Uygur Araştırma Enstitüsü
Washington merkezli saygın araştırma kuruluşu C4ADS (Center for Advanced Defense Studies / Gelişmiş Savunma Çalışmaları Merkezi) tarafından 2026 yılında yayımlanan “Programlanmış Bastırma: Veri Merkezleri, Küresel Teknoloji ve Çin’in Uygur Bölgesi’ndeki Gözetim Altyapısı” başlıklı rapor, Çin’in Doğu Türkistan’da yürüttüğü yüksek teknolojili bastırma sisteminin fiziksel temelini son derece ayrıntılı bir şekilde gözler önüne sermiştir. Söz konusu raporun yazarı Mishel Kondi olup kendisi Çin’in tedarik zincirleri, yapay zekâ çiplerinin kaçakçılığı ve gözetim teknolojileri alanında önde gelen uzmanlardan biridir. Raporda, Çin’in bir halkı tamamen kontrol altına almak için kurduğu dijital ağın Batı teknolojisiyle nasıl “programlandığı” ve bu ağın genişleme hızının uluslararası toplumun tahmin ettiğinden çok daha hızlı olduğu ortaya konmuştur.
Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) şu anda dünyadaki en geniş kapsamlı kitlesel gözetim sistemini yönetmekte olup bu sistemin en önemli temel taşını veri merkezleri oluşturmaktadır [s. 4]. Bu tesisler; vatandaşları, özellikle de Uygur gibi halkları gözetlemede kullanılan biyometrik verileri, iletişim kayıtlarını ve hareket kalıplarını depolayan, işleyen ve sistemleştiren fiziksel altyapıyı sağlamaktadır. Uluslararası toplumun dikkati zorunlu çalıştırma ve toplama kamplarına odaklanmışken, bu zulümlerin hayata geçirilmesini sağlayan dijital sistemin omurgası konumundaki veri merkezleri yeterince incelenmemiştir.
Pekin yönetiminin “Doğu’nun Verisini Batı’da İşleme” (东数西算) girişimi bu yapılanmayı daha da hızlandırmıştır [s. 4]. Çin Komünist Partisi (ÇKP), Doğu Türkistan’ı “Kuşak ve Yol” uzay bilişim koridorunun “kritik bir bileşeni” olarak belirlemiştir. Bu plan aracılığıyla Doğu Türkistan’daki veri merkezlerinden yararlanılarak Çin’in dijital altyapısının Orta Asya’ya genişletilmesi amaçlanmaktadır. Bu süreçte bölge, dijital otoriterliğin bir deney alanı olarak kullanılmaktadır.
Belgeler, Çin resmi hükümet kayıtlarının tıbbi, eğitim, adli ve idari sistemlerin tamamen dijitalleştirildiğini ifşa ettiğini göstermektedir [s. 4]. Bu sistemlere etnik kimliği ayırt eden uyarı mekanizmaları yerleştirilmiştir. Örneğin sistem, bir kişinin “Uygur’a benzediğini” tespit ederse derhal tehdit sinyali vermektedir. Bu şekilde “yüksek riskli” olarak fişlenen kişiler; sorgulanma, zorunlu çalıştırılma veya gözaltında tutulma gibi akıbetlerle karşı karşıya kalmaktadır.
Raporda, bu altyapının küresel ölçeği iki önemli örnek üzerinden aydınlatılmıştır. İlk örnek, sözde “yeniden eğitim” programının bir parçası olan Kankıl (Yançi) Mesleki Teknik Okuludur [s. 4]. Bu okul, ABD tarafından yaptırım listesine alınan Şincan Üretim ve İnşaat Kolordusu (Bingtuan) tarafından yönetilmektedir. 2024 yılına ait bir resmi sözleşme; ABD menşeli grafik kartlarının (GPU) ve yüz tanıma teknolojilerinin, öğrencilerin hareketlerini, yemek yeme alışkanlıklarını ve yatakhane kurallarına uyma durumlarını canlı olarak izlemede kullanıldığını ortaya koymuştur.
Bu teknolojik süreç daha derin bir sorunu açığa çıkarmaktadır: Bu tesislerde kullanılan çipler, ihracat kısıtlamasına tabi olan yüksek performanslı yapay zekâ çiplerinin sınır değerinin biraz altında kaldığı için Çin’e kolayca giriş yapabilmiştir [s. 4]. Bu durum, mevcut ihracat kontrol sistemindeki büyük bir açığı göstermektedir. Çin’in gözetim teknolojisi zinciri için sadece en gelişmiş çiplerin değil, sıradan görünen ancak kitlesel gözetim için yeterli olan çiplerin de ne kadar önemli olduğu burada vurgulanmaktadır.
İkinci örnek ise China Telecom şirketinin Doğu Türkistan’daki şubesidir [s. 4]. ABD’nin yaptırım uyguladığı bu devlet kuruluşu, bölgede en az dört büyük veri merkezi işletmektedir. Bu şube, Bingtuan ile aktif sözleşmeler akdetmekle kalmayıp aynı zamanda askeri ve istihbarat teşkilatı olarak tanımlanan birimlere de hizmet sunmaktadır. En dikkat çekici nokta ise yaptırıma uğrayan ana şirketin, hâlâ Amerika Birleşik Devletleri’nde veri merkezleri işlettiğini iddia etmesidir.
C4ADS’in 2024-2025 yıllarına ait Doğu Türkistan Uygur Özerk Bölgesi hükümet belgeleri üzerinde yaptığı analizler, bölgenin genelindeki veri merkezi projelerinde ABD ve Tayvan teknolojilerine geniş çapta atıfta bulunulduğunu göstermiştir [s. 4]. İhracat kısıtlamalarının sınırında veya altında olup olmadığına bakılmaksızın, ABD ve Tayvan teknolojisi, belgelenmiş soykırım suçlarının işlendiği bir halkı hedef alan gözetim altyapılarına kesintisiz olarak akmaya devam etmektedir. Bu durum, kurumsal düzeyin ötesine geçen devlet çapında acil önlemler alınmasını gerektirmektedir.
Söz konusu raporda ileri sürüldüğüne göre, ÇHC dünyadaki en çok belgelenmiş ve genişletilmiş kitlesel gözetim sistemini yönetmekte olup bunun temelinde çoğunlukla gözden kaçırdığımız veri merkezleri yatmaktadır [s. 5]. Devletin dijital gözetim mekanizmaları, yaklaşık 700 milyon adet yüz tanıma kamerası aracılığıyla bütün bir nüfusu kesintisiz olarak izlemektedir. Doğu Türkistan’da yetkililer; kontrol noktalarındaki aramalar, Wi-Fi takip cihazları ve biyometrik veri toplama yöntemleriyle insanları çok daha ileri düzeyde bir denetim altında tutmaktadır.
Bu verilerin tümü, Entegre Müşterek Harekât Platformu (IJOP) gibi sistemler aracılığıyla merkezileştirilmekte ve işlenmektedir [s. 5]. Sistemin uyarı tetikleyicileri arasında etnik kimlik göstergeleri başrolü oynamaktadır. Bir kişinin dış görünüşünün Uygur’a benzemesi bile risk listesine girmesi için yeterlidir. Bu tür kişilerin akıbeti ya toplama kampları ya da modern kölelik düzenindeki zorunlu çalıştırmadır.
Doğu Türkistan, dijital otoriterlik için bir laboratuvar görevi görmektedir [s. 5]. Hükümetin veri merkezi projeleri; sağlık, idare, adliye ve eğitim sistemlerinin dijitalleştirildiğini, tekilleştirilmiş veri platformlarının kurulduğunu, yapay zekâ destekli karar alma mekanizmalarının güçlendirildiğini ve devlet kontrolündeki şifreleme teknolojilerine dayanıldığını ifşa etmiştir. Pekin, burada başarıyla test ettiği gözetim modelini ve bunu gerçekleştiren teknolojileri tüm dünyaya ihraç etmektedir.
2017 yılından itibaren Çin, milyonlarca Uygur’u, ABD ve diğer ülkelerin “soykırım” olarak nitelendirdiği bir politikanın parçası olarak sözde “mesleki eğitim ve öğretim merkezlerine” kapatmıştır [s. 5]. Bu sistem daha sonra evrilmiştir. 2019-2020 yılları civarında, silahlı polisler ve gözetleme kuleleriyle çevrili bariz biçimde askerileştirilmiş kamplar kademeli olarak azalmış olsa da bu durum baskıların hafiflemesinden değil, Çin’in bölgedeki uzun vadeli stratejisinde taktiksel bir dönüşüme gidilmesinden kaynaklanmaktadır. Çin Komünist Partisi şiddeti azaltmamış, aksine onu daha yaygın ve ekonomiye entegre edilmiş bir zorunlu çalıştırma sistemine dönüştürmüştür.
Gözetim sisteminin kesintisiz şekilde genişlemesi veri merkezlerine dayanmaktadır. Bu merkezler, sistem tarafından üretilen devasa miktardaki veriyi işlemek için gerekli olan büyük ölçekli bilgi işlem donanımlarını barındıran fiziksel tesislerdir [s. 5]. Küçük sunucu odalarından milyonlarca metrekare büyüklükteki süper tesislere kadar uzanmaktadırlar. Daha büyük tesisler devasa enerji, yüksek kapasiteli elektrik, internet bağlantısı ve soğutma sistemleri gerektirmektedir.
Bu analiz, Doğu Türkistan’daki veri merkezlerine odaklanmıştır [s. 5]. Bölgedeki devlet destekli zorunlu çalıştırma ve diğer soykırım suçları, dünya genelindeki tedarik zincirlerini; özellikle de madencilik, ilaç, güneş enerjisi silikonu ve elektrikli araç endüstrilerini kirletmiştir. Ancak bu şiddeti mümkün kılan gözetim mekanizmasının nasıl çalıştığı, yani kameraların ve kontrol noktalarının ötesindeki dijital omurgası henüz tam anlamıyla anlaşılamamıştır. Batı teknolojisini bünyesinde barındıran bu veri merkezleri, Uygur ve diğer halkların sistematik olarak izlenmesinin teknolojik temelini oluşturmaktadır.
Mevcut inceleme; Doğu Türkistan’da veri merkezleri kuran, işleten ve bunların bakımını üstlenen bazı şirketleri ve bu şirketlerin Çin devleti, ordusu, polisi ve istihbarat teşkilatlarıyla olan ilişkilerini araştırmıştır [s. 6]. Ayrıca, ihracat kısıtlamalarına ve yaptırım rejimlerine rağmen Batı teknolojisinin bu altyapılara nasıl sızdığını analiz etmiştir. İki tipik örnek üzerinden, veri merkezlerinin Çin genelindeki kitlesel gözetimi nasıl mümkün kıldığı ve sürece dahil olan şirketlerin küresel tedarik zincirlerine ne ölçüde bağımlı olduğu gösterilmiştir.
Analiz, Çin’in Doğu Türkistan’ı kendi otoriter dijital altyapısına nasıl entegre ettiğini incelemekle başlamaktadır [s. 6]. Bu süreçte Çin’in küresel teknoloji alanında üstünlük sağlamak amacıyla ABD ve Tayvan teknolojilerini nasıl birleştirdiği gözlemlenmiştir. Raporun sonunda, insan hakları, küresel teknoloji pazarları ve düzenleyici çerçeveler açısından ortaya çıkacak daha geniş kapsamlı etkiler değerlendirilmiş; hükümetler, özel sektör ve sivil toplum aktivistleri için bir dizi öneri sunulmuştur.
Bu analizde, yerel makamlar ve Bingtuan tarafından onaylanan yaklaşık 420.000 proje gözden geçirilmiştir [s. 7]. C4ADS, veri merkezlerinden bahseden projeleri ayrıştırmıştır. Yarı askerileştirilmiş bir örgüt olan Bingtuan, devlet benzeri bir yapı olarak hareket etmekte ve bölge ekonomisinin önemli bir kısmını kontrol etmektedir. Metinde kullanılan “Uygur Bölgesi” terimi, siyasi ve coğrafi olarak Doğu Türkistan’ı ifade etmektedir.
C4ADS; bu veri merkezlerini kurmak, yönetmek ve bakımını yapmak üzere yerel hükümet ve yarı askeri makamlarla iş birliği yapan kurumsal aktörleri ve bunların ABD ile diğer denizaşırı şirketlerle olan bağlarını haritalandırmıştır [s. 7]. Bu analiz, küresel teknolojinin Çin’in otoriter altyapısında nasıl bir rol oynadığını açığa çıkarmaya yardımcı olmuştur. İlk örnek, veri merkezleri ile belirli gözetim aktörleri arasındaki bağlantıyı göstermek amacıyla “mesleki teknik okul” olarak adlandırılan bir kuruma odaklanmıştır.
İkinci örnek ise China Telecom’un Doğu Türkistan’daki şubesine odaklanmaktadır [s. 7]. Bu şube; ölçeğinin büyüklüğü, hükümet belgelerinde sıkça zikredilmesi ve Çin savunma sanayisiyle olan yakın ilişkileri sebebiyle seçilmiştir. Bu örnek, uluslararası yaptırımlara ve ihracat kısıtlamalarına rağmen, ABD teknolojisinin Çin veri merkezleri ve Çin’in gözetim sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir bileşen olduğunu kanıtlamaktadır.
Bu örnekler genel eğilimin yalnızca bir parçası olup Çin’in kısıtlayıcı bilgi ortamı, veri merkezleri inşasıyla bağlantılı arazi müsadere süreçleri, çevreye verilen zararlar veya enerji geliştirme faaliyetlerinin olumsuz etkilerine dair kamusal kanıtları baskılamaktadır [s. 7]. Ancak diğer kaynaklar bölgedeki zorunlu arazi gaspı eylemlerini belgelemiştir; dolayısıyla bu tür kanıtların burada eksik olması, bu eylemlerin var olmadığı anlamına gelmemektedir.
2022 yılında Pekin, Çin genelinde sekiz büyük veri merkezi düğümü (hub) kurmak amacıyla “Doğu’nun Verisini Batı’da İşleme” girişimini resmen hayata geçirmiştir [s. 8]. Her ne kadar Doğu Türkistan ve Tibet bu sekiz düğüm arasında doğrudan adıyla anılmasa da bu politikanın etkileri ülke genelinde açıkça görülmektedir. Yerel yetkililer, kendi projelerini meşrulaştırmak için sık sık merkezi hükümetin girişimlerini kullanmaktadır. Politikanın uygulanmaya başlamasından bu yana, batı sınır bölgelerinde veri merkezlerinin gelişimi hız kazanmıştır. Yapay zekânın hızla artan işlem ihtiyacı bu eğilimi daha da güçlendirmektedir.
Raporda ayrıca, bu eş güdümlü parti-devlet çabasının, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in batı bölgelerinin zengin enerji kaynaklarından yararlanarak ülkenin doğudaki ekonomik merkezlerine bilgi işlem gücü sağlayacak bir “Dijital Çin” inşa etme planını ilerlettiği belirtilmektedir [s. 8]. Bu strateji aynı zamanda, kaynak tüketimi yüksek olan bu merkezleri ana nüfus merkezlerinden uzaklaştırarak, bundan kaynaklanan kirliliği ve diğer olumsuz sonuçları sınır bölgelerindeki savunmasız nüfusun üzerine yıkmaktadır. Veri yönetimi, yapay zekâ altyapısı ve enerji politikalarını tek bir ulusal çerçeve altında birleştiren Çin, kitlesel dijital gözetimi gerçekleştirebilecek altyapı koşullarını yaratmıştır.
Doğu Türkistan’ın seyrek nüfuslu toprakları, Çin’in yoğun nüfuslu bölgelerinde kurulması zor olan büyük ölçekli tesisler için yeterli fiziksel alan sağlamıştır [s. 9]. Bölgenin daha soğuk olan iklimi, veri merkezi donanımlarını soğutmak için gereken enerjiyi azaltmaktadır ki bu, bu tür tesislerin işletilmesindeki en önemli maliyetlerden biridir. Bu ücra tesisler, ülkenin doğu düğümlerindeki ticari uygulamalar için gecikme (latency) sorunlarıyla karşılaşsa da Çin’in tahmine dayalı polislik ve toplumsal kontrol sistemlerini besleyen algoritmaların eğitilmesi gibi yüksek bilgi işlem gücü gerektiren işler için son derece uygundur.
Çin’in yerel hükümetleri, şirketlere sübvansiyon ve arazi sağlayarak ülke genelinde veri merkezlerinin hızla kurulmasını teşvik etmektedir [s. 9]. Bu modelleri eğitmenin bilgi işlem gücü yoğunluğu, enerji zengini batı bölgelerini cazip kılmaktadır. Araştırmacılar, ilk olarak Tibet’te test edilen gözetim girişimlerinin Doğu Türkistan’a dayatıldığını, Doğu Türkistan’da uygulanan baskıcı önlemlerin ise daha sonra tekrar Tibet’e aktarıldığını kaydetmişlerdir. Bu iki bölge arasında sistematik bir zulüm değiş-tokuş mekanizması mevcuttur.
2025 yılı itibarıyla Bingtuan, Doğu Türkistan’daki birkaç veri merkezinin mülkiyetine sahip olmuş ve bunları işletmiştir [s. 9]. Bingtuan’ın bölgenin güvenlik mekanizmasındaki rolü ve zorunlu çalıştırmayla bağlantılı endüstriyel sektörlere katılımı uluslararası alanda ciddi incelemelere tabi tutulmuştur. ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avrupa Birliği ve Avustralya; Uygur nüfusunu korkutma ve bastırmadaki rolü nedeniyle Bingtuan’a yaptırım uygulamıştır. Bu yaptırımlara rağmen C4ADS, Bingtuan’ın kendi altyapısında Batı teknolojisiyle uyumluluk talep etmeye devam ettiğini tespit etmiştir.
Bu bölge aynı zamanda Çin’in küresel teknoloji üstünlüğünü elde etme çabalarının merkezidir [s. 9]. Çin Komünist Partisi, Doğu Türkistan’ın altyapısını “Kuşak ve Yol” uzay bilişim koridorunun kritik bir bileşeni olarak tanımlamıştır. Sekiz ülkeyle sınırı olan bu bölge; Çin’i Orta Asya ve ötesindeki ülkelere bağlayan sınır ötesi fiber optik ağların, veri akışlarının ve telekomünikasyon altyapısının kritik bir kavşağı olarak Çin’in “Dijital İpek Yolu” planını tahkim etmektedir. Çinli teknoloji devleri, Pekin’in dijital standartlarını ve yönetim modellerini batıya doğru genişletecek bulut bilişim merkezleri ve 5G ağları kurmuşlardır.
Çin’in kendi modelini dışarıya ihraç etmesi için veri egemenliğini doğrudan ihraç etmesi şart değildir [s. 9]. Çin Komünist Partisi, Doğu Türkistan’daki veri merkezlerini kullanarak Orta Asya ülkelerine hizmet sunmayı, böylelikle bölgenin kendisinin veri altyapısına olan bağımlılığını derinleştirmeyi planlamaktadır. Bu düzenleme, söz konusu merkezlerin hizmet verdiği ülkelerin veri egemenliğine yönelik endişeler doğurmaktadır. Aynı zamanda, veri merkezi geliştirmelerine katılan bazı Çinli şirketler, Çin devlet işletmeleriyle olan bağlarını gizlemek amacıyla Cayman Adaları’ndaki paravan holding şirketleri aracılığıyla yeniden yapılanmaktadır. Çin yasalarına göre, Çin devlet şirketleri hükümete veri sağlamaya zorlanabilir; bu da bu tesislerde saklanan verilerin — Çin dışında olsalar bile — Pekin’in erişimine açık olabileceği anlamına gelmektedir.
Uygur ve diğer halkları hedef alan hükümet gözetim planları tüm dünyanın kınamasıyla karşılaşmış; özellikle meslek okulları beyin yıkama ve zorunlu asimilasyon merkezleri olarak eleştirilmektedir [s. 10]. Kankıl Mesleki Teknik Okulunda öğrencilerin hayatının her yönü — derse katılım, yemek, sosyal ilişkiler, yatakhane hareketleri ve günlük programa uyma durumu — takip edilmekte, analiz edilmekte ve davranış ile kimliği ilişkilendiren veri tabanlarında saklanmaktadır. Bu gözetim Batı teknolojisine dayanmaktadır; yani Intel işlemciler ve Nvidia grafik kartları aracılığıyla çalışan biyometrik sistemler, ithal edilen teknolojilerin savunmasız nüfusları bastırmayı nasıl sürdürdüğünün tipik bir örneğidir.
Kankıl’daki akıllı kampüs projesi, veri merkezlerinin gözetim altyapısının temel bir parçası olarak nasıl işlev gördüğünü göstermektedir [s. 10]. Gözetim faaliyeti; okul sensörlerinden ve kameralarından gelen devasa bilgi akışının aktif olarak toplanmasını, işlenmesini ve saklanmasını gerektirir ki bu da karmaşık gözetim ve tahmine dayalı polislik çalışmalarını mümkün kılar. 2024 yılının Ekim ayında, Kankıl’daki bu okul, 796.900 Yuan (yaklaşık 113.000 ABD Doları) değerinde bir “akıllı kampüs” gözetim sistemi için sözleşme imzalamıştır. 2025 yılının Mart ayında tamamlanması planlanan bu proje, Çin Komünist Partisi’nin insan hakları ihlalleri uluslararası toplumun kınamasına maruz kalsa da küresel teknolojinin Çin gözetim sistemindeki merkezi rolünü sürdürdüğünü kanıtlamaktadır.
C4ADS’in Çin hükümet belgeleri üzerinde yaptığı analizler; öğrencilerin yatakhane binasına giriş-çıkış raporlarını üreten platformda Nvidia “GeForce RTX 4060” ve “AMD Radeon RX 7600” grafik kartlarının seçenek olarak sunulduğunu, ayrıca Hikvision gözetim donanımlarının kullanıldığını göstermiştir [s. 10]. Belgelerde ayrıca video düzenleme bilgisayarı için Nvidia “RTX 3050 6GB” kartının talep edildiği görülmektedir. Bu proje, “yatakhane yönetimi” amacıyla uluslararası ve Çin teknolojilerini bir arada kullanmıştır. Bu teknolojiler, yüksek performanslı yapay zekâ çiplerinin ihracat kısıtlama sınırının altında kaldığı için herhangi bir engelle karşılaşmamıştır.
Bu sistemde kullanılan çiplerin ihracat kısıtlamalarına takılmaması, ihracat kontrollerinin gözetim teknolojisi zincirini etkili bir şekilde engelleyebileceği yönündeki yaygın kanaatin hatalı olduğunu göstermektedir [s. 10]. Başka bir deyişle, kısıtlamaya tabi olmayan çiplerin gözetim amacıyla kullanılması bir diğer köklü uygulama sorununu ortaya çıkarmaktadır: Bir çip satıldıktan sonra, onun yalnızca belirli bir alıcıya ulaşmasını sağlamak, yeniden satılmamasını veya başka bir yolla sevk edilmemesini garanti altına almak pratikte son derece zordur.
Proje detayları ayrıca; yatakhaneye giriş kontrollerinin, yemekhane ziyaretlerinin ve okul içindeki fiziki hareketlerin, öğrencilerin kişisel faaliyetlerini takip eden entegre bir sisteme bağlandığını ifşa etmiştir [s. 10]. Sistem okul genelinde 15 adet Hikvision yüz tanıma cihazı yerleştirmiştir: Beş terminal yemekhane ziyaretlerini, 10 terminal ise binalara girişleri yönetmekle sorumludur. Her bir cihaz, bünyesinde 50.000 yüzün kayıtlı olduğu bir veri tabanı barındırmakta, kimlik tespitini 0.2 saniyeden kısa sürede gerçekleştirmekte, fotoğraf yoluyla yanıltmayı önleme teknolojisini içermekte ve öğrenciler yatakhane kurallarını ihlal ettiğinde otomatik olarak fotoğraflı kanıtla birlikte uyarı sinyali üretmektedir.
Otomatik yatakhane gözetim sistemi yalnızca hareketleri kaydetmekle kalmayıp kurallara uyum durumunu aktif olarak denetlemektedir [s. 11]. Günlük programı ihlal eden her kim olursa olsun, sistem fotoğraf ve eksiksiz öğrenci bilgilerini içeren canlı bir uyarı göndermektedir. Bu projenin donanım özellikleri, Çin menşeli olmayan teknolojilere yönelik geniş çaplı bağımlılığı açığa çıkarmaktadır. Intel “Core i5-13490F” işlemcileri ve Nvidia “GeForce RTX 4060 Ti” grafik kartlarıyla çalışan 10 adet ASUS marka masaüstü bilgisayar, yapay zekâ destekli yüz tanıma sürecini işlemektedir. Gelişmiş bir video düzenleme iş istasyonunda ise Intel “Core i7-12700” işlemci, Nvidia “RTX 3050” grafik kartı ve sekiz adet kurumsal düzeyde sabit diskten oluşan 64 Terabaytlık devasa bir depolama sistemi bulunmaktadır. Hikvision yüz tanıma terminalleri, canlı video aktarımı ve merkezi izleme gibi otomatik hareket uyarılarını hayata geçirmektedir.
China Telecom’un Doğu Türkistan şubesi, telekomünikasyon şirketlerinin insan hakları ihlallerinin nasıl birer aracına dönüşebileceğinin bariz bir örneğidir [s. 12]. Şirketin Doğu Türkistan’daki veri merkezi projelerine katılımı, Çin’in gözetim ekonomisinde ticari faaliyetler ile hükümet hizmetleri arasındaki sınırların nasıl ortadan kalktığını göstermektedir. Uluslararası şirketler ve demokratik hükümetler için bu durum kaçınılmaz bir sorun doğurmaktadır: Ticari iş birlikleri yoluyla Çin ile ilişki kurmak, gerçekte belgelenmiş insan hakları ihlallerine ortak olma ve devlet yaptırımlarıyla karşı karşıya kalma riskinden soyutlanamaz.
China Telecom’un Doğu Türkistan şubesi, China Telecom Corporation Limited şirketinin tamamen mülkiyetinde olan bir yan kuruluşudur [s. 12]. China Telecom, Çin’in askeri-endüstriyel kompleksiyle yakın bağları olan bir devlet kuruluşu olup aynı zamanda dünyanın en büyük internet ve telefon hizmeti sağlayıcılarından biridir. China Telecom’un ana hissedarı China Telecom Group olup bu grup, Çin Siber Alan Yönetimi (CAC) tarafından onaylanmış bir bulut yöneticisidir. Bu durum, şirketin Çin hükümet organlarına ve kritik altyapılarına hizmet vermek için gerekli olan güvenlik değerlendirmelerinden geçtiğini göstermektedir. China Telecom ayrıca Çin’in kuantum endüstrisinin bir parçası ve Çin’deki önde gelen yapay zekâ şirketlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Devlet şirketlerinin bu tür katmanlı yapısı, Çin’deki ticari faaliyetler ile devlet aktörleri arasındaki sınırı belirsizleştirmektedir [s. 12]. Hem devlet hem de ticari birimler insan hakları ihlallerine ortak olabilir ya da ihracat kısıtlamaları ve devlet yaptırımlarına maruz kalabilir. 2021 yılından önce, BlackRock dahil olmak üzere birçok küresel yatırım fonu China Telecom’a yatırım yapmıştı. 2021 yılında ABD, China Telecom’u Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi’nin (OFAC) “Çin Askeri-Endüstriyel Kompleks Şirketleri Listesi”ne dahil etti; bu durum ABD vatandaşlarının şirketin halka arz edilmiş menkul kıymetleriyle ticaret yapmasını yasaklamaktadır. Sonuç olarak China Telecom, New York Menkul Kıymetler Borsası’ndan (NYSE) çıkarılmıştır.
Buna karşın, bu tanımlamaların hiçbiri China Telecom’un Amerika Birleşik Devletleri sınırları içinde altyapı yatırımı yapmasını veya bunları yönetmesini engellememektedir [s. 12]. Şirketin web sitesine göre, hâlâ ABD’de veri merkezleri işletmektedir ki bu durum, ABD topraklarında Çin askeri bağlantılı aktörlerin yönetilmesi çerçevesinde bir açık olduğunu göstermektedir. China Telecom ayrıca Avrupa ve Avustralya’da da aktif şubeler barındırmaya devam etmektedir.
Raporda ifşa edildiğine göre, China Telecom’un Doğu Türkistan şubesi, ana şirketinden ayrı bir tüzel kişilik olarak hareket etmektedir [s. 13]. OFAC’ın “Özel Belirlenmiş Vatandaşlar Listesi”nde (SDN) olduğu gibi, “%50 Kuralı” kısıtlamaları otomatik olarak hisse kontrolü elinde bulundurulan yan kuruluşlara genişletse de China Telecom’a uygulanan kısıtlamalar otomatik olarak tüm alt şirketlere genişletilmemektedir.
2026 yılının Mart ayı itibarıyla China Telecom; Doğu Türkistan’ın Aksu, Urumçi, Kumul ve Korla şehirlerinde en az dört veri merkezi işletmektedir [s. 13]. Şirket bölgede ticari ve resmi hizmetleri eş zamanlı olarak sunmaktadır ki bu durum, ilk bakışta nötr görünen teknoloji hizmetlerinin doğrudan devlet güvenlik sistemlerini destekleyebileceği yönünde endişeler doğurmaktadır. Örneğin, China Telecom’un Doğu Türkistan şubesi, Uygurlara yönelik baskılarla ilişkilendirilen “yoksulluğu azaltma” planlarına aktif olarak katılmayı sürdürmektedir. “Yoksulluğu azaltma”, Çin Komünist Partisi’nin Uygurları zorunlu göçe tabi tutmak, kültürlerini yok etmek ve ekonomik açıdan ezmek için kullandığı siyasi bir terimdir.
China Telecom’un Doğu Türkistan şubesi ayrıca Bingtuan ile veri merkezlerine ilişkin aktif sözleşmeler imzalamıştır [s. 14]. 2025 yılına ait Bingtuan belgelerine göre şirket, Yıldız (Xingtuan) İstatistik Bürosu’nun sunucularını, depolama sistemlerini ve ağ donanımlarını konumlandırmak amacıyla özel bir tesis inşa etmekte ve bakımını yapmaktadır. Bir başka sözleşmede, China Telecom’un Bingtuan Eğitim Bürosu ve ona bağlı kurumlar, bilhassa meslek okulları için bir yıllık sunucu odası hizmeti sağlayacağı belirtilmektedir. Bingtuan ile yapılan en yüksek bütçeli sözleşme yaklaşık 7,6 milyon Yuan (1,1 milyon ABD Doları) değerinde olup Bingtuan’ın sağlık sigortası bilgi platformunun kurulmasını hedeflemektedir.
Bingtuan ile yapılan sözleşmelerin yanı sıra, China Telecom’un Doğu Türkistan şubesi bölgedeki 21’den fazla ek birime, bu bağlamda Çin ordusuna ve istihbaratına hizmet sunmaktadır [s. 15]. Şirketin rolü veri merkezi inşasının ötesine geçerek altyapı yönetimine kadar uzanmıştır. Örneğin, Doğu Türkistan Karayolları Geliştirme Merkezi ve Urumçi Gümrük Lojistik Yönetim Merkezi’ne hizmet vermektedir. Bu faaliyetler, China Telecom’un Doğu Türkistan’ı önemli bir ticaret merkezi ve Çin’in Orta Asya, Avrupa ve ötesindeki ülkelere yönelik ihracat rotasında kritik bir kavşak haline getirme sürecine sunduğu büyük katkıyı vurgulamaktadır.
China Telecom’un Doğu Türkistan şubesi ayrıca, genellikle Çin hükümeti tarafından askeri veya istihbarat teşkilatları için kullanılan ve “Bir Birim” (A Unit) olarak adlandırılan bir yapıya da hizmet sağlamaktadır [s. 15]. Bunun yanı sıra, Çin savunma yüklenicilerinden bilgi aktarım mühendisliği hizmeti ve güvenlik yönetimi hizmeti almaktadır. Bu ilişkiler, şirketin hizmet yelpazesinin bölgedeki askeri ve istihbarat odaklı faaliyetlere kadar uzandığını göstermektedir.
Söz konusu örnek; Doğu Türkistan’daki veri merkezlerinin sivil telekomünikasyon, devlet gözetimi, askeri yüklenicilik ile Uygurlara yönelik zorunlu çalıştırma ve toplumsal kontrol mekanizmalarını birbirine bağlayan entegre bir sistemin düğüm noktaları olduğunu kanıtlamaktadır [s. 15]. Batılı şirketler açısından, devlet şirketleri ilişkilerinin katmanlı yapısı net bir ayrım yapmayı imkânsız kılmaktadır. China Telecom Doğu Türkistan şubesiyle kurulan her bir tedarik zinciri bağı yalnızca ticari bir faaliyet değil, altyapısı insan hakları ihlalleriyle doğrudan bağlantılı olan bir devlet organıyla dolaylı temas kurmak anlamına gelmektedir.
Çin, rekabetçi yerli teknolojiler geliştirmek ve teknolojik anlamda kendi kendine yeterliliği sağlamak yönündeki çabalarını yoğunlaştırmış olsa da veri altyapısı hâlâ ABD teknolojisine bağımlı kalmaya devam etmektedir [s. 16]. Devlet Başkanı Şi Cinping, 2013 yılından itibaren kritik teknolojilerde yerlileşme çağrısında bulunmuştur. Bu çaba; “Made in China 2025”, “Yeni Nesil Yapay Zekâ Geliştirme Planı” ile 14. ve 15. Beş Yıllık Kalkınma Planları aracılığıyla sistemleştirilmiştir. 2022 yılından itibaren ABD, Çin’in “Askeri-Sivil Füzyon” politikalarından duyduğu endişeyle gelişmiş çip ve yarı iletken teknolojilerine kısıtlamalar getirmiştir.
C4ADS’in 2024-2025 yıllarına ait resmi belgeler üzerinde yaptığı incelemeler, ABD teknolojisinin Çin’in veri merkezi altyapısında, bu doğrultuda Doğu Türkistan’daki tahmine dayalı polislik ve gözetim kapasitesinde hâlâ hayati bir rol oynadığını teyit etmiştir [s. 16]. Proje standartları, geçiş aşamasındaki bir teknoloji manzarasını ortaya koymuştur: Çin’in veri merkezi altyapısında Batılı bileşenler talep edilmeye devam ederken, aynı zamanda Tayvanlı şirket QNAP’ın teknolojileri de kullanılmaktadır. Her ne kadar hükümet belgelerinde Huawei, H3C, Inspur ve Tencent Cloud gibi yerli alternatiflerin tercih edileceği vurgulansa da Batı teknolojisinin yerini henüz tamamen alabilmiş değillerdir.
Aynı zamanda Çin Komünist Partisi, sübvansiyonlar sunarak ve yerli şirketlerin lehine başka engeller yaratarak veri merkezi geliştiricilerini Çin teknolojilerini kullanmaya teşvik etmektedir [s. 16]. Bazı projeler yerlileştirme mevzuatına uyulmasını, örneğin Windows’un Çince alternatifi olan Kylin OS (Yinge Programı) gibi yerli markaların tercih edilmesini şart koşmaktadır.
Proje gereksinimlerinde Batı teknolojisiyle uyumluluk şartının bulunması — ki bu genellikle ihracat kısıtlamalarına tabi olmayan teknolojileri içerir — bu tür kısıtlama yöntemlerinin sınırlarını açığa çıkarmaktadır [s. 16]. Bunun birkaç sebebi olabilir: Birincisi, yeni Çin sistemleri mevcut Batılı altyapılarla uyumlu çalışmaya devam etmek zorundadır, zira bir teknoloji sisteminden diğerine geçiş zaman almaktadır. İkincisi, Çin gelecekte ABD ve diğer Batılı teknolojilere erişimin yasal yollarının yeniden açılmasını bekliyor olabilir. Üçüncüsü, Batı teknolojisi hâlâ küresel endüstri standardı olmayı sürdürdüğü için Çin, sistemler arası birlikte çalışabilirlik (interoperability) kabiliyetini korumak istemektedir. Son olarak Pekin, ihracat kısıtlamalarını kaçakçılık veya üçüncü taraflar aracılığıyla aşabileceğini hesap ediyor olabilir.
Bu tür teknolojik hibrit durumlar, Çin menşeli olmayan teknoloji şirketlerini bilmeden Çin’in gözetim altyapısına ve insan hakları ihlallerine destekçi olma riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır [s. 17]. Belgeler; Intel işlemcilerinin Doğu Türkistan’daki veri merkezleriyle ilgili projelerde sıklıkla yer aldığını, bazı projelerin Nvidia ve AMD ile uyumluluk gerektirdiğini, bazılarının ise Dell, HP, Microsoft, Cisco, VMware ve QNAP markalı ürünlere dayandığını göstermektedir. Bu belgelerde tanımlanan teknolojiler ihracat kısıtlaması uygulanan çiplerin sınır değerlerinin altında kalmıştır. Ancak Bloomberg tarafından yapılan ayrı bir analizde, Çinli şirketlerin Doğu Türkistan ve sınır komşusu Çinghay eyaletindeki en az 36 veri merkezine, ihracat kısıtlamasına tabi olan 115.000’den fazla Nvidia yapay zekâ çipi yerleştirmeyi planladığı tespit edilmiştir.
Sürekli değişen bu ihracat kısıtlamalarının sınırında veya altında olsun, Batılı şirketler Çin’de Uygur ve diğer halkları hedef alan baskı sisteminin bilgi işlem omurgasını bilmeden güçlendirmeye devam edebilirler [s. 17]. Uluslararası teknoloji şirketlerinin denetim pratikleri; askeri ilişkiler ve insan hakları ihlalleriyle bağlantılı riskleri bertaraf etmede yetersiz kaldığını kanıtlamıştır. Anlamlı bir değişim, kurumsal düzeyin ötesine geçen adımların atılmasını zorunlu kılmaktadır.
Doğu Türkistan’ın gözetim odaklı veri merkezleri çift amaca hizmet etmektedir: Bir yandan Çin Komünist Partisi’nin ülke içindeki azınlıkları izleme ve kontrol etme kabiliyetini desteklerken, diğer yandan Çin’i Orta Asya’ya uzanan kara koridoru boyunca en büyük veri altyapısı sağlayıcısı olarak konumlandırmaktadır [s. 18]. Bunlar yalnızca birer baskı aracı değil, Çin’in devlet yönetimi modelinin temel bir bileşenidir. Devlet gözetimi ve askeri mekanizmalarla bağı olan Çinli şirketler, bu sayede denizaşırı pazarlara erişim fırsatlarını korumakta ve Çin’in sınır ötesi veri altyapısını genişletme şansına sahip olmaktadır; bu durum yabancı pazarları insan hakları ihlalleri ve veri gizliliği riskleriyle karşı karşıya bırakmaktadır.
Raporda ayrıca; eğitim, sağlık ve diğer sektörlere ait verilerin merkezileştirilmesinin, bölgeler arası veri paylaşım altyapısı kurma hedefiyle birleştiğinde, otoriter izleme kabiliyetinin eşi benzeri görülmemiş bir düzeye ulaşacağı anlamına geldiği belirtilmektedir [s. 18]. Bu tehdit, Çin Komünist Partisi’nin insan gücüne dayalı gözetim yöntemlerinden, farklı nüfus gruplarını kesintisiz ve kitlesel olarak izleyebilen yapay zekâ tabanlı sistemlere yönelmesiyle daha da ağırlaşmıştır.
Bu genişleme, Çin’in savunma ve güvenlik mekanizmalarıyla o denli yakından ilişkilidir ki uluslararası aktörler için yasal uyum (compliance) riskleri yaratmaktadır [s. 18]. Doğu Türkistan’daki gözetim bağlantılı projelerin finansmanı doğrudan Çin’in savunma ve terörle mücadele bütçelerinden karşılanmaktadır; bu durum ticari telekomünikasyon sektörünü güvenlik devletinden ayrıştırılamaz hale getirmiştir. China Telecom ve yan kuruluşları bu tür bir bağın en tipik örneğidir. Bu aktörlerle ilişkilendirilen her türlü donanım, yazılım veya yatırım kendi içinde risk barındırmaktadır: Destekledikleri altyapı yalnızca ticari amaçlara değil; devlet, askeriye ve gözetim işlevlerine hizmet etmektedir.
Doğu Türkistan’ın veri merkezi gelişimi aynı zamanda sınır ötesi bir boyuta sahiptir [s. 18]. Çin medyasının ve ekonomik koridorlarının yarısı tam olarak buradan başlamaktadır; Pekin’in nüfus üzerinde siyasi itaati sağlama çabası ile bölgeyi ekonomik açıdan geliştirme ihtiyacı tesadüfi değil, stratejiktir. Veri merkezleri her iki amaca da hizmet eden kritik birer altyapı olup yurt içindeki gözetim faaliyetlerini Çin’in Orta Asya ve ötesindeki daha geniş jeopolitik vizyonuna bağlamaktadır.
Bazı Batı teknolojileri, ihracat kısıtlamalarına ve insan hakları ihlallerine yönelik kınamalara rağmen, hâlâ Doğu Türkistan’daki gözetim mekanizmasını işleten veri merkezlerinin vazgeçilmez birer parçası olmayı sürdürmektedir [s. 19]. Bölgedeki veri merkezi projeleri; Dell, Nvidia, Intel, HP, Microsoft, Cisco, VMware, Western Digital, Seagate, AMD ve QNAP teknolojileriyle uyumluluk talep etmeye devam etmektedir. Doğu Türkistan, Pekin’in yapay zekâ hedefleri ve onun üzerindeki sıkı kontrolü koruma çabalarının yalnızca başlangıç noktasıdır. “Dijital İpek Yolu” ve ilgili politikalar Çin’in bilgi işlem ve enerji altyapılarını optimize etmektedir.
Söz konusu teknolojik karşılıklı bağımlılık, çoğunlukla Batı’nın resmi yaptırım ve ihracat kısıtlama çerçevelerinin sınırları dahilinde yürütülmektedir [s. 19]. Demokratik hükümetler, Batı teknolojisinin Uygur ve diğer azınlıkları hedef alan gözetim altyapılarını desteklemesini önlemek amacıyla ihracat kontrollerini, yaptırımları ve satın alma kısıtlamalarını daha etkin bir şekilde uygulamalıdır. Teknoloji şirketleri, yatırımcılar ve çok uluslu işletmeler, Doğu Türkistan’daki gözetim altyapısıyla olan ilişkilerini tespit etmek ve sonlandırmak adına kapsamlı incelemeler (due diligence) yürütmek zorundadır.
Bu analize dayanarak C4ADS, hükümetler ve özel sektör için aşağıdaki önerileri sunmaktadır:
- Birincisi, yaptırım rejimlerindeki muğlak mülkiyet yapısı sorunu çözülmelidir [s. 19]. ABD’nin mevcut yaptırım sistemi, devlet şirketlerinin ve onların yan kuruluşlarının katmanlı yapısına müdahale etmede yetersiz kalmakta, yaptırıma uğrayan aktörler bu sayede faaliyetlerini sürdürebilmektedir. China Telecom birkaç yaptırım listesinde bulunmasına rağmen etkisi sınırlıdır. China Telecom ve onun Doğu Türkistan şubesinin Ticaret Bakanlığı’nın Varlık Listesi’ne (Entity List) dahil edilmesi, bu birimlere yapılacak her türlü ABD ihracatı için lisans şartı getirecek ve raporda belgelenen veri merkezi inşasına kalıcı bir engel oluşturacaktır.
- İkincisi, teknoloji ihracatında son kullanım yerinin izlenmesi ve doğrulanması zorunlu hale getirilmelidir [s. 19]. Doğu Türkistan’daki veri merkezi altyapısında Batı teknolojisine yönelik talebin sürmesi, mevcut ihracat kısıtlamalarının temel yetersizliğini ortaya koymaktadır. Bu cihazların birçoğu Çin’e ihraç edilmek için lisans gerektirmemektedir; ancak teknolojinin nerede konumlandırıldığını ve kimin tarafından yönetildiğini doğrulayacak mekanizmalar yetersizdir. Bu durum, teknolojinin askeri, istihbarat ve soykırımdan sorumlu hükümet kurumlarının tesislerine ulaşmasını engelleyememektedir.
Politika yapıcılar, belgelenmiş soykırım ve insan hakları ihlallerinin yaşandığı bölgelerde faaliyet gösteren aktörlere yönelik çift amaçlı teknoloji ihracatında, sevkiyat sonrası zorunlu doğrulama süreçleri talep etmelidir [s. 20]. Aynı zamanda, donanımları askeri veya istihbarat bağlantılı son kullanıcılara ulaşan ihracatçılar için daha net sorumluluk ve hesap verebilirlik standartları belirlemelidir.
Özetle, C4ADS’in bu raporu; Doğu Türkistan’daki baskıların yalnızca kameralar ve polislerle değil, Batı’nın yüksek teknolojisiyle programlanmış devasa veri merkezleriyle sistemleştirildiğini kanıtlarla ortaya koymuştur. Bu durum yalnızca bölgesel bir insan hakları meselesi değil, küresel teknoloji güvenliğine ve demokratik değerlere yönelik büyük bir tehdittir. Uluslararası toplum ve teknoloji şirketleri, Çin’in bu dijital terör mekanizmasını beslemeyi durdurmalıdır.
Kaynakça:
Kondi, Mishel. Hardwired Repression: Data Centers, Global Technology, and China’s Surveillance Infrastructure in the Uyghur Region. Washington, DC: C4ADS, 2026.