NEW YORK — Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, devletlerin soykırımı, savaş suçlarını, etnik temizliği ve insanlığa karşı suçları önleme sorumluluklarını tartışmak üzere New York’taki genel merkezinde toplandı. Al Jazeera’da 6 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanan Priyanka Shankar imzalı makaleye göre, bu kritik toplantı uluslararası toplumun çözmekte yetersiz kaldığı küresel krizlerin gölgesinde gerçekleşiyor.
Uzmanlar, toplantıdan yeni protokoller çıksa bile, bunların sahadaki kurbanlar için bir şey ifade edeceği konusunda oldukça şüpheci. Al Jazeera, 1948 BM Soykırım Sözleşmesi ile hukuki bir suç olarak tanımlanan bu eyleme karşı, BM'nin yakın tarihte müdahale etmekte başarısız olduğu 6 dönüm noktasını derledi:
-
Ruanda Soykırımı (1994): 100 günde yaklaşık 800 bin Tutsi ve ılımlı Hutu katledildi. BM, ABD'nin baskısıyla uzun süre "soykırım" ifadesini kullanmaktan kaçındı.
-
Gazze'deki Katliamlar (2023-Günümüz): Ekim 2023'ten bu yana 73 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti. BM yetkililerinin "soykırım" uyarılarına rağmen, ABD'nin Güvenlik Konseyi'ndeki vetoları ve Batı'nın silah desteği nedeniyle BM somut bir adım atamadı.
-
Srebrenitsa Soykırımı (1995): BM "güvenli bölgesi" ilan edilen Srebrenitsa'da 8 binden fazla Boşnak katledildi. BM'nin bu katliamı soykırım olarak tanıması yıllar aldı; Rusya 2015'te ilgili karar tasarısını veto etti.
-
Sudan'daki Kriz (2023-Günümüz): Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (RSF) Darfur'da yürüttüğü saldırılar BM tarafından soykırım emareleri taşımakla suçlanıyor ancak siyasi irade eksikliği nedeniyle katliamlar engellenemiyor.
-
Myanmar (Rohingya) Soykırımı (2017-Günümüz): 750 binden fazla Arakanlı Müslüman Bangladeş'e sığındı. BM Güvenlik Konseyi'nde Çin ve Rusya'nın vetoları nedeniyle süreç tıkanıyor.
Çin’in Uygur Halkına Yönelik Soykırımı
Uygurlar, çoğunlukla Çin Halk Cumhuriyeti’nin Sincan Özerk Bölgesi’nde (Doğu Türkistan) yaşayan ve ağırlıklı olarak Müslüman olan bir etnik azınlık grubudur.
Resmi Çin kayıtlarına göre Sincan nüfusunun neredeyse yarısını oluşturan 12 milyon Uygur bulunmaktadır. Kendi ana vatanlarındaki insan haklarını savunan sürgündeki Uygurların oluşturduğu bir grup olan Dünya Uygur Kurultayı ise Çin içinde ve dışında yaşayan Uygurların sayısını yaklaşık 20 milyon olarak belirtmektedir.
2018 yılının son yazında Birleşmiş Milletler, Çin'in kuzeybatısındaki Sincan eyaletinde en az bir milyon Uygur'un "aşırıcılıkla mücadele merkezlerinde" gözaltında tutulduğunu ortaya çıkararak, bir zamanlar gözlerden uzak olan bu çoğunluğu Müslüman etnik grubun maruz kaldığı muameleyi dünya gündemine taşıdı. Raporda ayrıca, 2017 ortalarından bu yana iki milyon Uygur'un daha "siyasi ve kültürel beyin yıkama amacıyla sözde yeniden eğitim kamplarına zorla alındığı" ifşa edildi.
Bu gözaltılar, kapalı devlet tesislerindeki zorunlu eğitimler ve buralarda yaşandığı iddia edilen istismarlar; daha sonra ABD ve birçok uluslararası insan hakları grubu tarafından "insanlığa karşı suçlar" teşkil eden bir tür soykırım olarak nitelendirildi.
Eylül 2022'de BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, uzun süre ertelenen raporunda, Çin'in Sincan'daki Uygurları ve diğer çoğunluğu Müslüman etnik azınlıkları gözaltında tutmasının "insanlığa karşı suç" teşkil edebileceğini belirtti.
ABD hükümetinin yanı sıra Birleşik Krallık, Kanada ve Fransa parlamentoları da o tarihten bu yana Çin'in Uygurlara yönelik muamelesini "soykırım" olarak tanımladı.
Ancak Çin bu iddiaları reddederek, uzak batı bölgesinde yaşayan Uygurlara ve diğer Müslüman azınlıklara yönelik politikalarının "aşırıcılıkla mücadele etmek" ve yoksul etnik grupların ekonomik hareketliliğini artırmak için gerekli olduğunu savunuyor. Pekin'in aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olması, dünya örgütünün Sincan'daki soykırımı önlemesini zorlaştırıyor.