çin’in yalan propagandalarına kanmamaya ve Doğu Türkistan’daki insanlığa karşı suçlar hakkında hakikati konuşmaya çağırdı.