Bir Uygur insan hakları aktivisti, Malezya’da nüfuz sahibi olan herkesle —hükümet, BM ve İslami STK’lar— sessizce görüşerek bir hafta geçirdi. Çünkü Malezya, Uygurlar için hem sesini yükselten hem de Pekin’e boyun eğen nadir Müslüman çoğunluklu ülkelerden biri; bu da burayı tam olarak uğrunda mücadele edilmeye değer bir yer haline getiriyor.
Yazar: Fernando Fong
TRP | 17 Haziran 2026
Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği Başkanı ve Uluslararası Doğu Türkistan STK'lar Birliği (IUETO) Yönetim Kurulu Üyesi Abdureşid Eminhaci, kuruluşunun "sivil diplomasi ziyareti" olarak tanımladığı temaslar için 11 Haziran’da Malezya'ya geldi. Ziyaret sona erdiğinde; Başbakanlık Ofisi, Dini İşler Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı danışmanı ve UNHCR Malezya temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirmişti.
Üst düzey Uygur insan hakları lideri, bu hafta Malezya’ya gerçekleştirdiği sivil diplomasi ziyaretini, ülkenin dini kurumu, dışişleri bakanlığı ve Birleşmiş Milletler mülteci örgütü ile aynı seyahatte bir dizi görüşme yaparak tamamladı.
Ziyaret, Malezya Dini İşler Bakanlığı ve Müslüman Dünya Birliği (Rabıta) tarafından ortaklaşa düzenlenen 3. Uluslararası Dini Liderler Zirvesi ile aynı zamana denk geldi. Eminhaci, küresel düzende gençliğin rolüne odaklanan bir çalıştaya mülteci savunucusu olarak değil, Doğu Türkistan gençliğinin bir temsilcisi olarak katılarak konuşma yaptı. Malezya’yı defalarca ziyaret etmiş bir isim için, bu seyahatte açılan kapıların genişliği, ilişkilerin daha bilinçli ve olgun bir noktaya ulaştığını gösteriyordu.
Doğu Türkistan, Uygurların anavatanlarına verdikleri isimdir; Pekin’in Sincan olarak adlandırdığı bu kuzeybatı Çin bölgesinde, yüzyıllardır yaklaşık 12 milyon Türkçe konuşan Müslüman yaşamaktadır ve Çin hükümeti burada kitlesel gözaltılar, zorla çalıştırma ve kültürlerinin sistematik olarak silinmesiyle suçlanmaktadır.
Protesto Yürüyüşü ve İftar Sofrası
Bu yaklaşım bilinçli bir tercihti; Doğu Türkistan davası, jeopolitik bir platform yerine ana akım bir İslami çok taraflı platform üzerinden tartışmaya dahil edilerek, bölge hükümetlerinin görmezden gelmesi veya kendilerini uzak tutması daha zor bir alana taşınmış oldu.
Görüşmelere ABIM, Global Peace Mission (GPM), IKRAM ve WADAH gibi sivil toplum kuruluşları da katıldı. Bu dört kuruluş —ABIM (Malezya İslami Gençlik Hareketi), GPM (Küresel Barış Misyonu), IKRAM (Malezya IKRAM Derneği) ve WADAH (Malezya İslami Davet ve Refah Derneği)— Malezya’nın en önde gelen İslami sivil toplum kuruluşlarıdır. İdeolojik kökenleri 1970'ler ve 80'lerin İslami uyanış hareketine dayanan ve resmi olarak bağlı olmasalar da Uygur davası gibi Müslüman azınlık hakları konularında rutin olarak ortak bir blok halinde hareket eden yapılardır.
ABIM, Güneydoğu Asya’da Uygur hakları konusundaki en önemli ana akım seslerden biridir. Mevcut Başbakan Datuk Seri Anwar Ibrahim’in de eski başkanları arasında yer aldığı, Malezya’nın en köklü sivil toplum kuruluşlarından biri olan ABIM, Çin Büyükelçiliği’ne protesto yürüyüşleri düzenlemesiyle bilinirken, aynı zamanda dostane ve iş birliğine dayalı diplomatik girişimlerde de düzenli olarak yer almaktadır. Örneğin, birlikte "İnsanlık İçin Büyük İftar" gibi programlara ev sahipliği yapmışlar ve Hari Raya Aidilfitri’yi (Ramazan Bayramı) kutlamak için karşılıklı ziyaretlerde bulunmuşlardır. Pekin, 2019 yılında yerel Müslüman muhalifleri yatıştırmak için Sincan’a devlet denetiminde turlar teklif ettiğinde, ABIM bunu zulmü siyasi propaganda yoluyla normalleştirme girişimi olarak nitelendirmişti.
İlk Sırada Dile Getirilmeyen Ama Kaçınılamayan Konu
Kuruluşun Facebook paylaşımının sonlarında yer alan tek bir cümle, büyük bir ağırlık taşıyordu: Şu anda Tayland’da gözaltında tutulan Uygur Türklerinin durumunun, ziyaretin "en önemli gündem maddelerinden biri" olduğu belirtilmişti.
Tayland, Sincan’dan kaçan ve yasal bir belirsizlik içinde sıkışıp kalan, Çin’e dönemeyen ve başka bir yere yerleştirilmeyi de başaramayan Uygur tutukluları (erkekler, kadınlar ve çocuklar) yıllardır alıkoymaktadır. Malezya, Çin’in iade taleplerine rağmen geçmişte Uygur tutukluların Türkiye gibi üçüncü ülkelere güvenli bir şekilde seyahat etmelerine izin vererek, bu vakaların ele alınmasında tarihsel olarak bir transit ve baskı noktası olmuştur.
Bu konunun aynı ziyarette hem Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) hem de Malezya Dışişleri Bakanlığı danışmanına aktarılmış olması, heyetin sadece farkındalık yaratmaya çalışmadığını gösteriyor. Mevcut her kanaldan baskı uyguluyorlardı ve bunu kapıların açık kalmasını sağlayacak kadar sessizce yapıyorlardı.
Neden Malezya? Ve Bu Durum Neden İki Tarafı Keskin Bir Bıçak?
Malezya, Uygur meselesinde sıra dışı bir konumda bulunuyor. Çin ile güçlü ticari bağları olan Müslüman çoğunluklu bir ülke, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi ve yıllardır Pekin’in beklentileri ile kendi İslami kimliği arasında bir denge kurmaya çalışan bir ulus.
Uygur savunucuları için bu gerilim, tam da can alıcı noktayı oluşturuyor. Malezya’nın —kısık sesle de olsa— konuşması, bölgede Batılı bir hükümetin yeni bir resmi kınama yayınlamasından daha fazla ağırlık taşıyor.
Ancak Malezya’nın sicili tamamen pürüzsüz değil. En son kayda geçen vakalardan birinde, Amerikalı-Uygur akademisyen Abdulhakim İdris, bir savunuculuk gezisi için Malezya’ya geldiğinde gözaltına alınmış ve sınır dışı edilmişti; bu karar yaygın olarak Pekin’in baskısına bağlanmıştı. Bir Uygur hükümet dairelerinde ağırlanırken, bir diğerinin sınırdan geri çevrilmiş olmasının arkasındaki fark hiçbir zaman tam olarak açıklanmadı.
Zaten Burada Olan Bir Topluluk
Kuruluşun açıklamasına göre, bu ziyaret sırasındaki görüşmeler "Doğu Türkistan davasının Malezya ve daha geniş bölgedeki geleceğini" kapsıyordu; bu ifade, konuşmaların anlık durumun ötesine geçip stratejik bir boyut kazandığını gösteriyor.
Diplomasinin ötesinde Uygurlar, savunuculuk, öğrenci toplulukları ve kültür yoluyla yıllardır Malezya’da sessizce bir varlık inşa ediyorlar. Kuala Lumpur’da Uygurlara ait restoranlar, geri dönemedikleri bir ülke ile henüz netleşmemiş bir gelecek arasında burayı geçici bir yuva haline getirmiş olan şehre helal Orta Asya mutfağı sunuyor.
Buraya yerleşmiş olanlar için bu haftaki toplantıların sonuçları soyut birer başlık değil. Son on yılda binlerce Uygur, Türkiye’ye ulaşmak için Güneydoğu Asya (Tayland ve Malezya dahil) üzerinden gizlice seyahat ederek Çin’den kaçtı. Malezya hükümeti "güvenli geçiş" politikasına kesin bir şekilde bağlı kalıyor. Eğer Uygurlar Malezya’ya kaçarsa, hükümetin resmi tutumu Pekin’den gelen iade taleplerini reddetmek ve bunun yerine onların üçüncü bir ülkeye (genellikle Türkiye’ye) seyahatlerini sessizce kolaylaştırmaktır.