İdeolojik Aşırılık, Uygurlara Yönelik Zulüm ve Sınır Ötesi Terör: Çin Komünist Partisi'nin Mutlak Kontrol Araçları

Yazar: Ashu Mann | 30 Haziran 2026

Çin Komünist Partisi, 1 Temmuz 1921'de kurulduğundan bu yana ideolojik birliği parti egemenliğinin koşulsuz bir gerekliliği olarak belirlemiştir. İnsan hakları örgütleri, Batılı hükümetler ve Uygur aktivist örgütlerinin bildirdiğine göre, bu gereklilik bir asır boyunca giderek aşırılaşmış ve bugün yurt içinde kültürel bir soykırıma, yurt dışındaki aileler için ise ciddi bir tehdide dönüşmüştür.

İdeolojik Aşırılık ve Uygurların Bastırılması

Sincan'da (Çevirmenin Notu: Doğu Türkistan'da), Çin Komünist Partisi Uygurları ve diğer Türki Müslüman halkları hedef alarak toplama kamplarına kapatma, zorla çalıştırma, sıkı gözetim altında tutma ile dini ve kültürel faaliyetleri yasaklama eylemlerini yürütmüştür.

Bazı Batılı hükümetler ve parlamentoların yanı sıra insan hakları örgütleri; kitlesel tutuklamalar, zorunlu doğum kontrolü ve Uygur dilinin, dini inançlarının ve kültürel kimliğinin sistematik olarak yok edilmesi gibi gerçeklere dayanarak bu politikaları "soykırım" veya "insanlığa karşı suç" olarak nitelendirmiştir. Pekin yönetimi ise bu suçlamaları reddederek kampları, terörle mücadele ve yoksulluğu ortadan kaldırmayı amaçlayan "mesleki eğitim merkezleri" olarak açıklamaktadır.

Bu politikalar nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, araştırmacılar kanıtlarla ispatlanmış sonuçları — yani geniş çaplı tutuklamaları, ailelerin parçalanmasını ve Uygurların kültürel ile dini yaşamlarının yok edilmesini — Çin Komünist Partisi'nin ilk kurulduğu dönemdeki mutlak ideolojik kontrolü sürdürme prensibinin doğrudan bir devamı olarak görmektedir.

Sınır Ötesi Terör: Diasporadaki Aileleri Susmaya Zorlamak

Partinin karanlık eli yalnızca Çin sınırları içinde kalmamıştır. Dünya Uygur Kurultayı üyeleri de dahil olmak üzere yurt dışındaki Uygur aktivistler, Çin devlet kurumlarıyla bağlantılı casus yazılımların (malware) hedefi haline gelmiştir.

Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) ve "Freedom House" (Özgürlük Evi) raporlarında belirtildiğine göre, yurt dışındaki Uygurlar Sincan'da yaşayan akrabalarına yönelik tehditler aracılığıyla susmaya zorlanmıştır. Araştırmacılar bu taktiği "vekâleten baskı" olarak adlandırmaktadır. Sıkça dile getirilen bir örnekte, Fransa'daki Uygur bir kadın hile yoluyla Çin'e götürülüp tutuklanmış ve serbest bırakılmadan önce yurt dışındaki kızının faaliyetlerini kınamaya zorlanmıştır.

Şubat 2025'te, 40 Uygur'un üçüncü bir ülke tarafından Çin'e iade edilmesi, Freedom House tarafından Çin'in dünya çapında "sınır ötesi baskıyı" en çok uygulayan ülke olduğunu kanıtlayan güçlü bir gerçek olarak gösterilmiştir.

Tasfiye ve Dehşet Temel Silah Rolünü Sürdürüyor

Araştırmacılar ve eski yetkililerin tasvirlerine göre, 1930'lardaki parti içi tasfiyelerden Sincan'daki kamplara ve bugün diasporadaki ailelere yönelik tehditlere kadar olan tüm süreçler bir tür sürekliliğe sahiptir: Çin Komünist Partisi, ister gerçek ister hayal ürünü olsun, herhangi bir ideolojik farklılığı kendi varlığına yönelik bir tehdit olarak görmekte ve buna hoşgörüyle değil; tutuklama, gözetim veya baskı gibi yollarla karşılık vermektedir.

İnsan hakları gözlemcileri ve bu durumları izleyen hükümet kurumlarının değerlendirmelerine göre, partinin kuruluşunun üzerinden bir yüzyıl geçtikten sonra bile "dehşet" (korku), Çin Komünist Partisi'nin gerek Çin içinde gerekse tüm dünyadaki diasporalar arasında kontrolünü sürdürmesindeki temel silahı olmaya devam etmektedir.

Kaynak: https://www.eurasiareview.com/30062026-ideological-extremism-uyghur-repression-and-transnational-terror-the-ccps-tools-of-total-control-oped/