Demirden Duvar: Bir Çinli Polisin Doğu Türkistan İtirafı

Uygur Araştırma Enstitüsü

Giriş

Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) Doğu Türkistan’da 2017’den itibaren uyguladığı kitlesel gözaltı, zorla çalıştırma, kültürel asimilasyon, dijital gözetim politikaları, kültürel ve etnik sosykırım çağdaş otoriter rejimlerin control altındaki milletlere yönelik yönetişim biçimlerini anlamak açısından kritik bir vaka sunmaktadır. Bu politikalar, resmi söylemde “terörizm ve dini aşırıcılıkla mücadele” çerçevesinde meşrulaştırılırken; bağımsız araştırmalar, sızıntı belgeler ve mağdur tanıklıkları, sistematik bir nüfus yönetimi ve asimilasyon projesini belgelemektedir. Bu bağlamda, 2014–2023 yılları arasında Doğu Türkistan polis teşkilatında görev yapmış Han Çinli eski memur Zhang Yabo’nun tanıklığı, nadir bir “içeriden” kaynak olarak öne çıkmaktadır.

Despotik güç ile altyapısal güç ayrımı, otoriter rejimlerde bürokratik rasyonalite, ideolojik içselleştirme ve fail-mağdur ikilemi gibi kavramlar üzerinden, Çin devletinin Uygur nüfusunu nasıl yönettiği ve sıradan bireylerin bu aygıta nasıl entegre olduğu analiz edilmektedir. Kaynaklar arasında Adrian Zenz’in Foreign Policy makalesi (16 Nisan 2026), Li Yuan’ın New York Times haberi (28 Temmuz 2026) ve Çinçe versiyonu, Der Spiegel araştırması (16 Nisan 2026) ile Yuan Li’nin YouTube röportajı yer almaktadır. Amaç, bireysel tanıklığı yapısal süreçlerle ilişkilendirerek otoriter yönetişimin mikro düzeydeki işleyişini ortaya koymaktır.

Otoriter Güç, Bürokrasi ve Suç Ortaklığı

Otoriter rejimler, salt zor kullanımıyla değil, toplumun derinlerine nüfuz eden kurumsal kapasitelerle de tanımlanır. Despotik güç, keyfi ve görünür şiddeti ifade ederken; altyapısal güç, devletin lojistik kapasitesiyle toplumu idari süreçler üzerinden yönetmesini belirtir. Zenz’in analizinde, Chen Quanguo dönemindeki (2016–2021) kitlesel gözaltı kampanyası despotik gücün zirvesini temsil ederken; Ma Xingrui döneminde (2021–2025) baskı, daha gizli, merkezi olmayan ve sürdürülebilir bir altyapısal forma evrilmiştir (Zenz, 2026).

Bu evrim, Hannah Arendt’in “kötülüğün banalliği” ve Zygmunt Bauman’ın modern bürokrasinin ahlaki mesafeyi artırdığı tezleriyle de örtüşür. Sıradan memurlar, ideolojik inançtan ziyade kariyer, maaş ve hiyerarşik baskı nedeniyle sisteme katılır. Zhang’ın “küçük bir vida” (xiao luosiding) metaforu, tam da bu bürokratik rasyonaliteyi yansıtır. Bu metafor bireysel sorumluluğu silikleştirirken, aynı zamanda otoriter ideolojinin bireyleri nasıl “failler” haline getirdiğini de açığa çıkarır. Çin bağlamında, Büyük Kıtlık, Kültür Devrimi ve Tiananmen’in kamusal muhasebesinin bastırılması, suç ortaklığı bilincinin oluşmasını engelleyen yapısal bir unsurdur (Li Yuan, 2026).

Zhang Yabo’nun Yörüngesi: Yukarı Hareketlilik ve Sisteme Entegrasyon

Zhang Yabo’nun hayatı, yoksul kırsal Han Çinlisinin otoriter modernleşme sürecinde nasıl mobilize edildiğinin tipik bir örneğidir. 1986’da Henan’da doğmuş, elektrik ancak sekiz yaşında gelen bir köyde büyümüştür. 2006’da Doğu Türkistan’a üniversite için taşınmış, öğretmenlik yapmış, ardından 2014’te daha yüksek maaş için Hotan’daki bir ceza kampında gardiyan olmuştur. Maaşı yaklaşık 400 dolardan 650 dolara, 2016’da resmi polis olduktan sonra 900 dolara, 2023’te ise 1.250 dolara yükselmiştir (Li Yuan, 2026).

Bu yörünge, Doğu Türkitan’da Çin devletinin Han nüfusunu güvenlik aygıtına entegre etme stratejisinin mikro düzeydeki yansımasıdır. Zhang, 2017’de gece baskınlarında “kötü insanlar” olduklarına inandığı Uygur evlerine ilk giren kişi olduğunu belirtir. Otobüs konvoylarında mahkûmlara ekmek ve su dağıttığını, “yolculara hizmet” ettiğini söyler. 2018’de pamuk tarlalarında 3.000 işçinin denetimini “rahat bir ara” olarak nitelendirir; asıl görevinin kaçışı ve namazı engellemek olduğunu kabul eder (Li Yuan, 2026; Der Spiegel, 2026).

Bu süreç, ideolojinin pragmatik çıkarlarla birleştiği bir mekanizmadır. Zhang, uluslararası zorla çalıştırma eleştirilerini Çin Dışişleri Bakanlığı açıklamaları üzerinden “yalan” olarak kabul etmiş; “hiç düşünmedim” demiştir. Ancak pandemi döneminde kendisinin de kısıtlanmasıyla (“beni kişisel olarak etkiledi”) sistemin baskıcı doğasını hissetmeye başlamıştır. Bu geçiş, otoriter rejimlerde “öteki”ne uygulanan şiddetin, failin kendi bedenine dokunduğunda sorgulanabilir hale geldiğini gösterir.

Baskı Mekanizmaları: Ceza Kampları, Kota ve Biyopolitika

Zhang’ın 2014–2016 ceza kampı deneyimleri, despotik gücün çıplak haliyle karşılaşmasını belgeler: tavanlara asma, dayak, uykusuzluk, cinsel şiddet ve ölümler. Bir meslektaşının sorgu sırasında tecavüz ettiğini, mahkûmların “alarm verici sıklıkta” öldüğünü anlatır. Kendisinin doğrudan şiddet uygulamadığını, ancak çığlıkları duyduğunu ve kırık copları gördüğünü belirtir (Der Spiegel, 2026; Zenz, 2026).

2017 sonrası dönemde ise altyapısal güç öne çıkar. 2021’de Yurunkaş  köyüne atandığında, yetişkinlerin yüzde 40’ının ceza kamplarında kaldığını, bazı hanelerin yalnızca çocuk ve büyükanne-büyükbabalardan oluştuğunu gözlemler. Haftalık “ihbar” kotası, elektrik tüketimi artışı gibi “anormal” göstergeler, ev ziyaretleri ve dini pratiklerin yasaklanması, gündelik hayatın tamamen penetrasyonunu sağlar. 2023’te kısa süreli gözaltı kotalarıyla, bayrak törenine katılmama veya spor aleti bulundurma gibi “ihaller” gerekçe gösterilerek 15 günlük zor koşullu tutuklamalar uygulanmıştır (Zenz, 2026).

Zorla çalıştırma transferleri, biyopolitik bir araç olarak işlev görür. Resmi rakamlara göre 2025’te 3,4 milyon transfer gerçekleşmiştir. Zhang, direnenlerin gece yarısına kadar süren “düşünce çalışması” toplantıları, zorunlu Çince dersi ve kısa süreli gözaltıyla cezalandırıldığını belirtir. Köy nüfusunun yaşlılar ve çocuklarla sınırlı kalması, denetimsiz çocuk ölümlerini artırmıştır. Bu, nüfusun üretkenliğini maksimize ederken, etnik kimliği yok etmeye yönelik bir yönetim teknolojisidir (Zenz, 2026).

Kültürel asimilasyon da aynı mantığın parçasıdır: Camilerin yıkılması veya 24 saat korunması, Kur’an okumanın, orucun ve Uygur dilinin yasaklanması, “etnik birlik eğitimi” ve domuz eti yedirme testleri. Zhang, 2023’te ayrıldığında geleneksel pratiklerin fiilen ortadan kalktığını gözlemler (Zenz, 2026; Li Yuan, 2026).

Fail-Mağdur İkilemi ve Eleştirel Değerlendirme

Zhang’ın Almanya Federal Meclisi konuşmasında “demirden duvar” metaforunu kullanarak hem Uygurları hem de uygulayıcıların ruhlarını hapsettiğini söylemesi ve gözyaşlarına boğulması, duygusal bir itiraf anı olarak dikkat çeker. Ancak “benim acım Uygurlarınkine eşit, hatta daha ağırdı” iddiası, eleştirel açıdan sorunludur. Kurban’ın vurguladığı gibi, Çinli polisler dil ve kültürlerini terk etmeye zorlanmamış; keyfi gözaltı, işkence veya zorunlu emek riski altında olmamışlardır. Sistemin kendi personeline de aşağılayıcı davrandığı (72 saatlik soğuk nöbet, “eşek” benzetmesi) doğrudur; ancak bu, yapısal şiddetin asimetrik doğasını değiştirmez (Li Yuan, 2026).

Zhang’ın “küçük vida” savunması ve en ağır uygulamaları Uygur yardımcı polislere yüklemesi, sorumluluğu yukarıya ve “öteki”ne kaydırma stratejisidir. Björn Alpermann ve Zenz, tanıklığın 2017 sonrası baskının “rutinleşmesini” gösteren değerli ayrıntılar sunduğunu kabul ederken; Li Yuan ve Der Spiegel muhabirleri, en ağır istismarlar konusunda belirsiz kaldığını not eder. Bu, otoriter ideolojinin bireylerde yarattığı ahlaki körlüğün bir tezahürüdür: Sistem içinde yıllarca kalan bir kişi, kendi rolünü yapısal bağlamda görmekte güçlük çeker (Li Yuan, 2026; Der Spiegel, 2026).

Otoriter Dayanıklılık ve Hesap Verebilirlik

Zhang Yabo’nun tanıklığı, Çin devletinin Doğu Türkistan politikalarının 2019 sonrası “sona ermediğini”, aksine daha sofistike, gizli ve sürdürülebilir bir altyapısal güç formuna evrildiğini göstermektedir. Kota sistemi, dijital gözetim, zorla çalıştırma ve kültürel yok etme, nüfusun toplam denetimini hedefleyen bir yönetişim modelidir. Sıradan bireylerin kariyer ve güvenlik arayışıyla bu aygıta entegre edilmesi, otoriter rejimlerin dayanıklılığının mikro temelini oluşturur.

Bu vaka iki önemli ders sunar. Birincisi, despotik güçten altyapısal güce geçiş, baskıyı daha az görünür ama daha kalıcı kılar; uluslararası izlemeyi zorlaştırır. İkincisi, fail-mağdur ikilemi, bireysel sorumluluğu silikleştirirken, sistemin ideolojik ve kurumsal devamlılığını gizler. Zhang’ın cesareti, konuşmayı tercih etmesinde yatar; ancak gerçek hesap verebilirlik, bireysel itiraflardan ziyade yapısal dönüşüm ve kolektif muhasebe gerektirir. Sessizlik, onun da belirttiği gibi, sorunun parçası olmaya devam etmektedir.

Zhang’ın anlatısı, Doğu Türkistan’daki ceza kamplarının ve zorla çalıştırma sisteminin yalnızca geçmişte kalmış bir “aşırı dönem” olmadığını, aksine günlük hayatın dokusuna işlemiş kalıcı bir kontrol mekanizması haline geldiğini ortaya koyar. Resmi Çin anlatısının “mesleki eğitim merkezleri” söylemi ile yerdeki gerçeklik arasındaki uçurum, bu tanıklık sayesinde daha net görünür hale gelmiştir. Aynı zamanda, sistemin kendi uygulayıcılarını da nasıl tükettiği, otoriter yönetimin insan maliyeti hakkında ek bir boyut ekler. Bununla birlikte, bireysel mağduriyet iddiası, etnik temelli yapısal şiddetin boyutunu gölgelememelidir. Doğu Türkistan’daki politikaların sürdürülebilirliği, görünür şiddetten ziyade idari ve biyopolitik araçlara dayanmasıyla ilişkilidir. Bu nedenle, uluslararası izleme ve hesap verebilirlik çabaları, yalnızca kamp dönemine değil, köy düzeyindeki gündelik denetime, emek transferlerine ve kültürel yok etme pratiklerine de odaklanmak zorundadır.

Zhang Yabo’nun deneyimi, otoriter bir aygıtın içinde yer alan sıradan bir insanın hem fail hem de sistem tarafından ezilen bir unsur olabileceğini gösterir. Ancak bu ikili konum, sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Sistemin devamlılığı, tam da bu tür “küçük vidaların” sessizce işlev görmesiyle mümkün olur. Konuşmak, bu sessizliği kırmak açısından önemlidir; fakat yapısal değişim olmadan, benzer yörüngeler yeniden üretilecektir. Doğu Türkistan’daki Uygur nüfusuna yönelik politikaların analizi, bu nedenle hem makro düzeydeki güç ilişkilerini hem de mikro düzeydeki bireysel deneyimleri birlikte ele almayı gerektirir.

Kaynakça

Li Yuan. (2026, 28 Temmuz). He Helped China Repress Uyghurs. He Says He’s a Victim, Too. The New York Times. (Basılı versiyon: 30 Temmuz 2026, Section A, s. 1). https://www.nytimes.com/2026/07/28/business/china-uyghurs.html Çinçe versiyon: 袁莉. (2026, 28 Temmuz). 参与镇压维吾尔人的前新疆警察:我也是受害者. The New York Times (Çinçe). https://cn.nytimes.com/china/20260728/china-uyghurs/

Zenz, A. (2026, 16 Nisan). Xinjiang’s Repression of Uyghurs Has Evolved, Not Ended. Foreign Policyhttps://foreignpolicy.com/2026/04/16/china-xinjiang-uyghur-camps-repression/

Giesen, C., Obermaier, F., Obermayer, B., Stahl, S. & Chen, J. (2026, 16 Nisan). Vor Schloss Neuschwanstein setzte er sich ab, nun enthüllt er Chinas Verbrechen. Der Spiegel, 17/2026. https://www.spiegel.de/ausland/china-polizist-auf-der-flucht-vor-schloss-neuschwanstein-setzte-er-sich-ab-nun-enthuellt-er-pekings-verbrechen-a-99dc7584-e913-4069-a695-56e6261b5d58

Yuan Li. (2026). “我只是一枚小螺丝钉”:一名前新疆警察的自述 (YouTube röportajı). https://www.youtube.com/watch?v=_aAAAT3kYP4

İnternethaber. (2026, 30 Temmuz). Çinli polisten dehşet Uygur itirafı. https://www.internethaber.com/cinli-polisten-dehset-uygur-itirafi-namaz-kilanlara-bakin-ne-yapiyorlarmis-2452930h.htm

Deutsche Welle. (2026). 墙外文摘:前新疆警察继续讲述曾经被囚禁的灵魂. https://www.dw.com/zh/%E5%A2%99%E5%A4%96%E6%96%87%E6%91%98%E5%89%8D%E6%96%B0%E7%96%86%E8%AD%A6%E5%AF%9F%E7%BB%A7%E7%BB%AD%E8%AE%B2%E8%BF%B0%E6%9B%BE%E7%BB%8F%E8%A2%AB%E5%9B%9A%E7%A6%81%E7%9A%84%E7%81%B5%E9%AD%82/a-78207473