Uygurlar Çin'in Yeni Yasasını Protesto Etti

Fotoğraf, Sidney Üniversitesi öğrenci medya organı "Honi Soit" tarafından çekildi.

Çin'in "Etnik Birlik ve İlerleme Yasası" 1 Temmuz'dan itibaren yürürlüğe girdi. Bu yasa, Çin'in Han merkezli acımasız asimilasyon politikasını daha da güçlendiriyor.

10 Temmuz 2026

5 Temmuz Pazar günü sabah saat 11'de yaklaşık 35 kişi Belediye Binası (Town Hall) meydanında toplanarak bir protesto düzenledi. Avustralya Uygur Derneği tarafından organize edilen bu gösteride, yerli halka ve toprak sahiplerine saygı konuşmalarının yapılmasının ardından protestocular zulüm gören Uygurlar için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu ve ardından konuşmacılar söz aldı.

Avustralya Uygur Derneği Sekreteri Bahtiyar Bora kalabalığa şunları söyledi: "Bundan 17 yıl önce binlerce Uygur, Shaoguan'da Uygur fabrika işçilerinin öldürülmesi olayının soruşturulmasını talep etmek için Urumçi sokaklarında barışçıl bir şekilde protesto yapmıştı."

26 Haziran 2009 gecesi, Guangdong eyaletinin Shaoguan şehrindeki bir oyuncak fabrikasının yatakhanelerinde Han işçiler ve yerel çeteler, Uygur gündelikçi işçileri öldürdü. Hong Kong merkezli bir oyuncak üretim şirketine ait olan bu Shaoguan fabrikasında, insan haklarını ihlal eden ağır sömürücü çalışma koşulları mevcuttu ve "Çin Çalışma Gözlemevi" (China Labor Watch) bunun etnik gerilimlerin ortaya çıkmasına zemin hazırladığını belirtti. O günlerde, bir Han kadın işçinin Uygur işçiler tarafından cinsel tacize uğradığına dair yalan haberler yayılmıştı.

Çinli yetkililer, olayda 2 Uygur'un öldüğünü ve 79'u Uygur olmak üzere toplam 118 kişinin yaralandığını açıkladı. Görgü tanıklarıyla röportaj yapan "The Guardian" gazetesi muhabirinin belirttiğine göre, yerel bir Han erkek, yedi-sekiz Uygur'un öldürülmesine yardım etmekle övünmüş, ayrıca kendisinin ve başkalarının demir çubuklarla Uygur işçileri döverek öldürdüğünü söylemiştir. O dönemde internete yüklenen videolara göre, Han isyancılar polis birkaç saat sonra olay yerine gelse bile Uygur yatakhanelerine baskın yapmaya devam etti.

5 Temmuz 2009 günü Uygurlar Urumçi'de protesto düzenledi. Şehrin Uygur mahallelerinde barışçıl bir gösteriyle başlayan bu hareket, polisin onlarca protestocuyu tutuklayıp kalabalığı dağıtmaya çalışmasının ardından Hanlara karşı bir şiddete dönüştü. Öfkeli bazı Uygurlar polise saldırdı, hükümet binalarına girmeye çalıştı, sokaklardaki Hanlara saldırıp Hanların işlettiği dükkanları kırıp yıktı. Bu çatışmada çoğu Han olmak üzere en az 197 kişi hayatını kaybetti.

Avustralya Uygur Derneği gibi Uygur milli teşkilatları, olaydan sonra yaşanan tutuklamaları ve isyana katılmakla suçlanan yüzlerce kişinin gizli kapaklı yargılanmasını göz önünde bulundurarak Urumçi olayını bir "katliam" olarak nitelendiriyor.

Protestoda Filistin'i destekleyen kuruluş olan "Filistin İçin Ayağa Kalk" (Stand for Palestine) örgütü üyesi Mukhlis Ma bir konuşma yaptı. Mukhlis Ma, kendisinin Hui (Dungan/Çinli Müslüman) etnik kökeninden bir Çin vatandaşı olduğunu belirterek, "Bu konu benim için çok kişisel bir mesele. Urumçi katliamı aslında ilk başlangıç değildi, ama ne yazık ki bir başlangıç oldu" dedi.

20260705-2-1-1536x1024

Mukhlis Ma ve Avustralya Uygur Derneği Başkanı Mehmet Obul bir arada. Fotoğraf "Honi Soit" medyası tarafından çekildi.

Ma sözlerine şöyle devam etti: "Çünkü Urumçi olayından sonra gördüğümüz şey, Çin Komünist Partisi'nin özellikle Uygur halkına yönelik tutumunu değiştirmesi oldu. Çin hükümetinin emirlerine itaat eden insanların bile hiçbir sebep yokken toplama kamplarına kapatıldığını, kimliklerinin silindiğini, dillerinin ellerinden alındığını ve çocuklarının anne babalarından koparıldığını gördük. Gerçekten de akıl almaz birçok trajediye şahit olduk."

En azından 2017'den beri Doğu Türkistan yetkilileri, Uygurları ve diğer Müslüman Türki halkları yasadışı bir şekilde "aşırılıktan arındırma" kamplarına kitlesel olarak kapatmaktadır. Bu kamplarda tutuklular, Çince öğrenmeye ve kendi "aşırıcı" inançlarından vazgeçmeye zorlanmaktadır. Çinli yetkililer başlangıçta bu kampların varlığını reddetse de daha sonra onlara "mesleki eğitim okulları" adını verdi. Tutukluların genellikle birkaç yıl süren dersleri "tamamladıktan" sonra evlerine dönmelerine ve aileleriyle kavuşmalarına izin verildiği iddia edildi. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi, 2022'de bu tür uygulamaların insanlığa karşı suç oluşturabileceğini açıkladı.

Ma konuşmasını sürdürerek şunları ekledi: "Ben Hui kökenli biri olarak şunu itiraf ediyorum ki, biz eskiden kültürel olarak Uygurlara bakıp 'Hey, bunlar ayrılıkçı olmalı, neden böyle yapıyorlar?' diye düşünürdük. Ancak Huiler son 10 yıl içinde Çin hükümetinin bizim de özgürlüğümüzü yavaş yavaş elimizden aldığını fark etti."

Çinli yetkililer "dini Çinlileştirme" hedefine ulaşmak için dini reform hareketleri yürüttü. Dini kitapların sadece Komünist Parti'nin onayladığı yorumlarla öğretilmesine izin veriliyor. Doğu Türkistan'daki camilerde kontrol noktaları kurulmuş olup, içeri giren herkesin kimlik kartını okutması istenmektedir. Kaşgar'daki İdgah Camii gibi bazı camiler ise fiilen kapatılmış ve turistik yerlere dönüştürülmüştür.

20260705-3-1-1536x1062

Xi'an'daki bir caminin avlusunda "Etnik Birlik" ile ilgili propagandalar. Fotoğraf geçen kış "Honi Soit" medyası tarafından çekildi.

Avustralya Uygur Derneği Başkanı Mehmet Obul, Çin'in yeni uygulamaya koyduğu "Etnik Birlik ve İlerleme Yasası" hakkında şunları söyledi: "Onlar birkaç gün önce, yani 1 Temmuz'dan itibaren bu 'Birlik Yasası'nı yürürlüğe koydu. Bu tamamen bir tek tipleştirme (asimilasyon) politikasıdır. O, başka hiç kimseyi tanımaz... Bu yüzden başka hiçbir dilin, kültürün ve dinin var olmasına izin verilmez."

İnsan hakları örgütleri ve yurtdışındaki diaspora grupları bu yasayı sürekli olarak eleştirmektedir. 2 Temmuz günü bir Tibetli aktivist, Birleşmiş Milletler'in New York'taki genel merkezinin önünde kendini ateşe vererek hayatını kaybetti.

Söz konusu yasa, birleşik kimliği "Çin Ulusu Ortak Topluluğu" (Zhonghua Minzu) olarak tanımlamakta olup, bu ifade metinde toplam 54 kez geçmektedir. Bu yasada kişilerin Çince öğrenmesini "engellemek", ebeveynlerin çocuklarına "birleşik devletin kalkınmasına zarar verecek inançlar aşılaması", "dini veya etnik nedenleri bahane ederek başkalarının evlilik özgürlüğüne müdahale etmek" ve "etnik birlik ve ilerlemeye zarar verecek" içerikler yaymak kesinlikle yasaktır.

Gerçekte ise "devletin radyo ve televizyon programlarını reddetmek", "anormal sakal bırakmak" ve "gıda sektörü dışındaki yerlerde 'Helal' kavramını teşvik etmek" gibi eylemler Doğu Türkistan'ın 2017 tarihli "Aşırılıktan Arındırma Yönetmeliği" uyarınca zaten açıkça suç olarak belirlenmişti. Bugün okullarda sadece Uygurca eğitim ve iki dilli eğitim sistemleri de yavaş yavaş tamamen yürürlükten kaldırılmıştır.

Protestoya gelenlerin neden az olduğu sorulduğunda Mehmet Obul, "Onlar, insanların aile üyelerini tehdit ederek buraya gelip protestoya katılmalarını engelliyorlar" diye yanıt verdi.

"Biz Çin Komünist Partisi'nin kendini düzeltip bu 'Etnik Birlik Yasası' dediği tüm saçma maddeleri derhal durdurmasını umut ediyoruz. Aynı zamanda Uygurlara, Tibetlilere ve İç Moğollara kendi kimliklerini koruma, kendi dillerini kullanma, kültürlerini muhafaza etme ve dini inançlarını özgürce yaşama fırsatı vermelerini talep ediyoruz. Allah aşkına söyleyin, bu gerçekten çok mu fazla bir istek?"

Haber Kaynağı: https://honisoit.com/2026/07/uyghurs-rally-in-opposition-to-new-chinese-law/