Uygur Araştırma Enstitüsü | 12 Haziran 2026
Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Konseyi Bilgi Ofisi, 11 Haziran 2026 tarihinde “Ulusal İnsan Hakları Eylem Planı (2026–2030)”nı resmi olarak ilan etti[1]. Bu belge, Çin hükümetinin önümüzdeki beş yıl içinde insan hakları alanında ne tür adımlar atacağını ve hangi hedeflere ulaşacağını belirleyen temel siyasi programı olarak kabul edilmektedir[1]. Planda; ekonomik kalkınma, vatandaşların siyasi ve sosyal haklarının korunması, etnik birliğin pekiştirilmesi ve uluslararası insan hakları sistemine aktif katılım gibi pek çok parlak vaat öne sürülmektedir[1].
Çin hükümeti bu belgeyi kendi insan hakları alanındaki devasa gelişiminin bir kanıtı olarak dünyaya propaganda etse de, uluslararası bağımsız araştırmacılar ve insan hakları örgütleri için bu sadece siyasi bir maskeden ibarettir[2, 3]. Pekin yönetimi, “kalkınma yoluyla insan haklarını ilerletmek” şeklindeki sahte slogan altında kendi suçlarını gizlemeye çalışmakta olup, özellikle Doğu Türkistan’da yaşanan gerçekler bu yalanı güçlü bir şekilde ifşa etmektedir[4, 5].
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin Ağustos 2022’de yayımladığı Doğu Türkistan’a ait özel değerlendirme raporunda, Çin’in bölgedeki vahşi uygulamalarının “insanlığa karşı suç” teşkil etme olasılığının son derece yüksek olduğu belirtilmiştir[4, 5]. Bu rapor, Çin hükümetinin sözde “terörizm ve aşırılıkçılıkla mücadele” adı altında Uygurlara ve diğer Türkî halklara sistematik baskı uyguladığını uluslararası düzeyde tescilledi[4].
Ancak yeni yayımlanan 2026–2030 Eylem Planı’nda Çin devleti bu uluslararası eleştirilere zerre kadar değinmemiş; aksine, Doğu Türkistan’da soykırımın doruk noktasına ulaştığı bir dönemde kendisini “küresel insan hakları yönetişiminin hamisi” olarak göstermeye çalışmıştır[1]. Uluslararası Af Örgütü’nün 2025 yılı beyanatında belirtildiği üzere, BM raporunun üzerinden üç yıl geçmiş olmasına rağmen Çin’in baskı politikalarında hiçbir olumlu değişim olmamış, uluslararası toplum da Çin’i sorumlu tutmada yetersiz kalmıştır[2].
Çin’in yayımladığı ‘İnsan Hakları Eylem Planı’, Pekin yönetiminin insan haklarını evrensel bir değer olarak değil, devletin ulusal çıkarlarına ve konjonktürel koşullarına tabi bir araç olarak gördüğünü kanıtlamaktadır. Evrensel hukuk, sivil ve siyasi hakların bölünemezliğini ilke edinip bireyi devlete karşı korumayı esas alırken; Çin, ‘yaşama ve kalkınma hakkını’ en temel insan hakkı ilan ederek bireysel özgürlükleri ekonomik hedeflere kurban eden otoriter bir model dayatmaktadır. Çin hükümeti, uluslararası toplumun Doğu Türkistan’daki ihlallere yönelik haklı eleştirilerini ‘insan haklarının siyasallaştırılması’ kisvesiyle reddetmekte; bölgedeki toplama kamplarını ve zorla çalıştırma politikalarını ise ‘terörle mücadele’ ve ‘yoksulluğu azaltma’ gibi kavramlarla maskeleyerek evrensel insan hakları ilkelerini tamamen kendi siyasi ideolojisine uydurmaya çabalamaktadır.
Bu makalede, Çin’in bahse konu yeni “Ulusal İnsan Hakları Eylem Planı”ndaki maddeler ile Doğu Türkistan’daki real insan hakları durumu birer birer karşılaştırılacaktır. Bu yolla, Çin’in uluslararası hukuku ve insani ahlakı kökten çiğneyerek bütün bir millete uyguladığı asimilasyon, toplama kampları, zorunlu çalıştırma ve nüfus soykırımının mahiyeti masaya yatırılacaktır.
Birinci Bölüm: Ekonomik Haklar ve “Yoksullukla Mücadele” Maskesi Altındaki Zorunlu Çalıştırma Suçu
Eylem planının ekonomik hakların korunması bölümünde “uygun yaşam standardı hakkı” özel olarak zikredilmiş, yoksulluğun ortadan kaldırılması ve kırsal kalkınmanın kararlılıkla sürdürüleceği vurgulanmıştır[1]. Çin hükümeti bu yolla halkın yaşam koşullarını iyileştirdiğini iddia etmektedir. Gerçekte ise Doğu Türkistan’da Çin hükümetinin uygulamakta olduğu sözde “yoksulluğu bitirme” ve “iş gücü transferi” programları son derece haince bir amaca hizmet etmektedir. Bu, Uygur ve diğer Türkî halkları kendi yurtlarından ve ailelerinden kopararak Çin iç eyaletlerine veya kapalı fabrikalara zorla nakletmeyi amaçlayan bir devlet planıdır[3, 6].
Eylem planında vatandaşların “çalışma hakkı”nı koruma, düzenli istihdam sağlama ve mesleki beceri eğitimi sistemini tekamül ettirme hususunda vaatler verilmiştir[1]. Halbuki İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) istikrarlı bir şekilde yayımladığı yıllık raporlarında kanıtlandığı üzere, Doğu Türkistan’da milyonlarca kişi bu sözde “mesleki beceri eğitim merkezleri”nde cezalandırılmakta ve ardından zorunlu çalıştırmaya tabi tutulmaktadır[3, 6, 7]. Bu yerler esasen normal birer okul değil, yüksek düzeyli güvenlik sistemleriyle çevrilmiş toplama kamplarıdır[4, 5].
Planda Çin devleti “emekçilerin hak ve menfaatlerini koruma”, maaşları zamanında ödeme ve iş hayatında cinsiyet dahil her türlü ayrımcılığı sonlandırma vurgusu yapmaktadır[1]. Fakat Doğu Türkistan’daki Uygur işçiler için bu tür yasal korumalar mutlak surette mevcut değildir. Onlar; pamuk tarlalarında, tekstil fabrikalarında ve polikristal silikon (polysilicon) yani güneş paneli üretim tesislerinde son derece düşük ücretler karşılığında, silahlı polislerin doğrudan gözetimi altında çalışmaya mecbur bırakılmaktadır[3, 6].
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün raporları, küresel otomotiv markalarının dahi alüminyum tedarik zincirlerinde Uygur zorunlu çalıştırmasına bulaşma riskiyle karşı karşıya olduğunu ifşa etmiştir[6]. Zorunlu çalıştırma; elektronik ürünler, giyim, deniz ürünleri ve kritik mineraller sektörüne derinlemesine nüfuz etmiş olup, Çin’in uluslararası ticaret pazarındaki temel gücü haline gelmiştir[3, 6]. ABD hükümetinin “Uygur Zorunlu Çalıştırmayı Önleme Yasası”nı (UFLPA) yürürlüğe koyması sayesinde, yalnızca 2024 yılında yüz milyonlarca dolar değerindeki ürünün gümrüklerden girişi engellenmiştir[6].
Çin’in eylem planında mülkiyet hakkına değinilerek çiftçilerin toprak ve mülklerine yasa dışı yollarla el konulmayacağı, el konulması durumunda ise tam tazminat ödeneceği beyan edilmektedir[1]. Ancak Doğu Türkistan’da “birlikte kalkınma” veya “kırsalın ihyası” adı verilen politikalar, Uygurların kadim mahallelerini yıkmanın, topraklarına el koymanın ve bunları Çinli göçmenlere paylaştırmanın bir vasıtası haline gelmiştir. Yüz binlerce Uygur kamplara hapsedildikten sonra, mülkleri devlet tarafından asılsız gerekçelerle dondurulmuş veya gasp edilmiştir.
Bu nedenle, Çin devletinin ekonomik hak güvencesi iddiaları, Doğu Türkistan’daki sistematik ekolojik ve ekonomik talanlar karşısında tamamen iğrenç bir göz boyamadan ibaret kalmaktadır. Yoksulluğu bitirmek, gerçekte bir milletin ekonomik bağımsızlığını bitirmektir. Çin’in ekonomik kalkınma modeli, Uygurlar için modern kölelik düzeninin yeni bir biçimini inşa etmiştir.
İkinci Bölüm: Sağlık, Kadın Hakları ve Sistematik Nüfus Soykırımı
İnsan hakları eylem planının “sağlık hakkı” ve “kadın hakları”na dair bölümlerinde; insanların ortalama yaşam süresini 80 yaşa çıkarmak, anne ve çocuk sağlığını korumak ve ölüm oranlarını büyük ölçüde düşürmek gibi güzel hedefler belirlenmiştir[1]. Çin ayrıca kadınları fiziki ve ruhi şiddetten koruma hususunda pek çok politika ilan etmiştir[1]. Ne var ki, bu sözde güvenceler Doğu Türkistan’da milletin geleceğini karartan bir soykırımın aracı olarak kullanılmaktadır[4, 5].
BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin raporunda açıkça ortaya konulduğu üzere, Doğu Türkistan’da son yıllarda doğum oranlarında devasa bir düşüş yaşanmıştır[4]. 2015 ile 2018 yılları arasındaki dönemde, Uygurların yoğun olarak yaşadığı Hotan ve Kaşgar gibi bölgelerde doğum oranları %60’tan fazla azalmıştır[4]. Daha da ürkütücü olanı, Doğu Türkistan genelinde doğum oranları sadece 2019 yılında dahi %24 oranında düşmüş olup, bu durum ülke genelindeki %4,2’lik düşüş oranıyla karşılaştırıldığında fevkalade büyük bir uçurumu göstermektedir[4].
Bu nüfus krizi doğal yollarla ortaya çıkmamış, bilakis devletin zorunlu doğum kontrol politikalarının doğrudan bir sonucu olmuştur[4]. Çin hükümeti Uygur kadınlarına zorla doğum kontrol hapı/araçları yerleştirme ve zorunlu kürtaj operasyonlarını acımasızca icra etmektedir[4, 5]. Bunun yanı sıra, kamplardaki Uygur kadınları sistematik cinsel saldırılara maruz kalmış olup, BM uzmanları mağdurların tanıklık ifadelerini “tamamen güvenilir” olarak nitelendirmiştir[4, 5].
Çin devletinin eylem planında kadınları iş yerinde, ailede ve toplumda koruyacağı iddia edilse de[1], Doğu Türkistanlı kadınlar için devletin kendisi bir zorba haline gelmiştir. Anne ve çocuğun sağlığını koruyacağını iddia eden hükümet, yüz binlerce çocuğu anne ve babasından zorla ayırarak devlet kontrolündeki yetimhanelere ve yatılı okullara hapsetmiş, onları aile şefkatinden ve milli kimliğinden tamamen mahrum bırakmıştır[3, 4]. Bu insanlık dışı uygulamalar, sözde eylem planının sahte bir maskeden ibaret olduğunu açıkça kanıtlamaktadır.
Bu sistematik eylemler, BM’nin Soykırımın Önlenmesi Sözleşmesi’ndeki “bir grup içinde doğumları engellemek amacıyla kasıtli tedbirler uygulamak” ve “çocukları zorla başka bir gruba nakletmek” maddeleriyle tamamen örtüşmektedir[4]. Çin’in sözde kadın ve sağlık hakları beyanları, Doğu Türkistan halkına yönelik soykırım göz önüne alındığında, kağıt üzerindeki ucuz kelimelerden başka bir şey olmadığını göstermektedir.
Üçüncü Bölüm: Eğitim, Kültür ve Milli Asimilasyon Darbesi
Planın eğitim ve kültüre ait bölümlerinde Çin, kendisini “etnik eşitliğin” koruyucusu olarak lanse ederek azınlık grupların kendi dil ve kültürlerini koruma, geliştirme haklarına saygı duyduğunu ileri sürmektedir[1]. Planda ayrıca ulusal eğitim sisteminde adaletin teşvik edileceği zikredilmektedir[1]. Fakat Doğu Türkistan’daki eğitim ve kültür politikaları bir millete ilim irfan öğretmek için değil, bilakis onları Çinlileştirmek ve milli asimilasyona tabi tutmak için hizmet etmektedir[3, 6].
Çin devleti, “Çin Ulusu Ortak Bilincini Güçlendirmek” adlı siyasi hat temelinde, tüm okullarda Uygur Türkçesinde eğitimi resmi olarak yasakladı. Çocuklar küçük yaşlardan itibaren ana dillerini konuşmaktan mahrum bırakılarak sinsi bir beyin yıkama eğitimine zorlanmaktadır. Milli dil ve yazı hakları tamamen çiğnenmiş; hükümet organları, sosyal alanlar, hatta pazarlardaki tabelalardan dahi Uygur yazısı kazınarak temizlenmiştir.
Dini inanç sahasında da eylem planı “dini inanç hürriyetini garanti altına alma” vaadinde bulunmaktadır[1]. Ancak Çin, Doğu Türkistan’da “İslam dinini Çinlileştirme” sloganı altında tarihte benzeri görülmemiş düzeyde bir baskı yürütmektedir[6]. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nin (HRW) kayıtlarına göre, bölgedeki dini faaliyetler açıkça terörizm ve aşırılıkçılıkla bağdaştırılarak suç sayılmaktadır[3, 6]. 2017 yılından itibaren on binlerce cami ve tarihi türbe yıkılmış veya asıl hüviyetinden uzaklaştırılmıştır.
Uygur aydınları, dini ulemalar ve kültür öncüleri bu asimilasyon politikasının en öncelikli hedefi haline gelmiştir[3, 6]. Dünya çapında tanınan Uygur folklor uzmanı ve mütefekkir Dr. Rahile Davut, devlet güvenliğiyle ilgili uydurma suçlamalarla müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır[6]. Dünyaca ünlü Uygur akademisyen ve ekonomist İlham Tohti ise “bölücülük” iddiasıyla müebbet hapse mahkum edileli on yılı aşmıştır[6]. Çin hükümeti Doğu Türkistan’ın kültür ve eğitim sistemini tamamen felç ederek, Uygur kimliğini temsil eden bütün elitleri zindanlara tıkmıştır[6].
Çin’in eylem planında kültürel mirasın korunması ve kültürel faaliyetlerin canlandırılması hakkındaki ifadeleri Doğu Türkistan’daki gerçeklerin tam tersidir[1]. Uygurların kadim kültürel izleri tamamen yok edilerek, buralar devlet güdümlü sahte birer turistik panayır olarak sergilenmektedir[3]. Çin’in burada gösterdiği şey korunan bir kültür değil, kafese kapatılmış ve siyasi propaganda aparatına dönüştürülmüş ölü bir kütleden ibarettir.
Dördüncü Bölüm: Vatandaşların Siyasi Hakları, Adil Yargılanma ve Devlet Terörizmi
Vatandaşların siyasi haklarının ele alındığı bölümde eylem planı; demokratik katılım, hükümetin denetlenmesi ve ifade özgürlüğü hakkında sahte vaatlerde bulunmaktadır[1]. Bununla birlikte, “adil yargılanma hakkı”na değinerek işkencenin yasaklanması, avukatlık haklarının korunması ve masumiyet karinesinin hayata geçirilmesini savunmaktadır[1]. Fakat sadece Doğu Türkistan’da değil, Çin genelinde siyasi muhaliflere yönelik muamele ve hukuk sistemi tamamen devlet terörizmi karakterine bürünmüştür.
Tayvan Demokrasi Vakfı (TFD) tarafından yayımlanan siyasi ve adli sisteme ait izleme raporunda belirtildiği üzere, Çin’in adli sistemi esasen Komünist Parti’nin ideolojik kontrolü altında olup, bağımsız mahkemelerden söz etmek imkansızdır[8]. Mahkemeler parti komitelerinin talimatları doğrultusunda çalışır[8]. Devlet güvenliğini ilgilendiren “hassas” davalarda aile yakınlarının ve bağımsız avukatların duruşmaya katılımı tamamen engellenir, tutuklular işkence ve tehditlerle suçlarını itiraf etmeye zorlanır[8].
Bu tür adli ihlaller Doğu Türkistan’da daha vahim boyutlara ulaşmıştır. Al Jazeera ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün verilerine göre, Çin hükümetinin terörle mücadele operasyonları kapsamında 2016 yılından bu yana 250 binden fazla masum Uygur, adil yargılanma süreçlerinden mahrum bırakılarak ağır hapis cezalarına çarptırılmıştır[6, 7]. Yarım milyondan fazla insan uzun süreli, asılsız cezalarla zindanlara atılmış, bir milyondan fazla insan kamplarda alıkonulmuştur[6, 7]. Bu yargılamalar tamamen gizli, hiçbir avukat olmaksızın yürütülmüş olup, eylem planındaki “adil yargılama” vaatlerinin ne kadar trajikomik olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Kişisel verilerin güvenliği meselesinde de Çin devleti, insan hakları planında siber güvenliği ve kişisel mahremiyeti koruyacağını iddia etmektedir[1]. Fakat Doğu Türkistan tamamen yüksek teknolojili dijital bir hapishaneye dönüştürülmüş olup; yapay zeka destekli yüz tanıma sistemleri, geniş kamera ağları ve telefonlara yüklenen casus yazılımlar vasıtasıyla Uygurlar gece gündüz gözetim altında tutulmaktadır[3]. Çinli teknoloji şirketleri devletle iş birliği içinde bu sistemi inşa etmiş olup, Çin’in sözde “veri koruma” yasaları sadece devletin vatandaşlar üzerindeki teftiş ve kontrolünü artırmak amacıyla kullanılmaktadır. Doğu Türkistan’da vatandaşların hiçbir mahremiyeti yahut hürriyeti bırakılmamıştır.
Beşinci Bölüm: Uluslararası İnsan Hakları Sistemiyle “İş Birliği” Oyunu ve Sınır Ötesi Baskı
Eylem planının son bölümünde Pekin yönetimi; “küresel insan hakları yönetişimine aktif katılım”, BM ve uluslararası insan hakları mekanizmalarıyla iş birliği, ayrıca küresel insan hakları davasına “Çin bilgeliği” katma hususlarına değinmektedir[1]. Bu tamamen diplomatik bir göz boyamadan başka bir şey olmayıp, Çin’in uluslararası yükümlülükler karşısındaki tavrı onun samimiyetsizliğini açıkça ortaya koymaktadır.
2022 yılında BM Yüksek Komiserliği Doğu Türkistan hakkındaki özel raporunu yayımladığında, Çin bunu kabul etmek veya tavsiyeleri yerine getirmek bir yana, raporu “yasa dışı, uydurma ve geçersiz” diyerek reddetmiş ve BM ile olan iş birliğini sonlandırmakla tehdit etmiştir[6, 9]. Çin’in uluslararası sisteme katılım amacı insan haklarını iyileştirmek değil, BM kürsüsünde kendi cürümlerini gizlemek, diplomatik veto yetkisini genişletmek ve uluslararası incelemeleri engellemektir[9].
Uluslararası Af Örgütü’nün Londra’daki BM Ofisi Direktörü Sarah Brooks, BM raporunun üçüncü yılı münasebetiyle yaptığı konuşmada: “Uluslararası toplumun Sincan’daki suçlar karşısında sessiz kalması bir utançtır. İnsanların hayatları mahvedildi, aileler parçalandı” şeklinde konuşmuştur[2]. Kamplara hapsedilenlerin yakınlarından Fatma ve Medine Nazımı gibi isimler, 2018 yılından beri akrabalarından hiçbir haber alamadıklarını, bu tür bir iletişimsizliğin devletin özel bir işkence yöntemi olduğunu beyan etmişlerdir[2]. Doğu Türkistan’da yaşananlar sadece bir devletin iç meselesi değil, küresel bir insani krizdir[2].
Daha da korkutucu olanı, Çin’in sınır ötesi baskı gücüdür. Dünyada insan haklarını koruyacağını iddia eden Çin, Doğu Türkistan’dan kaçarak yurt dışına sığınan Uygur muhacirlerini dünyanın dört bir yanında takip etmekte, yurt içindeki aileleri vasıtasıyla tehdit ederek susturmaya veya geri dönmeye zorlamaktadır[3]. Çin’in ekonomik ve siyasi nüfuzu altında bazı ülkeler, bilhassa bazı Müslüman ülkeler Doğu Türkistan’daki baskılara göz yummakla kalmayıp, kendi topraklarındaki Uygurları Çin’e iade edecek dereceye gelmişlerdir[3, 5, 9]. Bu durum, Çin’in insan hakları alanındaki uluslararası “iş birliği” iddialarının ne kadar sefil bir propaganda oyunundan ibaret olduğunu net bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Sonuç
Özetlemek gerekirse, Çin’in “Ulusal İnsan Hakları Eylem Planı (2026–2030)”, son derece titizlikle kurgulanmış, uluslararası toplumun ve demokratik değerlerin hoşuna giden kelimelerle bezenmiş sahte bir siyasi dökümandır[1, 2]. Bu belge, Komünist Parti’nin kendisini makyajlayarak uluslararası alandaki “insan hakları ihlalcisi” şeklindeki kötü imajını değiştirmek için ürettiği sahte bir maskedir.
Doğu Türkistan’daki insanlık dışı gerçeklik —toplama kampları, zorunlu iş gücü tedarik zincirleri, doğum kontrolü yoluyla yürütülen nüfus soykırımı ve dil-kültürün sistematik olarak yok edilmesi— hükümetin bu sahte sloganlarının hiçbir kıymetinin olmadığını açıkça ortaya koymaktadır[3, 4, 6, 7]. Çin kaç kez “insan hakları planı” ilan ederse etsin, Doğu Türkistan’daki soykırım durmadığı müddetçe dünya kamuoyu önündeki suçlu devlet imajı katiyen değişmeyecektir.
Dünya kamuoyu, Birleşmiş Milletler ve insan hakları kuruluşları Çin’in bu tür yalan propagandalarına asla aldanmamalıdır[2]. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayımlanan raporun tavsiyelerini hayata geçirerek, Çin’i işlediği suçlar nedeniyle derhal hesaba çekmek bugünün en acil vazifesidir[4, 5]. Doğu Türkistan’daki toplama kampları kapatılmadığı ve milyonlarca masum halk serbest bırakılmadığı sürece, Çin’in herhangi bir insan hakları vaadinin hukuki ve ahlaki hiçbir geçerliliği yoktur. Dünya, sözlerdeki sahte vaatlere değil, kanlı gerçekliğe yüzünü dönmeli ve zulme karşı somut adımlar atmalıdır.
Kaynakça:
- Xinhua News / The State Council Information Office of the People’s Republic of China, “National Human Rights Action Plan of China (2026-2030)”, Xinhua Net, June 11, 2026 1-3.
- Amnesty International, “China: Still no accountability for crimes against humanity in Xinjiang, three years after major UN report”, Amnesty International, August 28, 2025 4, 5.
- Office of the United Nations High Commissioner for Human Rights (OHCHR), “OHCHR Assessment of human rights concerns in the Xinjiang Uyghur Autonomous Region, People’s Republic of China”, United Nations / Wikipedia, August 31, 2022 6, 7.
- Human Rights Watch, “World Report 2026: China”, Human Rights Watch, 2026 8, 9.
- Human Rights Watch, “World Report 2025: China”, Human Rights Watch, 2025 10, 11.
- Al Jazeera, “China rejects growing Western and human rights criticism regarding Uyghur Muslims”, Al Jazeera, February 24, 2021 12, 13.
- UN News, “China responsible for ‘serious human rights violations’ in Xinjiang province: UN human rights report”, UN News, August 31, 2022 14, 15.
- Taiwan Foundation for Democracy (TFD), “Observation on Judicial Human Rights: The Ideologization of the Political and Legal System”, Taiwan Foundation for Democracy, 2021 16, 17.
- Al Jazeera, “China upset over UN report on ‘violations’ against Uyghur Muslims in Xinjiang”, Al Jazeera, September 9, 2022 18, 19.