7 Haziran 2026
Çin hükümetinin Doğu Türkistan’daki Çince yayın yapan resmi organı olan “Şincan Gazetesi”nin 5 Haziran 2026 tarihli nüshasında “Ekonominin İstikrarlı ve İyiye Gitmesini Teşvik Etmekle İlgili Tedbirler” (关于推动经济稳中向好的若干措施) kararnamesi yayımlamıştır. Söz konusu makalede, Doğu Türkistan’da tarımın geliştirilmesi, yeni enerji ve polikristal silikon endüstrisinin genişletilmesinin yanı sıra, sözde “yoksullukla mücadele” ve iş gücü transferi yoluyla istihdam sağlama gibi ekonomik politikaların propagandası yapılmıştır[1]. Bu makalede ortaya konulan hususlar, ilk bakışta bir bölgenin ekonomik refahını hedefleyen olumlu tedbirlermiş gibi görünse de esasta Çin devletinin Doğu Türkistan’daki Uygur ve diğer Türkî halklara yönelik yürüttüğü sistematik soykırımı, etnik asimilasyonu ve yerleşimci sömürgeciliğini gizlemek amacıyla uydurulmuş siyasi safsatadan başka bir şey değildir[2]. Uluslararası alandaki birçok bağımsız araştırmacının, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW)[2], Uluslararası Af Örgütü[3] ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi (OHCHR)[4] gibi kuruluşların yıllardır yürüttüğü akademik ve saha inceleme raporları, Çin’in bu tür “ekonomik kalkınma” politikalarının arkasına gizlenmiş insanlığa karşı suçları güçlü delillerle ifşa etmeye devam etmektedir.
Biz bu makalede, yukarıda adı geçen metinde ortaya konulan temel politikaları, uluslararası akademik kurumların ve bağımsız araştırmacıların raporlarına dayanarak tek tek ve sistematik bir biçimde analiz edecek; Çin hükümetinin sözde kalkınma ve refah sisteminin on yılı aşkın süredir bıraktığı kanlı izleri inceleyeceğiz.
“Yoksullukla Mücadele” Göz boyaması ve Zorla Çalıştırma Sisteminin Arka Planı
Söz konusu Çince makalenin ilgili maddelerinde, “artık iş gücünün transferi yoluyla istihdam edilmesi” ve “yoksullukla mücadele” politikaları aracılığıyla çiftçilerin gelirlerinin artırılması vurgulanmıştır. Bu durum kulağa bir ekonomik yardım planı gibi gelse de bağımsız araştırmacı Adrian Zenz’in ABD Kongresi’ne sunduğu tanıklık ifadeleri ve akademik çalışmaları, bunun kitlesel ve zorunlu karakterde bir devlet köle emeği sistemi olduğunu kanıtlamıştır[5]. Adrian Zenz’in doğrudan Çin hükümetinin gizli belgelerine dayanarak yayımladığı raporlara göre, Çin’in Doğu Türkistan’da yürürlükte tuttuğu bu politika, dünyada devlet tarafından organize edilen en büyük zorla çalıştırma sistemidir[5].
İngiltere’deki Sheffield Hallam Üniversitesi’nin tedarik zinciri araştırmacısı Laura Murphy ve araştırmacı Nyrola Elimä tarafından yayımlanan “Gpegündüz: Uygur Zorla Çalıştırma Sistemi ve Küresel Güneş Enerjisi Tedarik Zinciri” başlıklı raporda belirtildiğine göre, bu sözde yoksullukla mücadele politikalarının özü, yerel halkı zorla kontrol etmek ve mutlak itaate mecbur bırakmaktır[6]. Araştırmacılar raporlarında, Çin yerel hükümeti ile işletmelerin iş birliği yaparak işçileri askeri bir düzende yönettiğini, Çinceyi ve Komünist Parti ideolojisini zorla dayattığını ve işçilerin fabrikadan kendi istekleriyle ayrılmalarına kesinlikle izin vermediğini ifşa etmiştir[6].
Çin, günümüzde bir “İşsizlik İzleme ve Erken Uyarı Sistemi” kurmuş olup, bu sistem aracılığıyla yerel halkın geliri ve iş yeri gece gündüz denetlenmektedir. Eğer bir kimse devletin tahsis ettiği fabrika işinde çalışmayı reddederse, derhal siyasi şüpheli olarak gözaltına alınmaktadır[5]. Dolayısıyla, makalede geçen “istihdam” kavramı, mutlak olarak serbest iradeye dayalı bir piyasa ekonomisi değil; Çin devletinin etnik ayrımcılık ve zulme dayalı yeni nesil kölelik sistemini kurumsallaştırma çabasıdır.
“Yeşil Enerji”nin Kanlı Bedeli: Polikristal Silikon ve Terör Kapitalizmi
Makalede Doğu Türkistan’da yeşil madencilik, kömür çıkarma ve polikristal silikon gibi yeni enerji endüstrilerinin hızlandırılması gerektiği vurgulanmıştır[1]. Çin bunu her ne kadar “yeşil kalkınma” olarak makyajlasa da dünya güneş enerjisi piyasasının büyük bir kısmı, tam olarak Uygur zorla çalıştırma sisteminin kanı ve teri üzerine inşa edilmiş bir tekelleşmedir[6]. Sheffield Hallam Üniversitesi araştırmacılarının raporu, dünya genelinde güneş panelleri üretiminde gerekli olan polikristal silikonun kayda değer bir kısmının yalnızca Doğu Türkistan’da üretildiğini ve bunun ezici çoğunluğunun zorla çalıştırma sistemine dayandığını ortaya koymuştur[6].
Bu sektördeki öncü şirketlerden Daqo New Energy, Hesheng Silicon ve Xinjiang TBEA gibi firmaların tamamı, Çin hükümetinin “artık iş gücü transferiyle istihdam” planına aktif olarak destek veren ve devletten devasa miktarlarda sübvansiyon alan işletmelerdir[6]. Bu şirketler, Uygur işçileri askeri eğitim disiplini altında fabrikalarda çalıştırmakta ve üzerlerinde siyasi bir baskı rejimi kurmaktadır.
Bu olgu, ABD Colorado Üniversitesi’nden ünlü antropolog Profesör Darren Byler’ın kitabında özetlediği gibi “Terör Kapitalizmi” (Terror Capitalism) olarak adlandırılabilir[7]. Çin hükümeti, terörle mücadele bahanesiyle bütün bir halkı suçlu olarak görmekte, yaşamlarını yüksek teknolojili gözetim altına almakta ve aynı zamanda bu insanların bedenlerini devlet kapitalizmi için değer üreten ucuz bir kaynağa dönüştürmektedir[7]. Söz konusu makalede zikredilen “yüksek teknolojili sektörlerin Şincan’a kaydırılması” planının arkasında yatan asıl amaç, işte bu ucuz köle emeği kaynağından yararlanmak ve küresel tedarik zincirindeki tekelini korumaktır[1, 5, 7].
Nüfusu Optimizasyon Etme: Milli Kimliği Yok Etme ve Demografik Soykırım
Makaledeki birçok madde yerel halkların “yaşam standartlarını yükseltmeyi” vadetmektedir. Ancak Çin’in gizli belgeleri, bunun arkasında ağır bir “nüfus optimizasyonu” planının gizlendiğini ifşa etmiştir[8]. Araştırmacı Adrian Zenz’in çalışmalarına göre, Çin hükümetinin güney Doğu Türkistan’daki nüfus politikası; Uygurların mutlak çoğunlukta olma durumunu değiştirerek Çinli göçmenlerin oranını yapay bir şekilde artırmaya ve Uygur doğum oranlarını sert bir şekilde engellemeye yöneliktir[8].
Söz konusu süreçte, Uygur kadınlarına yönelik uygulanan zorunlu doğum kontrol politikaları ve toplumsal baskılar neticesinde Uygurların nüfus artış hızı muazzam bir düşüş göstermiştir[8]. Yale Üniversitesi Küresel İlişkiler Merkezi ve insan hakları avukatı Rayhan Asat tarafından hazırlanan kapsamlı raporda gösterildiği üzere, Çin’in Uygurları sistematik olarak cezalandırma operasyonları bütün bir milleti yok etme karakterine bürünmüştür. Veriler, sadece tutuklanan kişilerin toplam hapis cezası süresinin bile “4.4 milyon yıla” ulaştığını kanıtlamaktadır[9]. Demek ki, Çince makalede propagandası yapılan ekonomik yatırımlar yerel Uygurların kalkınması için değil, Çinli göçmenler için inşa edilmiş sömürgeci bir ekonomik sistemdir.
Asimilasyon Eğitimi ve Kültürel Kırım Hareketi
Bahse konu makalede, üniversite mezunu öğrencilerin istihdam edilmesi ve eğitime destek verilmesi politikalarına değinilmiştir[1]. Gerçekte ise Doğu Türkistan’daki eğitim sistemi, Uygur gençlerini kendi kimliklerinden ve ailelerinden kopararak Çinlileştirmenin bir aracı haline gelmiş olan en dehşet verici asimilasyon merkezleridir[10]. Araştırmacı Timothy Grose’un çalışmalarına göre, Çin hükümeti uzun yıllardır “Şincan Sınıfları” ve yatılı okullar aracılığıyla on binlerce Uygur ve diğer yerel genci ailelerinden ayırarak Çin kültürünü dayatan bir eğitime maruz bırakmaktadır[10]. Bununla birlikte, araştırmacı Rian Thum’un raporunda belirtildiği üzere, kitlesel toplama operasyonlarının ardından anne ve babaları kamplara ya da hapishanelere atılan yüz binlerce Uygur çocuk, hükümet tarafından zorla alıkonularak devlet kontrolündeki kapalı yatılı okullara yerleştirilmiştir[11].
Eğitimin yanı sıra, Uygurların toplumdaki dini ve kültürel alanları da yerle bir edilmiştir. Newcastle Üniversitesi araştırmacısı Dr. Joanne Smith Finley ve Londra Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu (SOAS) araştırmacısı Rachel Harris’in saha ve uydu çalışmalarında ortaya çıkarıldığı gibi, Doğu Türkistan’daki camilerin ve tarihi türbelerin büyük bir bölümü yıkılmış veya tahrip edilmiş, günlük dini ve kültürel faaliyetler ise sistematik olarak suç kapsamına alınmıştır[12]. Makaledeki sözde eğitim ve istihdam politikaları, tam olarak bu milli asimilasyon suçunun bir parçasıdır.
Uluslararası Ekonomik Sistem ve Denetim Aklama Suçu
Söz konusu makalede ayrıca, dış ticaretin ve sınır ötesi ticari iş birliklerinin geliştirilmesi özel olarak vurgulanmıştır[1]. Ancak Doğu Türkistan’daki zorla çalıştırma ve zulüm, uluslararası ticaret kanunlarıyla bağdaştırılamayacak bir dereceye ulaşmış olup, yabancı şirketlerin bu bölgede ticaret yapmaya devam etmesi küresel pazarlarda ağır ahlaki ve hukuki sorumluluklar doğurmaktadır[5].
Bazı çok uluslu şirketler, Çin pazarındaki kârlarını gözeterek Doğu Türkistan’daki zorla çalıştırma sistemiyle ilişkileri olmadığını kanıtlamak adına sözde “bağımsız denetimler” yaptırmış ve kendilerini temize çıkarmaya çalışmışlardır[5]. Adrian Zenz’in ABD Kongresi’nde verdiği tanıklık ifadesinde işaret ettiği gibi, Almanya’nın tanınmış otomobil şirketi Volkswagen ve kimya şirketi BASF gibi firmalar tam olarak bu tür bir “denetim aklama” (audit-washing) faaliyetine girişmişlerdir; oysa Doğu Türkistan’daki totaliter gözetim ortamında gerçek ve bağımsız bir denetim yürütmek fiilen imkânsızdır[13]. Çin’in makalesinde “karşılıklı çıkar” maskesi altında sunulan, Çin ile Doğu Türkistan’da ticaret yapma fikri, gerçekte insanlığa karşı suçlara ve soykırıma ortak olmaktan başka bir şey değildir.
Sonuç
Özetlemek gerekirse, bu Çince makale yalnızca Doğu Türkistan’daki insan hakları krizini uluslararası kamuoyundan gizlemek için tasarlanmış bir siyasi propaganda aracından ibarettir[1]. Metinde belirtilen tüm sözde yoksullukla mücadele, sanayiyi canlandırma ve eğitim politikalarının tamamının; Uygurları topraklarından koparmanın, soykırıma tabi tutmanın ve zorla çalıştırmanın birer aparatı olarak kullanıldığını görmekteyiz[5, 9, 12].
Ekonomik refah maskesiyle uluslararası toplumun gözü boyanamaz. Terör kapitalizmi yeşil bir kalkınma değil, insanlık onuruna sürülmüş kara bir lekedir[7]. Uluslararası toplum ve şirketler bu tür göz boyamalara aldanmamalı, Çin’i işlemekte olduğu devlet terörü ve soykırım suçları nedeniyle uluslararası hukuk önünde sorumlu tutmalıdır.
Kayda Geçen Kaynaklar:
1 Unknown, “关于推动经济稳中向好的若干措施” (Several Measures to Promote the Steady and Positive Improvement of the Economy), Xinjiang Daily, June 5, 2026.
2 Human Rights Watch, “China: Crimes Against Humanity in Xinjiang”, Human Rights Watch, April 19, 2021.
3 Amnesty International, “Report: China’s mass internment, torture, and persecution of Muslims”, Amnesty International, February 7, 2020.
4 Wikipedia Contributors, “UN Human Rights Office report on Xinjiang”, Wikipedia, October 8, 2025.
5 Adrian Zenz, “State-Imposed Forced Labor in the Xinjiang Uyghur Autonomous Region: Current State, Latest Evidence, Impossibility of Credible Social Audits, and Ongoing Western Complicity and Audit-Washing”, Congressional-Executive Commission on China (CECC), April 30, 2024.
6 Laura T. Murphy and Nyrola Elimä, “In Broad Daylight: Uyghur Forced Labour and Global Solar Supply Chains”, Helena Kennedy Centre for International Justice at Sheffield Hallam University, May 2021.
7 Darren Byler, “Terror Capitalism: Uyghur Dispossession and Masculinity in a Chinese City”, PoLAR: Political and Legal Anthropology Review, January 27, 2023.
8 Adrian Zenz, “The Chinese Communist Party (CCP)’s Policies in Xinjiang: Overall Strategy, Central Government Involvement, and Evidence for a Systematic Attack on a Civilian Population as well as Genocide”, United States House Select Committee on the CCP, March 22, 2023.
9 Rayhan Asat and Min Kim, “UYGHUR RACE AS THE ENEMY: China’s Legalized Authoritarian Oppression & Mass Imprisonment”, Yale MacMillan Center, 2024.
10 Timothy Grose, “Negotiating Inseparability in China: The Xinjiang Class and the Dynamics of Uyghur Identity”, The Journal of Asian Studies / Cambridge Core, October 5, 2020.
11 Rian Thum, “Eight Years On, China’s Repression of the Uyghurs Remains Dire”, United States Holocaust Memorial Museum, February 2025.
12 David Tobin, Laura Murphy, Rian Thum, Rachel Harris, and Jo Smith Finley, “State Violence in Xinjiang: A Comprehensive Assessment”, Helena Kennedy Centre for International Justice at Sheffield Hallam University, June 2021.
13 Adrian Zenz, “State-Imposed Forced Labor in the Xinjiang Uyghur Autonomous Region: Current State, Latest Evidence, Impossibility of Credible Social Audits, and Ongoing Western Complicity and Audit-Washing”, Congressional-Executive Commission on China (CECC), April 30, 2024.