2 Ağustos 2026
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından imzalanan ve 1 Temmuz 2026’dan itibaren resmi olarak yürürlüğe girecek olan “Etnik Birliği ve Kalkınmayı Teşvik Yasası”, Çin’in etnik politikalarında tarihi bir dönüm noktası yaşandığına ve yeni, saldırgan bir aşamanın başladığına işaret etmektedir[1, 2]. Çin sistemindeki en yüksek yasama organı olan Ulusal Halk Kongresi tarafından 12 Mart 2026’da resmi olarak onaylanan bu yasa, Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin doğrudan gözetimi altında hazırlanmıştır[1, 3]. Çin hükümeti bu yasayı sözde “etnik gruplar arası birlik, sosyal istikrar ve ortak refahın” garantisi olarak tanıtsa da, gerçekte temel insan haklarını boğan ve etnik kimlikleri Çinlileştiren Zorla bir asimilasyon aracıdır[2].
Bu yeni yasal çerçeve, Çin hükümetinin önceki bölgesel etnik özerklik sistemini güvence altına alma vaadinden tamamen yüz çevirdiğini göstermektedir[3]. 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti kurulduğunda, anayasa düzeyindeki vaatlerle Çin sınırları içindeki azınlık milletlere kendi topraklarında kendi kendilerini yönetme hakkı verilmişti[3]. Ancak yeni yönelimde, etnik çıkarları ve farklılıkları tanıma politikası iptal edilerek, bunun yerine “tek dil, tek kültür ve tek siyasi ideoloji” zorla dayatılmaktadır[1].
Siyasi ve ulusal güvenlik açısından bakıldığında, Çin liderliği, Doğu Türkistan ve Tibet gibi stratejik öneme sahip sınır bölgelerindeki jeopolitik güvenliği korumanın tek yolunu, bu bölgelerdeki halkların etnik ve kültürel kimliklerini tamamen yok etmek olarak görmektedir[2]. Çin’in “Kuşak ve Yol” stratejik kalkınma planının batıya açılan kara kapısı Doğu Türkistan olduğundan, Çin hükümeti batıya doğru ilerleme sürecinde hiçbir etnik direnişe veya kimlik yönelimine müsamaha göstermemeyi hedeflemiştir[2]. Bu nedenle bu yasa sadece sembolik kalmamakta, aksine yerel milletleri bir güvenlik tehdidi olarak görmeye yasal zemin hazırlayan sistematik bir saldırganlık çerçevesidir[1, 4].
Söz konusu yasanın hazırlanma süreci, Çin Komünist Partisi’nin etnik grupları yeniden tek bir kalıba sokma planının en üst düzey tecellisidir[1]. Çinli yetkililer, son on yıldır uyguladıkları kamp sistemi, zorla çalıştırma, milli dilleri yok etme ve doğumu kısıtlama gibi eşi benzeri görülmemiş zulümleri şimdi yeni bir ulusal yasayla resmileştirerek ona “tam bir yürütme gücü” vermiştir[2, 3]. Bu yolla, Çin’in etnik meseleleri ele almadaki “Çin özelliklerine sahip yolu” sistematik olarak bir siyasi güvenlik konusuna dönüştürülmüştür[2, 5].
Uluslararası arenada, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk öncülüğündeki kurumlar ve Uluslararası Af Örgütü derhal birer açıklama yayımlayarak Çin hükümetinin bu yasasını “temel insan hakları bildirgelerinin ağır bir ihlali” olarak kınadı[6, 7]. Bu örgütler, söz konusu yasanın yerel halkların dil, dini inanç ve kültürel özgürlüklerine yönelik daha da ağır ve sistematik bir soykırım trajedisi getireceği konusunda uyarılarda bulundu[6, 7]. Ayrıca, bu yeni yönelimin ulusötesi yıldırma ve baskı politikalarını daha da güçlendireceği belirtildi[7].
Bu analitik makale, Çin’in ilgili etnik politikalarının doğasını çok katmanlı akademik bir perspektiften incelemeyi amaçlamaktadır. Makalenin ilerleyen bölümlerinde, bu yeni yasanın arkasındaki ideolojik anlayışlar, yurtiçi ve yurtdışındaki idari kontrol mekanizmaları, Uygurlar ve diğer Müslümanlar üzerindeki sosyal sonuçları ile ulusötesi cezalandırma tedbirleri çok kaynaklı bilimsel kanıtlar aracılığıyla ayrıntılı olarak açıklanacaktır[2].
“Etnik Birlik Yasası”nın Arkasındaki Siyasi ve İdeolojik Hedefler
“Etnik Birliği ve Kalkınmayı Teşvik Yasası”nın özü haline gelen siyasi ve ideolojik dayanak noktası, Çin lideri Xi Jinping tarafından ortaya atılan “Zhonghua Ulusu Ortak Topluluk Bilincini Şekillendirme” kavramıdır[1, 2]. Bu kavram yüzeysel bakıldığında sivil milliyetçilik gibi görünse de, gerçekte tüm özgün etnik özellikleri Çin’in temel siyasi kimliği içinde eritip yok etmeyi amaçlamaktadır[1, 2]. Çin Komünist Partisi, etnik özellikleri ve değerleri devletin istikrarına ve partinin yönetim kapasitesine yönelik bir tehdit olarak görmektedir[2, 8].
Bu ideolojik dönüşüm, Çin akademik çevrelerinde öne sürülen “İkinci Nesil Etnik Politikalar” teorisinin resmi devlet yasası haline geldiğini kanıtlamaktadır[1]. Pekin Üniversitesi profesörü Ma Rong gibi devletçi politika yapıcılar, Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecini inceleyerek, Sovyet modeli uyarınca yerel halklara verilen sınırlı özerklik ve etnik statülerin ülke içinde ayrılıkçılığa zemin hazırladığını öne sürmüşlerdir[5, 9]. Bu kişiler, Sovyetler Birliği’nin ulusal cumhuriyetler sınırları boyunca parçalandığına işaret ederek, Çin’in de aynı kaderi paylaşmaması için etnik gruplar arasındaki farklılıkların eritilerek yok edilmesi gerektiğini savunmuşlardır[3, 5].
Yeni asimilasyon sistemi, yerel halkların siyasi statülerini tamamen ellerinden almaktadır. Moğol bilim insanı Uradyn Bulag bu durumu “siyasi soykırım” olarak adlandırmış olup, bu, bir milletin kendisini ayrı bir siyasi varlık olarak tanıma, hareket etme ve bunu nesilden nesile aktarma yeteneğinin parti sistemi tarafından yok edilmesini ifade eder[3]. Çin siyasi kurumları, Doğu Türkistanlıların tarihi ve coğrafi kimlik iddialarıyla yaşamalarını tamamen boğarak, onların milli misyonunu yalnızca Pekin’in yarattığı ortak Çin anlatısına hizmet etmekle sınırlandırmak istemektedir[1, 2].
Bu süreçte “şekillendirme (eritip dökme)” kelimesinin kullanılması son derece önemlidir; bu, Çincede cevherin eritilmesi yoluyla kırılmaz, yekpare bir çelik zincir oluşturmayı ifade eder[1]. Çin Komünist Partisi, etnik grupların kendi kimliklerini koruma iradesine karşı olarak, partinin arzuladığı “sosyalist değerlere tamamen boyun eğen tek tip bir halk”tan ibaret bir devlet imajı inşa etmek istemektedir[2, 10]. Bu süreçte milli dil, din ve tarihi kolektif hafızalar, Çin devlet yapısının güvenliğini tehdit eden potansiyel kökler olarak görülmekte ve şiddetle cezalandırılmaktadır[2, 3].
Böyle bir durumda, etnik özerkliğe ilişkin tüm tarihi vaatler ve sözler boş laflara dönüşmektedir[11, 12]. Çin anayasasındaki bölgesel etnik özerklik maddeleri görünüşte yürürlükten kaldırılmamış olsa da, yeni “Etnik Birlik Yasası” özerklik haklarını tamamen kısıtlayarak onu içi boş bir çerçeveye çevirmiştir[1]. Böylece Çin etnik politikası, tarihi çeşitliliği kabul etme tutumundan tamamen vazgeçerek, tek bir merkeze boyun eğen mutlak bir cezalandırma çerçevesine adım atmıştır[2, 3].
Çinli politika yapıcıların öne sürdüğü “On İki Zorunluluk” dayanak sistemi, tüm devlet güvencelerini tek bir noktaya, yani partinin mutlak liderliğini kabul etmeye bağlamaktadır[2, 3]. Tüm etnik çıkarlar, Çin devletinin siyasi çıkarlarına kayıtsız şartsız hizmet etmelidir[1, 2]. Partinin yeni ideolojik sisteminde, yerel milletler kendi kimlikleriyle yaşamayı talep ederlerse, otomatik olarak “ayrılıkçı”, “terörist” veya “aşırı dinci” olarak görülüp cezalandırılmaktadır[5, 8].
Aynı zamanda Pekin yetkilileri, yerel milletleri tamamen asimile etme sürecini “etnik grupların ortak kalkınması” olarak adlandırarak dünyaya ilan etmektedir[2, 8]. Ancak bu sözde kalkınma, yalnızca Çinli şirketlerin yerel kaynakları yağmalamasına ve Çinli göçmenlerin bölgeye kitlesel olarak yerleşmesine elverişli koşullar yaratmaktadır[2, 8]. Yerel halkların kalkınması ise yalnızca Çinlileşme göstergeleri üzerinden ölçülmektedir[1, 2].
Bu süreç, bir yandan Çin’in sınır bölgelerindeki demografik yapıyı yıkarak içteki mutlak parti egemenliğini tesis etmeyi hedeflerken, diğer yandan Batılı ülkelerin insan hakları baskılarına karşı “Çin tarzı devlet yönetişim gücünü” sistematik olarak sergilemeyi amaçlamaktadır[2, 13]. Söz konusu siyasi temel üzerine inşa edilen bu yasa, yerel milletler için hiçbir kurtuluş yolu bırakmayan acımasız yasal bir tuzaktır[2, 10].
Yasal ve İdari Mekanizmalar Aracılığıyla Milletlere Uygulanma Şekli
“Etnik Birliği ve Kalkınmayı Teşvik Yasası” yalnızca boş teorik sloganlardan ibaret olmayıp, aksine toplumun her katmanını kontrol eden son derece somut yasal ve idari mekanizmalarla donatılmıştır[2, 5]. Bu yasa, Çin Komünist Partisi’nin siyasi hedeflerini doğrudan yürütme gücüne sahip yasal maddelere dönüştürmüştür[2, 3]. Yerel milletleri kontrol mekanizması, toplumun damarlarına kadar nüfuz eden idari bir zincirden oluşmaktadır[2, 8].
Bu yasanın birinci idari özelliği, sekiz yüz karakteri aşan tarihi anlatı niteliğindeki bir önsözle başlamasıdır[2, 3]. Çin mevzuatında önsöz yazım sistemine yalnızca son derece sınırlı ve stratejik olan birkaç büyük yasada rastlanır[3]. Burada beş bin yıllık Çin medeniyeti efsanesi öne sürülerek, tüm milletlerin ortak bir kan bağına ve ortak bir geleceğe bağlanma zorlaluğu yasal bir perspektifle zorla dayatılmaktadır[2, 5]. Bu önsöz, devletin tüm idari gücünü tek bir hedefe, yani “Zhonghua Ulusu Ortak Topluluğunu” resmi olarak korumaya seferber etmektedir[2, 3].
Yasanın 1. ve 5. bölümleri, tüm toplumu cezalandırma ve idari olarak yönetme sistemini kurmaktadır[2, 5]. Bu yasa, tüm devlet ve toplum güçlerine ortak bir idari görev yüklemektedir[2, 5]. Devlet memurları, medya sistemi, sosyal örgütler, ticari şirketler, mahalle komiteleri, Çin ordusu ve aileler, yeni etnik yasayı uygulamada doğrudan idari yükümlülüğe sahip olacaktır[2, 5, 9]. Burada devlet, sistematik bir gözetim ağı kurmuş olup, herhangi bir kurum veya kişi yerel milletlerin asimile edilmesine engel olur veya kayıtsız kalırsa yasal olarak sorumlu tutulacaktır[2, 9].
İdari açıdan bakıldığında, bu yeni etnik politika doğrudan Çin Komünist Partisi’nin Birleşik Cephe Çalışma Departmanı ve ona bağlı Devlet Etnik İşleri Komisyonu tarafından yönetilecek ve denetlenecektir[2, 5]. Bu iki kurum, tüm idari bakanlıkların, okulların ve yerel yönetimlerin etnik çalışmalarını denetleyerek, yeni politikaların uygulanma durumuna göre yerel kadroları değerlendirecek veya cezalandıracaktır[2, 3].
İlçe düzeyi ve üzerindeki yerel yönetimler, yeni kentsel inşa planlarında ve sosyal sistemlerde zorunlu olarak “iç içe geçmiş mahalle ortamı (karma topluluklar)” kurmak zorunda bırakılacaktır[2, 5]. Bu tür düzenlemeler, yerel yönetimlerin etnik yerleşim alanlarını dağıtarak Uygurları ve Çinlileri bir arada yaşamaya zorlayan sistemleri uygulamaya koyması gerektiği anlamına gelmektedir[2, 3]. Nüfus transferi, konut tahsisi, istihdam ve okul planlarının tümü, idari baskılar yoluyla bu sistematik yok etme planına uyarlanacaktır[2, 3].
Öte yandan söz konusu yasa, ağ yöneticilerine ve internet servis sağlayıcılarına da idari yükümlülükler getirmiş olup, siber dünyada Çin’in etnik politikalarına aykırı herhangi bir bilgi veya eleştirinin yayılmasını derhal engelleme, silme ve ilgili kişileri polis kurumlarına bildirme görevini belirlemiştir[2, 9]. Bu mekanizma aracılığıyla bilgi teknolojisi ve yapay zeka, yerel milletlerin düşünce ve ifade özgürlüğünü yok eden idari bir cezalandırma makinesine dönüştürülmüştür[5, 14].
Bu yasa ayrıca aile içi sosyal yapıya da açık bir idari baskı getirmektedir[2, 3]. Yasaya göre, ebeveynler çocuklarını Çin Komünist Partisi’ni ve Çin halkını sevmeleri için eğitmeye mecbur bırakılacaktır[2, 5]. Ebeveynler, çocuklarına devletin asimilasyon planına uymayan tarihi, kültürel ve etnik anlayışlar aşılarsa, bu eylemleri yasaya aykırı olarak soruşturulacak ve çocukların aileden alınması gibi ağır idari cezalar verilecektir[2, 3].
Bu yeni ulusal düzeydeki sistemin eyalet düzeyinde önceden test edilmiş versiyonları mevcut olup, Tibet Özerk Bölgesi’nde hazırlanan “Tibet Özerk Bölgesi Etnik Birlik ve Kalkınma Model Bölgesi İnşa Yönetmeliği” bunun en tipik örneğidir[3, 9]. Bu tür yerel düzenlemeler, yeni ulusal etnik yasasının o bölgelerdeki günlük uygulama aracı olarak hizmet etmektedir[1, 3].
Özetle, bu yeni yasa Çin’in idari ve yasal cezalandırma sistemini daha da saldırgan bir düzeyde bütünleştirerek, yerel milletlere direnebilecekleri hiçbir yasal boşluk bırakmamıştır[2, 12]. Devletin tüm organları, tek bir merkeze bağlı sistem aracılığıyla etnik grupları tamamen kontrol altına alma planını resmen yürürlüğe koymuştur[2, 3].
Uygurlar, Tibetliler ve Diğer Müslüman Milletlerin Kimliği Üzerindeki Güçlü Etkisi
“Etnik Birliği ve Kalkınmayı Teşvik Yasası”nın Uygurlar, Tibetliler ve diğer Müslüman yerel halkların dil, din ve kültürel kimliklerine indireceği sistematik darbe son derece ağır olup uzun vadeli yıkıcı bir niteliğe sahiptir[2, 12]. Uluslararası insan hakları örgütleri bu durumu bir tür sistematik “kültürel soykırım” olarak tanımlamaktadır[8]. Çin hükümeti, bu yasa aracılığıyla yerel halkların milli dillerini eğitimden ve günlük sosyal hayattan tamamen dışlamayı yasallaştırmıştır[2, 12].
Eğitim alanında milli dilleri yok etme planı birincil hedef haline getirilmiş olup, söz konusu yasanın 15. maddesi Çin’in devlet dili olan Mandarin’i (Putonghua) eğitimde ve tüm resmi işlerde mutlak ilk sıraya koymaktadır[5]. Her ne kadar yasada yerel dillerin de “korunacağı” yazılı olsa da, iki dilin birlikte kullanıldığı her türlü kamusal alanda Çin yazısının yerel yazılardan daha belirgin, daha büyük ve öncelikli bir sırada yazılması şart koşulmuştur[5]. Bu, aslında yerel dilleri tamamen yasaklama politikasının yeni bir yönelimidir[5].
Eğitim sisteminde yerel Uygurca ve Tibetçe ders kitapları tamamen yasaklanmış, bu ders kitaplarını yazan veya düzenleyen çok sayıda fedakar yerel aydın, “ayrılıkçılığı teşvik etmek” gibi uydurma suçlamalarla idam veya ömür boyu hapis cezalarına mahkum edilmiştir[12]. “Çift dilli eğitim” maskesi altında uygulanan sistem doğrultusunda dersler tamamen Çince işlenmekte, yerel edebiyat derslerine ise haftada sadece birkaç saat ayrılmaktadır[12].
Yerel çocukları kendi dil ve kültürel ortamlarından uzaklaştırmanın en acımasız idari aracı, ülke içindeki kapalı tip “yatılı okullar” sistemidir[1, 2]. Çin hükümeti, Doğu Türkistan ve Tibet’te yaşayan bir milyondan fazla çocuğu, hatta üç yaşındaki bebekleri bile kendi ailelerinden ayırarak, tamamen Çince konuşulan ve Çin ideolojisiyle beyinlerinin yıkandığı bu kapalı mekanlara hapsetmiştir[1, 8]. Bu yolla, milli dilin nesiller arası doğal aktarım zinciri tamamen koparılmaktadır[1].
Dini kimliği yok etme politikası, “İslam dinini Çinlileştirme” sloganı altında acımasızca devam etmektedir[2, 5]. Çin devlet kurumları, İslami öğretileri yeniden tanımlayarak, Kur’an-ı Kerim’in yerel dillerdeki çevirilerini Çin sosyalist değerlerine uyarlayıp yeniden yazma planını uygulamaya koymuştur[8]. Devlet tarafından onaylanmamış dini kitapları bulundurmak veya okumak, bugün Doğu Türkistan’da ağır bir terör suçu sayılmaktadır[8].
Din adamları ve imamlar, devletin sıkı polis gözetimi altında olup yalnızca Çin devletinin onayladığı on dini enstitüde eğitim görebilmektedir[8]. Söz konusu okulların eğitim programları Marksizm ve parti ideolojisi ile doludur[8]. Doğu Türkistan’da 2014 yılından bu yana binden fazla tanınmış din adamı ve imam, sırf toplum içinde günlük dini faaliyetler düzenledikleri veya partinin dini kitapları yakma emrine karşı çıktıkları için kamplara ve hapishanelere kapatılmıştır[8].
Yerel toplum ve aile hayatındaki dini gelenek ve görenekler de tamamen yasaklanmıştır[4]. Kadınların kamusal alanlarda başörtüsü takması, erkeklerin sakal bırakması, küçük çocuklara İslami veya yerel özellikler taşıyan isimler (örneğin Saddam, Medine gibi) verilmesi tamamen idari bir suç olarak belirlenmiştir[8, 12]. Kişilerin evlerinde oruç tutmaları bile yasaklanmış, devlet memurları Ramazan Bayramı günlerinde yemek yemeye zorlanmıştır[8].
Bunun yanı sıra, yerel milli ve tarihi kimliği coğrafyadan silmek için Doğu Türkistan’daki binlerce eski yer ismi yeni Çince isimlerle değiştirilmektedir[12]. 2009’dan 2023 yılına kadar geçen sürede toplam üç bin altı yüz elli iki kasaba ve köyün tarihi Uygurca ismi tamamen yok edilerek Çince siyasi slogan adlarıyla (örneğin “Kızıl Bayrak Köyü”, “Birlik Köyü” gibi) değiştirilmiştir[12]. Bu, yerel halkların kendi vatanlarında yaşarken bile kendilerini mülteci gibi hissetmelerini artırmak için planlanmış psikolojik bir baskıdır[15].
Öte yandan Çin hükümeti, yerel halkın kültürel zenginliklerini sadece görsel bir turizm propaganda aracına dönüştürmüştür[1, 2]. Yerel milletlerin kimlikleri, kıyafetleri ve dansları yalnızca Çinli turistlere sergilenen bir gösteriden başka bir şey olmayıp, bunların herhangi bir siyasi veya sosyal statü iddiasında kullanılma hakkı yoktur[1]. Bu tür sistematik bir baskı, yerel halkların manevi kimliklerini tamamen yok etme planının bir parçasıdır[1].
Zorla Çalıştırma ile Asimilasyon Politikası Arasındaki Bağlantı
Çin hükümeti Doğu Türkistan’da yürütmekte olduğu yeni stratejisinde, zorla çalıştırma mekanizmasını sadece ekonomik bir gösterge olarak görmekle kalmamakta; aksine bunu yerel milletleri kendi topraklarından uzak diyarlara sürmek ve onları asimile etmek için güçlü bir araç olarak kullanmaktadır[2]. Çin idari makamlarının sözde “yoksulluğu hafifletme” ve “işgücü transferi” projeleri, gerçekte yerel Uygurların yoğun olarak yaşadığı sosyal nüfus yapısını parçalamayı hedeflemektedir[2, 5].
Bu sistem aracılığıyla Doğu Türkistanlı yerel gençler, özellikle de 15 ile 20 yaş arası genç kızlar ailelerinden zorla koparılarak ucuz işgücü olarak Çin’in iç eyaletlerindeki kapalı fabrikalara transfer edilmektedir[2]. Bu fabrikalarda sıkı polis gözetimi altında tutulan gençlerin yerel dillerde konuşmaları tamamen yasaklanmakta, dinlenme zamanlarında bile zorunlu olarak Çince ve parti ideolojisi üzerine ders dinlemeye mecbur bırakılmaktadır[5]. Bu, aslında sistematik bir beyin yıkama sürecidir[4].
Buna paralel olarak, Çin hükümeti iç eyaletlerdeki Çin nüfusunu Doğu Türkistan’a göç ettirme politikasını da son derece güçlü ekonomik teşvik düzenlemeleriyle desteklemektedir[8]. Sincan Üretim ve İnşaat Kolordusu (Bingtuan) sistemi aracılığıyla bölgeye yerleştirilen milyonlarca Çinli göçmene bedava arazi, konut, vergi muafiyeti ve iş fırsatları sunulmaktadır[3, 8]. Bu sistem, yerel Uygurların topraklarını gasp ederek demografik oranı Çinlilerin lehine değiştirmek için kurulmuş acımasız bir demografik mühendisliktir[5, 8].
Demografik dengeyi bozmak amacıyla bir yandan da yerel kadınlara yönelik acımasız doğum kontrol ve işkence rejimleri uygulanmaktadır[4, 10]. Doğu Türkistanlı kadınlar zorla rahim içi araç taktırmaya veya kısırlaştırma ameliyatlarına maruz bırakılmakta, bu acımasız emirleri reddedenler tutuklanıp kamplara atılmaktadır[8, 12]. Bu tür sistematik yıldırmalar sonucunda, 2015 ile 2018 yılları arasında yerel nüfusun yoğun olarak yaşadığı Hotan ve Kaşgar gibi bölgelerdeki yerel doğum oranı %60’tan fazla düşmüştür[12].
Çin hükümeti ayrıca etnik farklılıkları aile içinde yok etmek için “etnik gruplar arası evliliği teşvik” politikasını da resmi idari emre dönüştürmüştür[2, 5]. Yerel kızları Çinli erkeklerle evlenmeye zorlayarak, evlenen çiftlere on bin yuan nakit para ve diğer sosyal yardımlar vererek, milli kimliği gelecek nesiller arasında biyolojik olarak da eritmeye çalışmaktadır[12]. Bu evliliği reddeden yerel aileler derhal “aşırılıkçı düşüncelere sahip olmak” yaftasıyla kamplara gönderilmektedir[12].
Bu tür sistematik baskı mekanizması, yerel milletleri tamamen yok etmeyi ve onları yalnızca yekpare Çin devlet yapısının en alt tabakasındaki ucuz işgücüne dönüştürmeyi hedeflemektedir[2, 12]. Bu yolla yerel halkların kendi vatanlarında siyasi talepte bulunma gücü tamamen yok edilmekte ve sınır bölgelerindeki muazzam yeraltı zenginlikleri Pekin’in tekeline teslim edilmektedir[2].
“Madde 63″ün Uluslararası Alandaki Doğu Türkistanlılara Siyasi Baskı Uygulamadaki Rolü
“Etnik Birliği ve Kalkınmayı Teşvik Yasası”ndaki en ciddi ve tehditkar yönelim, onun ulusötesi cezalandırma gücüne sahip kılınmasıdır[2, 12]. Söz konusu yasanın 63. maddesi, Çin sınırları dışında bulunsa bile “Çin Halk Cumhuriyeti’nin etnik birliğine zarar veren veya ayrılıkçılık yapan herhangi bir yabancı örgüt veya kişinin” cezai olarak sorumlu tutulacağını belirlemektedir[2, 3]. Bu, ulusötesi baskı politikasının açık ve net bir yasal dayanağıdır[4, 5].
Yurtdışında faaliyet gösteren Doğu Türkistanlı insan hakları aktivistleri, aydınlar, medya çalışanları ve yardım kuruluşları, hangi ülkenin vatandaşı olurlarsa olsunlar, bugün Pekin’in hedef tahtası haline getirilmiştir[2, 3]. Çin hükümeti bu yasa aracılığıyla yurtdışındaki aktivistlere karşı çeşitli idari, ekonomik ve sistematik cezalandırma önlemleri almayı kendi yasal hakkı olarak ilan etmiştir[1, 2]. Bu durum, diasporadaki Uygur toplumu arasında ciddi düzeyde psikolojik baskı ve gizli bir korku ortamı yaratmak için planlanmıştır[2, 12].
Diasporadaki aktivistleri susturmanın en yaygın kullanılan idari mekanizması, onların Doğu Türkistan’da kalan yakınlarını ve akrabalarını rehin almaktır[2, 5]. Yurtdışından Çin’in etnik politikalarını eleştirenlerin memleketlerindeki aile üyeleri hızla kamplara atılmakta veya ekonomik zorluklara maruz bırakılmaktadır[2, 5]. Bu tür sistematik cezalandırma tedbirleri, yurtdışındaki aktivistleri yaşadıkları ülkelerde bile tamamen sessiz bırakmayı hedeflemektedir[2, 5].
Teknoloji ve siber saldırılar, yurtdışındaki yerel toplulukları gözetlemenin bir başka aracıdır[2, 7]. Çin destekli bilgisayar korsanları, yurtdışındaki Uygur ve Tibet insan hakları örgütlerinin liderlerini hedef alarak, onların cep telefonlarına gizli casus yazılımlar yüklemeye ve çeşitli siber saldırılar düzenlemeye devam etmektedir[2, 7]. Bu sistematik gözetim ağı, yurtdışındaki faaliyetleri tamamen kontrol etmek için kurulmuştur[2, 12].
Bunun dışında Çin hükümeti, yabancı ülkelerle olan ekonomik ve siyasi ilişkilerini kullanarak, üçüncü ülkelerdeki Doğu Türkistanlı mültecileri Çin’e iade etmeleri için güçlü bir siyasi baskı uygulamaktadır[2, 5]. Almanya, Tayland ve diğer ülkelerde meydana gelen bazı hatalı idari baskılar sonucunda, Uygur mültecilerin Çin makamlarına teslim edilme riski halen çok yüksektir[2, 7, 16]. Bu, uluslararası güçlerin gözü önünde Doğu Türkistanlıların hayatını ciddi tehlikeye atan idari bir saldırganlıktır[7, 16].
Tayvan Anakara İşleri Konseyi tarafından yayımlanan bir açıklamada, Çin’in bu yeni sözde etnik yasasını Tayvanlı aktivistlere veya yurtdışındaki diğer demokrasi yanlılarına karşı kullanarak onları ayrılıkçılıkla ilişkilendireceği ve uydurma suçlarla itham edeceği vurgulanmıştır[2, 7]. Bu, Çin’in yargılama gücünün dünya çapında siyasi bağımsızlık talep edenlere karşı siyasi bir silaha dönüştüğünü göstermektedir[2, 12].
Dolayısıyla, bu yasanın 63. maddesi dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın Doğu Türkistanlılar için tam bir siyasi tuzaktır[2, 7]. Çin hükümeti, yurtdışındaki tüm demokratik sesleri bu düzenleme aracılığıyla susturarak, içerdeki acımasız asimilasyon zulmünü uluslararası eleştirilerden tamamen muaf tutmayı amaçlamaktadır[2, 8].
“Zhonghua Ulusu Ortak Topluluğu”, İç Güvenlik ve Ulus İnşası
Çin hükümetinin yeni etnik yasasını çıkarmadaki uzun vadeli stratejik hedefi, devletin gelecekteki 2035 yılı modernleşme hedefiyle ve Xi Jinping’in öne sürdüğü “Çin Rüyası”, yani “Zhonghua Ulusunun Yüce Dirilişi” planıyla yakından bağlantılıdır[2, 8]. Çin liderliği, ortak bir ulusal kimlik inşa etmeden devletin uzun vadeli barış ve istikrarının korunamayacağını düşünmektedir[1, 2].
Doğu Türkistan toprakları, Çin’in enerji ve yeraltı kaynakları güvenliği için mutlak bir öneme sahiptir[2]. Çin devleti, günlük petrol tüketiminin %60’ından fazlasını, ayrıca devasa miktardaki kömür, doğal gaz ve dünyada çok nadir bulunan nadir toprak elementlerini Doğu Türkistan’dan çıkarmaktadır[2]. Bu nedenle, bölgeyi tamamen Çinlileştirerek yerel halkların toprak iddialarını yok etmek Pekin için siyasi bir ölüm kalım meselesidir[2].
Bu stratejik plan aynı zamanda Çin’in Batı ile olan jeopolitik rekabetinde Doğu Türkistan’ı siyasi çalkantılardan tamamen arındırılmış mutlak bir güvenlik bölgesine dönüştürme amacına dayanmaktadır[2]. Çin’in tarihteki “Hua-Yi” (medeni Çinliler ve barbar yabancı kavimler) ayrımına dayalı hiyerarşik sistemi bugün polis gücü ve modern bilgi teknolojisiyle yeniden inşa edilmekte ve yerel halkları Çinlileştirip boyun eğdirmek için kullanılmaktadır[13].
Bu yasa hazırlanıp yürürlüğe girdiğinden beri, Çin’in yerel milletlerle olan ilişkisi tamamen bir ulusal güvenlik meselesine dönüşmüştür[2, 5]. Geçmişte yerel halklar ile Çin arasında işbirliği kurulmasını talep eden İlham Tohti gibi ılımlı aydınlar bugün toplumdan tamamen silinmiş, ömür boyu hapis cezalarıyla sessizliğe mahkum edilmiştir[1, 15]. Bu durum, Çin hükümetinin yerel milletlerle barış içinde bir arada yaşama yolunu resmen kapattığını göstermektedir[1, 2].
Özetle, bu yeni etnik politika, Çin’in devlet yapısını yalnızca siyasi açıdan değil, aynı zamanda yerel halkların ruhunu ve milli varlığını eriterek onları tamamen kapalı Çin kimliğine boyun eğdirecek saldırgan bir güvenlik sistemidir[1, 2]. Çin hükümeti bu hedefi, devletin sistematik idari iradesi olarak görmektedir[2, 3].
Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Perspektifinden Değerlendirme ve Gelecek Eğilimleri
Uluslararası insan hakları perspektifinden bakıldığında, Çin’in bu yeni etnik yasası Birleşmiş Milletler’in çok taraflı insan hakları sözleşmelerine, özellikle 1948 tarihli “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”ne açıkça aykırıdır[2, 5]. Bir milletin gelecek nesillerini ailesinden ayırıp okullara kapatmak, devletin idari baskılarıyla doğum oranını %60 düşürmek, uluslararası mahkeme içtihatlarına göre soykırım suçunun şartlarını tam olarak karşılamaktadır[2, 5].
Ayrıca, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin Doğu Türkistan’daki durum hakkında yayımladığı resmi raporlarında, Çin’in buradaki zulümlerinin “insanlığa karşı suç” teşkil ettiği açıkça belirlenmiştir[4, 5]. Her ne kadar Birleşmiş Milletler resmi açıklamalarında siyasi baskılar nedeniyle suçun adını yumuşatılmış kelimelerle ifade etmeye çalışmış olsa da, yerel halkların karşılaştığı zulmün tarihi bu tür tereddütlerin çok ötesindedir[4, 5].
Gelecek eğilimlerine bakıldığında, Çin hükümeti yurtdışındaki ekonomik gücünü ve bazı Müslüman ülkelerle olan ittifak sistemini kullanarak insan hakları ihlallerini uluslararası platformlarda tamamen örtbas etmeye çalışmaktadır[2, 5]. Bazı gelişmekte olan ülkeler, Çin’in devasa yatırım projeleri uğruna BM oylama toplantılarında Çin’i destekleyerek oy kullanmaktadır[5]. Bu, uluslararası insan hakları sisteminin geleceği açısından son derece korkunç bir ahlaki krizdir[5].
Ancak, Çin’in etnik grupları tamamen boyun eğdirmeyi amaçlayan bu yasası, uzun vadede kendisine karşı daha güçlü bir tarihi ve siyasi direniş gücü yetiştirecektir[2, 5]. Kamplarda yatan birçok yerel tanık, devletin acımasız planıyla yüzleştikten sonra kendi kimliklerine ve inançlarına çok daha güçlü bir sadakatle bağlandıklarını kanıtlamıştır[5]. Etnik zulme dayanan bir sistem hiçbir zaman bir devlete uzun vadeli istikrar getiremez[2, 5].
Bir uyarı olarak şunu belirtmek gerekir ki, Çin’in bu yeni “Etnik Birlik Yasası”, yerel Uygur ve Tibet halklarının varlığını, uluslararası sınırların ötesinde bile korunamayacakları tehlikeli bir uçuruma itmiştir[2, 16]. Eğer uluslararası toplum derhal birleşip Çin’in bu saldırganlığına karşı fiili siyasi ve ekonomik yaptırımları hayata geçirmezse, dünya tarihi bir kez daha gözlerimizin önünde cereyan eden tam bir etnik soykırım trajedisine tanıklık edecektir[2, 7].
Yararlanılan Kaynaklar:
- Wei, Changhao. (2026). NPC 2026: China Enshrines Xi-Era Ethnic Policy in New Law. Beijing: NPC Observer. https://npcobserver.com/2026/03/05/china-npc-2026-ethnic-assimilation-unity-law/
- Stratejik Düşünce Enstitüsü. (2026). Çin Halk Cumhuriyeti’nin Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Yasası: Küresel Kaynaklar Işığında Zorunlu Asimilasyon, Güvenlik Doktrini ve Ulusötesi Yargı Yetkisi. Ankara: SDE Asya Masası. https://www.sde.org.tr/asya/cin-de-etnik-birlik-yasasi-yururluge-girdi-uygur-turkleri-ve-tibetliler-tepkili-haberi-65663
- NPC Standing Committee Legislative Affairs Commission. (2025). Law on Promoting Ethnic Unity and Progress Comparison Chart (1st, 2nd, and Final Drafts). Beijing: NPC Observer. https://npcobserver.com/wp-content/uploads/2025/12/Law-on-Promoting-Ethnic-Unity-and-Progress_Comparison_1st2nd.pdf
- Ludwig, Jessica. (2026). China’s ‘ethnic unity’ law threatens human rights around the world. Dallas: George W. Bush Institute. https://www.bushcenter.org/publications/chinas-ethnic-unity-law-threatens-human-rights-around-the-world
- Tatlı, İrfan & Kurban, Ayşe. (2022). Doğu Türkistan’daki Hak İhlalleri ve BM’nin Uygur Raporunun Değerlendirilmesi. İstanbul: İNSAMER. https://www.insamer.com/tr/dogu-turkistandaki-hak-ihlalleri-ve-bmnin-uygur-raporunun-degerlendirilmesi.html
- Dickyi, Tenzin & Dolma, Nordhey. (2026). Explained: China’s ‘ethnic unity and progress promotion’ law. Washington: Radio Free Asia Tibetan Service. https://www.rfa.org/english/tibet/2026/07/24/explainer-china-ethnic-unity-law-tibet-uyghur/
- Wasl News Agency. (2026). الأويغور الأرشيف. Istanbul: Wasl News. https://wasl.news/tag/%D0%B7%D9%84%D8%A3%D9%8وزلأويغور/
- Human Rights Foundation Center for Law and Democracy. (2021). 100 Years of Suppression: The CCP’s Strategies in Tibet, the Uyghur Region, and Hong Kong. New York: Human Rights Foundation. https://archive.hrf.org/wp-content/uploads/2021/12/CCP-100-Years-of-Suppression-FINAL-VERSION.pdf
- Wikipedia Contributors. (2026). Law on Promoting Ethnic Unity and Progress. Wikipedia, The Free Encyclopedia. https://en.wikipedia.org/wiki/Law_on_Promoting_Ethnic_Unity_and_Progress
- Xinhua News Agency. (2026). China adopts law to promote ethnic unity and development. Beijing: Supreme People’s Procuratorate Media Center. https://en.spp.gov.cn/2026-03/12/c_1167964.htm
- Wei, Changhao. (2026). Law on Promoting Ethnic Unity and Progress. Beijing: NPC Observer. https://npcobserver.com/legislation/law-on-promoting-ethnic-unity-and-progress/
- Eruygur, Adilcan. (2024). Çin Devletinin Uygur Türklerine Yönelik Bölgesel Milliyet Özerklik Söylemi. İzmir: Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 24(2), 439-465. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4121395
- Xinhua News Agency. (2026). China’s law on ethnic affairs takes effect, bolsters legal basis for ethnic unity. Beijing: Ministry of Justice of the People’s Republic of China. https://en.moj.gov.cn/2026-07/02/c_1194614.htm
- Amnesty International Australia. (2026). China: New ‘ethnic unity’ law set to entrench assimilation of minority groups. Sydney: Amnesty International Australia. https://www.amnesty.org.au/china-new-ethnic-unity-law-set-to-entrench-assimilation-of-minority-groups/
- Ergenç, Selinay & Rehemutula, Abudurexiti. (2025). Çin’in Doğu Türkistan Politikaları: Yeni İpek Yolu Projesi ve Asimilasyon. Ankara: Uluslararası Uygur Araştırmaları Dergisi, Sayı: 2025/26, 49-62. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/5386027
- Amnesty International. (2026). China: New ‘ethnic unity’ law set to entrench assimilation of minority groups. London: Amnesty International Press Office. https://www.amnesty.org/en/latest/news/2026/06/china-new-ethnic-unity-law-set-to-entrench-assimilation-of-minority-groups/