Anukriti | 2 Temmuz 2026
Çin'in yeni Etnik Birlik Yasası 1 Temmuz'da yürürlüğe girerken, Pekin bu adımı ulusal birliği güçlendirmeye ve Devlet Başkanı Xi Jinping'in "Çin ulusunun ortak topluluğu" olarak adlandırdığı yapıyı inşa etmeye yönelik bir adım olarak nitelendirdi. Ancak birçok kişi için bu mevzuat, etnik azınlıkların kimliğini yeniden şekillendirmeye yönelik daha geniş çaplı bir kampanyanın son aşamasını işaret ediyor.
Yasa, devletin eğitim dili olarak Mandarin Çincesini teşvik etme politikalarını daha da güçlendirirken, devlet okulları aracılığıyla daha fazla entegrasyonu destekliyor.
Çin'deki azınlıkların kültürel kimliğinin kademeli olarak değiştirilmesine yönelik endişeler, Çin Ulusal Etnik İşler Komisyonu'na bağlı resmi bir medya platformu olan Dao Zhonghua tarafından yakın zamanda dolaşıma sokulan bir videonun ardından yeniden ivme kazandı.
Kashgar Times tarafından analiz edilen video, Uygur tarihine ilişkin tartışmalı bir yorum sunarak eski Türk halklarının sekizinci yüzyılda ortadan kaybolduğunu iddia ediyor ve modern Uygurların daha geniş Çin medeniyeti içinde ayrı bir şekilde geliştiğini öne sürüyor. Ayrıca, bir Türk dilini konuşmanın Uygurları etnik olarak Türk yapmadığını savunuyor.
Bu tarihi anlatı, Sincan'ın eğitim sistemindeki gelişmelerle yakından örtüşüyor.
Xi Jinping'in Eylül 2019'da yaptığı "tek büyük aile" konuşmasına dayanan, birleşik bir ulusal kimlik inşa etme vurgusu altında Pekin, Sincan, Tibet ve İç Moğolistan da dahil olmak üzere azınlık bölgelerinde dilin standartlaştırılmasını teşvik eden politikaları istikrarlı bir şekilde genişletti.
2017'de yürürlüğe giren ve 2021'de kapsamı genişletilen devlet direktifleri, azınlık dillerindeki eğitimden uzaklaşma sürecini hızlandırdı.
Geçtiğimiz on yıl içinde Mandarin Çincesi, birçok okulda ana eğitim dili olarak Uygurcanın yerini kademeli olarak aldı. PEN International, dilin siyasi kontrolün merkezi bir alanı haline geldiğini savunarak, Uygurca yayıncılık, edebiyat ve entelektüel yaşam üzerindeki ciddi kısıtlamalar olarak tanımladığı durumları belgelemiştir.
Pekin, bu politikanın eğitim sonuçlarını iyileştirdiğini ve azınlık öğrencilerine Çin genelinde yükseköğrenim ile istihdam için daha iyi erişim sağladığını savunuyor.
Ancak eleştirmenler, dilin bir sınıf aracından daha fazlası olduğunu öne sürüyor. Dil, toplumların edebiyatı, sözlü gelenekleri, dini eğitimi ve kolektif hafızayı koruma biçimidir. Çocuklar anadillerinde öğrenmeyi bıraktıklarında kültür de yok olmaya başlar.
PEN International, Uygur kimliğinin en masum ifadelerinin bile şüpheli olarak muamele gördüğünü, birçok insanın kültürlerini koruma çabaları nedeniyle cezalarla karşı karşıya kaldığını vurguluyor. Örgüt ayrıca, bir milyondan fazla Uygur ve diğer Müslüman azınlığın yargısız "yeniden eğitim" kamplarında tutulduğunun bildirildiğini, dil ve edebiyatın ise daha geniş çaplı kampanyanın hedefleri haline geldiğini belirtmiştir.
Dil, tartışmanın yalnızca bir parçası. Yakın tarihli raporlar, Pakistanlı bir vlogger'ın Sincan'a yaptığı bir ziyarette birkaç caminin kilitli olduğunu veya başka amaçlarla kullanılmak üzere dönüştürüldüğünü gördüğünü gösterdi; bu durum, bölgenin kültürel ve dini kimliğinin istikrarlı bir şekilde yeniden şekillendirildiğini yansıtıyor.
Bu dil dayatması artık sadece Mandarin yeterliliğini teşvik etmeyi değil, Çin'deki etnik azınlıkların gelecek nesillerinin dili, kültürü ve bunların Çin içindeki yerini nasıl anlayacaklarını şekillendirmeyi amaçlıyor.
Pekin, kültürel asimilasyon suçlamalarını reddederek politikalarının eşitliği, kalkınmayı ve ulusal uyumu teşvik ettiğinde ısrar ediyor. Ancak pek çok Uygur ve uluslararası gözlemci için tartışma artık sadece çocukların okulda hangi dili konuşacaklarıyla ilgili değil; bir halkın, kendisinden kimliğini yeniden tanımlaması istenirken bu kimliği koruyup koruyamayacağıyla da ilgilidir.