2026 Gulca Uluslararası Terörle Mücadele Forumu ve İçinde Barındırdığı Küresel Sinyaller

Uygur Araştırma Enstitüsü

4 Ağustos 2026’da Doğu Türkistan’ın Gulca şehrinde düzenlenen uluslararası terörle mücadele semineri, Çin hükümetinin bölgedeki politikalarını uluslararası arenada meşrulaştırmak ve Batı’nın eleştirilerini etkisiz hale getirmek için attığı en büyük diplomatik adımlardan biri olarak kabul edilmektedir¹. Bu toplantı, Pekin’in Doğu Türkistan’daki baskı mekanizmasını kapsamlı bir şekilde toplum sistemine entegre etme ve bunu “hukuk yoluyla yönetim” adı altında barışçıl kalkınmanın garantisi olarak pazarlama stratejisinin bir parçasıdır.

Söz konusu toplantıya, Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil olmak üzere 24 ülkenin ve Afrika Birliği gibi 3 bölgesel örgütün temsilcileri katıldı¹. Toplantının ortak organizatörü olan “Dünya Müslüman Topluluklar Konseyi” (World Muslim Communities Council), Çin’e İslam dünyasında son derece değerli bir meşruiyet kartı sundu. Pekin bu işbirliği aracılığıyla Doğu Türkistan’daki dini baskı politikalarını “aşırılıkla mücadele” şeklinde yeniden süsleyerek sundu.

Analizlere göre, toplantının temel stratejik hedefi Batılı ülkeleri ikna etmek değil, “Küresel Güney” (Global South) ülkelerini, Orta Asya cumhuriyetlerini ve Müslüman nüfusun yoğun olduğu ülkeleri Çin’in güvenlik modeline çekmektir. Çin bu sayede Batı’nın insan hakları baskılarına karşı koyabilecek ve küresel güvenlik söylem sistemini değiştirecek yeni bir ittifak kurmaktadır.

Bu makalede, Gulca toplantısının arkasında yatan siyasi ve diplomatik sinyaller, Gulca şehrinin seçilmesindeki coğrafi-etnik hedefler, toplantıda öne sürülen yedi temel propaganda kavramının siyasi analizi ile Çin’in bu söylem sistemi ve uluslararası insan hakları gözlemcileri ve BM raporları arasındaki yapısal çelişkiler sistematik olarak aydınlatılacaktır.

Aynı zamanda, terörle mücadele mekanizmasını silahlandırarak sivil alanı boğma eylemlerinin sadece Çin ile sınırlı kalmadığı gibi uluslararası yapısal benzerlikler de analiz edilecektir. Makalede ayrıca, Hindistan’ın Keşmir’deki baskı politikaları ve Kenya hükümetinin Müslüman topluluklara yönelik terörle mücadele taktikleri karşılaştırılarak, devletlerin “terör” kelimesini kullanarak toplumsal hareketleri nasıl susturduklarına ışık tutulmaktadır.

Arka Plan

Gulca Uluslararası Terörle Mücadele Semineri, Çin’in yurtiçinde ve uluslararası alanda bir dizi hassas siyasi değişime denk gelen bir dönemde gerçekleştirildi. İç siyasi açıdan bakıldığında, 2017 yılından itibaren Doğu Türkistan’da uygulanan geniş çaplı ceza kampları ve sistematik tutuklama dalgası şu anda “normalleştiği” yeni bir aşamaya adım attı. Pekin hükümeti toplumu tamamen gözetim altına aldıktan sonra, artık dünyaya bölgenin sakinleştiğini ve hayatın “normal” devam ettiğini göstermeye acil bir ihtiyaç duyuyordu.

Uluslararası duruma gelince, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (OHCHR) 2022’deki raporundan sonra Batılı ülkelerin Çin’e yönelik eleştirileri ve ekonomik yaptırım tedbirleri arttı². Çin şu anda BM’deki çoğunluğun oy kullanma fırsatına dayanarak Batı’nın yaptırım girişimlerini etkisiz hale getirmeye çalışmaktadır. Ayrıca, küresel ölçekte yaşanan savaşlar ve artan terör olayları, Çin’e kendi yüksek baskılı kontrol sistemini başarılı bir “güvenlik örneği” olarak göstermesine uygun bir jeopolitik ortam yaratmıştır.

Tam da 2026 yılının seçilmesi tesadüf değildir. Bu yıl, Xi Jinping’in ortaya koyduğu “Küresel Güvenlik İnisiyatifi”ni (Global Security Initiative – GSI) pratik örneklerle uluslararasılaştırmanın planlanan noktasıdır. Çin, Batı’nın güvenlik sistemine karşı koymak için öncelikle “terör baskısını tamamen çözdüm” diye düşündüğü Doğu Türkistan topraklarını GSI’nin birinci canlı sergi alanı olarak göstermeyi hedefledi.

Önceki yıllardaki terörle mücadele toplantıları çoğunlukla Pekin veya Şanghay gibi siyasi ve ekonomik merkezlerde düzenlenmiş olup, esas olarak teorik ve politika niteliğindeki tartışmalara odaklanmıştı. Ancak, 2026’daki Gulca toplantısının doğrudan olayın merkezi olarak görülen yerel bir bölgede yapılması, teoriden “sahada örnek gösterme” aşamasına geçildiğini tasvir etmektedir. Bu adım, Çin’in uluslararası imaj savunmasının pasif durumdan aktif saldırıya geçtiğinin açık bir göstergesidir.

Bu nedenle, bu toplantı Pekin’in kendi politikalarını sadece bir iç mesele olarak ele almasının ötesinde, onu dünyanın terörle mücadele alanına yapılmış büyük bir “katkı” olarak uluslararası gündeme sunma sürecidir. Çin bu seminer aracılığıyla kendi geleneksel devlet terörü niteliklerini gizleyerek, onu hukuki ve uluslararası işbirliğine uygun bir tedbir olarak tanıtmaya çalıştı.

Gulca’nın Seçilmesinin Siyasi Anlamı

Çin hükümetinin toplantı yeri olarak Pekin, Urumçi veya daha güneydeki Kaşgar’ı değil de Gulca (İli) şehrini seçmesi son derece derin stratejik sinyaller içermektedir. Gulca, Doğu Türkistan’ın kuzeybatısında yer alan, çok sayıda etnik grubun bir arada yaşadığı ve Kazakistan ile doğrudan sınırı olan özgün bir coğrafi bölgedir. Tarihsel olarak Gulca, Uygur ve diğer Türk halklarının siyasi faaliyetlerinde, ayaklanmalarında ve milli bilincinin oluşmasında son derece önemli merkezi bir rol oynamıştır.

Coğrafi açıdan bakıldığında Gulca, Orta Asya’ya açılan en önemli ticaret limanlarının ve “Bir Kuşak, Bir Yol” güzergahının bir düğüm noktasıdır. Bu şehrin seçilmesi, tam olarak Çin’in sınır bölgelerini tam kontrol etme kapasitesini sergilemek içindir. Toplantıya gelen yabancı konuklar, sınır boyunca yaşanan kalkınmayı ve ticaret trafiğinin akıcılığını doğrudan görerek “bölgede hiçbir güvenlik sorunu kalmamış” hissine kapılmaktadır.

Etnik yapı ve çeşitlilik açısından Gulca’da Uygurlarla birlikte Kazaklar, Huiler ve diğer milletler bir arada yaşamaktadır. Çin, siyasi propagandalarda Gulca’dan yararlanarak Batı’nın “etnik soykırım” iddialarına karşı koymaya çalıştı. Toplantı süresince çok uluslu kültür festivalleri, milli danslar ve şarkılar sergilenerek, bu bölge adeta çok uluslu uzlaşma ve uyumun cenneti olarak tasvir edildi.

Sınır güvenliği açısından bakıldığında, Gulca üzerinden doğrudan Orta Asya cumhuriyetlerine sinyal verildi. Çin, Gulca’da bulunarak yabancı büyükelçilere sınır bölgesindeki kontrol gücünü göstermek suretiyle Orta Asya ülkelerine “terörizmin dışa taşmasını engelleyebilecek en güvenilir ortak benim” mesajını iletti. Bu tür bir sınır siyasi istikrarı, komşu ülkelerin Çin’e olan ekonomik ve siyasi bağımlılığını daha da güçlendirmeyi hedeflemektedir.

Batılı ülkeler yıllardır Doğu Türkistan’ın güney bölgelerindeki politikaları hedef alırken, Çin kuzeydeki Gulca’yı seçerek uluslararası toplumun odak noktasını değiştirmeye girişti. Bu seçimle Çin, uluslararası topluma bölgenin her yerinin kalkındığını ve hiçbir baskının mevcut olmadığını sembolik olarak kanıtlamaya çalıştı. Gulca toplantısı, Pekin’in Doğu Türkistan üzerindeki tam zaferini ilan eden bir tür siyasi mühür rolü oynadı.

Öte yandan, Gulca’nın seçilmesi Orta Asya coğrafyası ile Çin arasındaki kültürel bağ kurma planının bir parçasıdır. Çin burada toplantı düzenleyerek, bölgenin orijinal İslami kimliğini tamamen zayıflattı ve onu devlet tarafından izin verilen bir “turizm ve eğlence koduna” dönüştürerek sundu. Bu taktik, Batı naratifine (anlatılarına) karşı Pekin’in kullandığı en büyük renkli alan gösterme taktiklerinden biridir.

Çin’in Temel Stratejik Hedefi

Gulca toplantısının birinci derece stratejik amacı, Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı yüksek baskılı politikaların uluslararası alandaki imaj zedelenmesini düzeltmek ve Pekin’in güvenlik politikasına uluslararası meşruiyet yaratmaktır. Çin, Amerika ve Batılı ülkelerin insan hakları eleştirilerine cevap vermenin doğrudan bir yolu olarak, kalkınma ile güvenlik arasındaki karşılıklı ilişkiyi yeniden tanımlamaya çalışmaktadır.

Çin, bu toplantı aracılığıyla Batı’yı değil, “Küresel Güney” ülkelerini ikna edebileceğini çok iyi bilmektedir. Bu nedenle Pekin, tüm çabalarını Afrika Birliği, Arap dünyası ve Orta Asya cumhuriyetlerini kendi tarafına çekmeye odakladı. Bu ülkelerin kendileri de yurtiçindeki muhalif grupların ve etnik toplulukların hareketlerini bastırmada güvenlik önlemlerine ciddi şekilde ihtiyaç duydukları için, Çin’in terörle mücadele ve tam kontrol modelini ideal bir fırsat olarak görmektedirler.

Toplantı, Batı’nın “çifte standart” taktiklerine karşı bir dizi resmi reddetme tutumu şekillendirdi. Çinli temsilciler toplantıda Batılı ülkeleri “kendi jeopolitik çıkarları için terör konusunu kullanmakla” suçladı. Pekin, kendisini “gerçek çok taraflı terörle mücadelenin” savunucusu olarak göstererek, Batı’nın insan hakları saldırılarını siyasi amaçlı eylemler olarak nitelendirmeye çalıştı.

Bir diğer önemli amaç da insan hakları kavramını yeniden tanımlamaktır. Çin’in toplantıdaki resmi konuşmalarında, en temel insan haklarının “yaşama hakkı” ve “kalkınma hakkı” olduğu, güvenlik olmadan bu hakların hiçbir değerinin olmayacağı yüksek sesle vurgulandı. Bu söylem, Batılı bireysel özgürlük ve siyasi haklara dayanan insan hakları anlayışını sistematik olarak reddetmeyi amaçlamaktadır.

Stratejik açıdan bakıldığında Çin, Doğu Türkistan’daki baskı mekanizmasını bir yandan yurtiçinde yasallaştırarak sivil alanı gizlice boğarken, diğer yandan uluslararası seminerler aracılığıyla bu mekanizmanın “verimliliğini” pazarlamaktadır. Toplantı, Çin devlet aygıtının kendi oluşturduğu güvenlik kurallarını diğer ülkelere kabul ettirerek, Batı’sız bir güvenlik çemberi inşa etme konusundaki kilit planıdır.

Toplantıda ayrıca, uluslararası terörle mücadele işbirliğinin mutlaka devletlerin egemenlik haklarına saygı temelinde olması gerektiği özel olarak dile getirildi. Bu sözün siyasi arka planı şudur: Devletler birbirlerinin içişlerine karışmamalı ve insan hakları meselesini silah olarak kullanmamalıdır. Bu sinyal, Çin’in kendi Doğu Türkistan politikalarına yönelik her türlü uluslararası soruşturmayı önceden engellemek için kullandığı bir siyasi kalkandır.

Pekin bu forumu kullanarak Doğu Türkistan toplumunu tamamen susturma politikasını da haklı çıkardı. Toplantıdaki tüm açıklamalar, bölgedeki sistematik isyanları tamamen yurtdışından gelen terörist planlar olarak göstermeye çalıştı. Bu taktik aracılığıyla Çin, yerel halkların tüm öz savunma hareketlerini uluslararası toplum önünde yasadışı bir suç koduna dönüştürmüş oldu.

Sonuç olarak, Çin’in toplantıdaki temel stratejik hedefi, kendini Batı’nın küresel insan hakları değerlendirme sisteminden dışarı çıkarıp, kendi öncülüğünde yeni bir “kalkınma ve güvenlik” ittifakı kurmaktır. Gulca toplantısı bu yeni dünya düzeninin ilk zafer adımı olarak teşvik edildi. Bu forum, devlet terörünün küresel sistemde kalkınma kalkanı altında nasıl hayatta kalabileceğinin açık bir pratik örneğidir.

Resmi Söylem Sistemi ve Propaganda Analizi

Çin hükümetinin Gulca toplantısındaki resmi açıklamaları ve haber metinleri, bir dizi sistematik söylem üzerine inşa edilmiştir. Bu söylem sistemi, Batı’nın eleştirilerini gizlemek ve devletin baskı politikalarını yasal ve kültürel kodlarla ambalajlayarak tanıtmak için özel olarak tasarlanmıştır. Toplantıdaki resmi konuşmalarda birkaç kilit kavram durmadan tekrarlandı:

  1. “Terörizm” (恐怖主义): Bu kavram, toplantı haberlerinde en çok tekrarlanan kelimelerden biri oldu. Çin’in siyasi iletişiminde bu kelime, devlet aygıtının uyguladığı tüm gözetim ve baskı önlemlerini “ulusal güvenlik için gerekli temel silah” olarak gösterme rolü oynadı. Terör tehlikesi, durmaksızın dışarıdan gelen ve tüm milletlere ortak bir tehdit oluşturan bir kaynak olarak tasvir edildi.
  2. “Aşırılık” (极端化): Bu, Çin’in Doğu Türkistan’daki kültür ve dini yasaklama politikalarını maskeleyen en büyük söylemlerden biridir. Toplantıda dini faaliyetleri ve gelenekleri kısıtlama eylemleri “dini aşırılığın önlenmesi” olarak makyajlandı. Bu kavram, toplumun herhangi bir barışçıl siyasi talebini veya kültürel özgünlüğünü anında darbe indirilecek bir suç niteliğindeki “aşırılık” ile eşitleme rolü oynadı.
  3. “Hukuk Yoluyla Yönetim/Terörle Mücadelede Hukukun Üstünlüğü” (法治反恐): Bu ifade, Özerk Bölge yetkilileri ve Pan Xi tarafından en temel tema olarak vurgulandı³. Bu kelime, Batılı ülkelerin Doğu Türkistan’a yönelik “yargısız hapis” ve “keyfi gözaltı” eleştirilerine karşılık, tüm siyasi cezalandırma ve baskı eylemlerinin Çin Anayasası ve Ceza Kanunu’nun somut maddelerine göre ele alındığını göstermek için kullanıldı. Bu söylem aracılığıyla Çin, kendi devlet aygıtını tamamen yasal ve yüksek sorumluluk sahibi bir kurum olarak göstermek istemektedir.
  4. “Kalkınma Yoluyla Güvenlik” (统筹发展和安全): Bu kavram, Çin hükümetinin şu anda bölgede yürüttüğü büyük ölçekli ekonomik inşa ve zorla çalıştırma politikalarını meşrulaştırmaya hizmet etmektedir. Toplantı açıklamalarında, kalkınma olmadan güvenliğin olmayacağı vurgulanarak, bölgedeki tüm yüksek teknolojik gözetim mekanizmaları bir tür “ekonomik refahın önemli garantisi” olarak gösterildi.
  5. “Çifte Standart” (双重标准): Çinli temsilciler bu kelimeyi kullanarak Batılı ülkelerin terörle mücadeledeki keyfiliğini eleştirdi. Batı’nın başka ülkelerdeki terör eylemlerini sessizce destekleyip, Çin’in Doğu Türkistan’daki yasal önlemlerini “baskı” olarak adlandırmasının siyasi bir önyargı olduğunu iddia ettiler. Bu söylem, Batılı ülkelerin insan hakları eleştirilerinin ahlaki temelini yıkmak için harekete geçirilen bir tür sözsel silahtır.
  6. “Uluslararası İşbirliği” (国际合作): Bu kavram, toplantıdaki yabancı temsilcilerin katılımıyla somutlaştı. Çin, dünya çapında yeni bir güvenlik işbirliğinin gerekliliğini vurgulayarak, Batı’nın kontrolündeki BM ve diğer platformların dışında, kendi öncülüğünde bir terörle mücadele ağı kurmayı teşvik etti. Bu söylem, uluslararası alanda Batı dışı çok taraflı işbirliğini güçlendirmeyi hedeflemektedir.
  7. “İnsan Hakları” (人权保障): Toplantıda bu kelime tamamen kendi Batılı barışçıl bireysel özgürlük bağlamından çekilip çıkarılarak, yerine “yaşama hakkı” ve “kalkınma hakkı” gibi kolektif söylemler yerleştirildi. Çinli temsilciler, terörle mücadele önlemlerinin ta kendisinin Doğu Türkistan’daki vatandaşların yaşama hakkını koruma ve insan haklarını en üst düzeyde güvence altına alma eylemi olduğunu ifade ettiler. Bu yolla Çin, uluslararası insan hakları söylem sisteminin standartlarını değiştirmeye çalışmaktadır.

Genel olarak söylemek gerekirse, bu yedi büyük söylem sistemi Gulca toplantısının resmi propagandasındaki temel yapı taşlarıdır. Bu kelimeler birbiriyle sıkı bir şekilde bağlantılı olup, temel amaçları devlet terörünün gerçekliğini hafifletmek, Doğu Türkistan’daki sistematik baskıyı uluslararası toplum önünde “normal bir devlet yönetim mekanizması” olarak tanıtmaktır. Çin’in bu çabası, onun stratejik propaganda zihniyetinin yüksek seviyede sistemleştiğini kanıtlamaktadır.

Diplomatik ve Uluslararası Önemi

Gulca toplantısı, Çin’in diplomatik alanını genişletme ve uluslararası baskısını hafifletme yolunda önemli bir dönüm noktasıdır. Toplantıya katılan ülkelerin yapısına bakıldığında; Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Afrika Birliği gibi 24 ülke ve bölgesel örgüt temsilcisinin katılması, Çin’in uluslararası diplomaside güçlü bir ittifak kurduğunu göstermektedir. Bu ülkeler Batı’nın insan hakları sisteminin dışında durarak, Pekin’le güvenlik işbirliği etrafında şekillenen yeni bir kutup oluşturmaktadır.

Toplantının en dikkat çekici diplomatik başarısı, merkezi Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan “Dünya Müslüman Topluluklar Konseyi” (World Muslim Communities Council – WMCC) tarafından ortaklaşa düzenlenmiş olmasıdır¹. Söz konusu konseyin başkanı Dr. Ali Raşid en-Nuaymi toplantıda bir konuşma yaparak, Çin’in Doğu Türkistan’daki terörle mücadele deneyimlerinden övgüyle bahsetti. Bu işbirliği, Çin’in Müslüman dünyasıyla olan ilişkilerini daha da sağlamlaştırmasına ve Batı’nın “İslam karşıtlığı” eleştirilerini siyasi olarak etkisiz hale getirmesine tam anlamıyla zemin hazırladı.

Diplomatik açıdan bakıldığında, Pekin için İslam ülkelerinin takdirini kazanmak en değerli karttır. Arap dünyası ve Müslüman ülkelerin temsilcileri Doğu Türkistan’daki durumu görüp Çin’in politikalarını “Müslümanları yok etme değil, bilakis onları terörizmden kurtarma tedbiri” olarak kabul ettiklerinde, Batı’nın tüm eleştirileri kendiliğinden değerini yitirir. Bu işbirliği, tam olarak Pekin’in uluslararası alandaki İslami meşruiyetini güçlendirmek için oynadığı en büyük diplomatik oyundur.

Toplantı ayrıca Xi Jinping’in ortaya koyduğu “Bir Kuşak, Bir Yol” (BRI) ve “Küresel Güvenlik İnisiyatifi” (GSI) ile doğrudan bağlantılıydı. Çin, Doğu Türkistan’ın iç istikrarını BRI güzergahı boyunca uzanan tüm kalkınmaların bir garantisi olarak gösterdi. Toplantıya katılan ülkelere sistematik olarak “Doğu Türkistan istikrarlı olursa, size ulaşan ticaret yolu da güvenli olur” mesajı verildi. Bu taktik, güvenliği ekonomik çıkarlarla bütünleştirmeyi amaçlamaktadır.

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ / SCO) çerçevesinde de bu toplantının önemi özellikle büyüktü. Çin, ŞİÖ’ye üye ülkelerin terörle mücadele tedbirlerini kendi Doğu Türkistan’daki modeline uyarlamaya çalışmaktadır. Gulca toplantısı, adeta bu örgüte üye ülkelere Pekin’in siyasi ve teknolojik kontrol araçlarını resmi olarak tanıtan ve pazarlayan bir forum olarak hizmet etti. Çin bu sayede bölgedeki güvenlik öncülüğü konumunu daha da sağlamlaştırdı.

Özetle, Gulca toplantısının diplomatik önemi şudur: Çin, insan hakları konusundaki pasif konumunu Batı dışı dünyanın güvenlik liderliğine dönüştürme işini tamamlamıştır. Toplantı, Pekin’in küresel güvenlik sistemindeki yeni ortaklık bağlarını gösteren dev bir geçit törenine dönüştü. Bu tür bir diplomatik zafer, Pekin’in Doğu Türkistan’daki yüksek baskılı politikalarını gelecekte daha da cesaretle sürdürmesine yol açacaktır.

Karşılaştırmalı Değerlendirme

Çin hükümetinin Gulca toplantısındaki aklama söylemleri ile bağımsız uluslararası gözlemcilerin, BM insan hakları kurumlarının ve insan hakları örgütlerinin değerlendirmeleri arasında son derece büyük yapısal çelişkiler mevcuttur. Çin’in resmi söylemlerinde Doğu Türkistan’da “hukuka uygun terörle mücadele” uygulandığı ve insan haklarının en üst düzeyde güvence altına alındığı ilan edilirken, uluslararası bağımsız araştırmalar bambaşka bir gerçekliğe ışık tutmaktadır.

Örneğin, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (OHCHR) 2022 yılındaki Doğu Türkistan’a ilişkin özel raporunda belirtildiğine göre, Çin’in terörle mücadele ve aşırılığı yok etme hukuk sistemi son derece muğlak ve çok anlamlı olup, bu durum herhangi bir barışçıl siyasi ve dini faaliyeti suç olarak tanımlamak için kolayca kullanılabilmektedir². Raporda ayrıca, bölgedeki sistematik hapsetmelerin, keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma eylemlerinin boyutuna değinilmiş ve bunların “insanlığa karşı suç” oluşturma ihtimalinin yüksek olduğu özellikle vurgulanmıştır.

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) gibi kuruluşların raporları da, Çin’in “hukuk yoluyla yönetim” söylemini detaylı bir şekilde analiz ederek çürütmektedir⁴. Bu örgütlerin belirttiğine göre, Çin’in terörle mücadele sistemi siyasi muhalefeti boğmak için özel olarak tasarlanmış olup, Uygurların ve diğer Türk halklarının etnik kimliğini, kültürel köklerini ve temel dini faaliyetlerini tamamen yok etmeyi hedeflemektedir. Bu yapısal baskı mekanizması, yüksek teknolojili gözetim araçlarıyla toplumun tüm katmanlarını kontrol etmektedir.

Uluslararası bağımsız araştırmacılar ve “Eleştirel Terörizm Çalışmaları” (Critical Terrorism Studies) teorisyenleri, devletlerin terör söylemini kullanarak kendi devlet terörlerini nasıl gizlediklerini sistematik olarak kanıtlamışlardır⁵. Richard Jackson, Ruth Blakeley ve Eric Herring gibi akademisyenlerin teorik çerçevelerine dayanarak, güçlü devletler terör tehdidini abartarak, sivil alanı boğan ve etnik baskı politikalarını meşrulaştıran özel bir “devlet yetkisi kalkanı” yaratmaktadırlar⁵. Gulca toplantısı adı verilen etkinlik de tam olarak bu teorik gerçeğin en tipik pratik örneğidir.

Bu tür yapısal baskı pratikleri yalnızca Çin’le sınırlı kalmamaktadır. Dünyanın diğer hassas bölgelerinde de güçlü devletlerin muhalif grupları susturmak ve kitlesel hareketleri yok etmek için terör sistemini nasıl silah haline getirdiğini görmek mümkündür. Örneğin, Hindistan hükümetinin Keşmir bölgesinde uyguladığı baskı politikaları, Gulca toplantısındaki Çin sinyalleriyle oldukça güçlü bir benzerliğe sahiptir.

Hindistan hükümeti, eski ve şiddet içeren “Yasadışı Faaliyetleri Önleme Yasası”na (Unlawful Activities Prevention Act – UAPA) dayanarak, Keşmir’deki aktivistleri, gazetecileri ve insan hakları savunucularını yargısız olarak gözaltında tutma ve terör eylemi olarak suç koduna dahil etme taktiklerini kullandı⁶. Örneğin, ünlü insan hakları savunucusu Khurram Parvez’in UAPA yasası maddeleri kapsamında tutuklanması, Hindistan’ın terör bahanesiyle bağımsız sivil toplum alanını boğduğunun tipik bir kanıtıdır. Aynı şekilde Hindistan, “Yabancı Katkı Düzenleme Yasası” (FCRA) aracılığıyla insan hakları örgütlerinin yurtdışından gelen mali kaynaklarını kısıtlayarak sivil toplum faaliyetlerini sistematik olarak susturdu⁶.

Bir diğer yapısal benzerlik Kenya’nın terörle mücadele politikalarında da görülebilir. Kenya hükümeti, “Eş-Şebab” (Al-Shabaab) terör örgütüne karşı mücadele bahanesiyle ülke içindeki yerel Müslüman nüfusu ve aktivistleri hedef alan yüksek baskılı politikalar uyguladı⁷. Kenya’nın 2012 tarihli “Terörizmi Önleme Yasası” (Prevention of Terrorism Act – POTA), devlet aygıtına muğlak terör bahaneleriyle insanları tutuklama, toplumu denetleme ve vatandaşların temel haklarını boğma konusunda sınırsız yetki verdi. Bu politika, yerel Müslüman toplulukları ötekileştirme ve onların siyasi sesini susturma rolü oynadı.

Özetlemek gerekirse, Çin’in Gulca toplantısında propagandasını yaptığı “güvenlik kalkınmanın garantisidir, insan hakları korunmuştur” şeklindeki sözlü beyanlar, tamamen devlet terörünün gerçekliğini örtbas etmek için oynanan bir tiyatrodur. Uluslararası insan hakları raporları ve diğer ülkelerdeki (Hindistan ve Kenya) yapısal benzerlikler şunu kanıtlamaktadır: Devletler terör kelimesini kullanarak kendi ulusal baskı ve sindirme politikalarını uluslararası alanda yasal bir düzeye taşımak istemektedirler. Gulca toplantısı da, devletlerin terör bahanesiyle sivil alanı gizlice boğduğu küresel sistemin ilk canlı tezahürüdür.

Gelecekteki Etkisi ve Sonuç

Gulca Uluslararası Terörle Mücadele Semineri, Çin hükümetinin Doğu Türkistan’daki politikalarının gelecekteki yönelimi hakkında son derece hassas sinyaller vermektedir. Pekin gelecekte yüksek baskılı gözetim ve sistematik kontrol sistemini daha da istikrarlı hale getirerek, bunu görünmez bir günlük toplum yönetim mekanizmasına dönüştürecektir. Bölgedeki tüm siyasi cezalandırmalar artık kampların duvarları dışında, “hukuk kozu” altına tamamen gizlenecektir.

Bu durum, Doğu Türkistan meselesinin uluslararası alandaki tartışma yapısı üzerinde güçlü bir etki yaratacaktır. Çin’in bu yeni söylem taktiği nedeniyle, Uygur meselesi uluslararası arenada kutuplaşmış bir mücadeleye dönüşecektir. Bir tarafta Batılı ülkeler insan hakları ve etnik baskı perspektifinden eleştirilerine devam ederken, diğer tarafta “Küresel Güney” ülkeleri Çin’in kalkınma ve güvenlik söylemlerini ortaklaşa destekleyerek Pekin’i koruyan bir kalkana dönüşecektir.

Çin’in güvenlik diplomasisinin gelecekteki yönelimi, uluslararası alanda Batı dışı platformların rolünü daha da güçlendirmeyi hedeflemektedir. Pekin, kendi terörle mücadele modelini diğer ülkelere kabul ettirerek, küresel güvenlik sisteminin temel kurallarını değiştirmeye çalışacaktır. Bu durum, uluslararası alanda insan haklarının değerini tamamen zayıflatarak, devletlerin kendi vatandaşlarını bastırmadaki yetki sınırlarını endişe verici düzeyde genişletecektir.

Toplantıdaki resmi açıklamalarda verilen sessizlik sinyalleri, Pekin’in Doğu Türkistan’daki zorunlu asimilasyon operasyonunu başarıyla tamamladığını göstermektedir. Önceki yıllardaki resmi açıklamalarda yer alan “eğitim-öğretim yoluyla dönüştürme” gibi kelimeler şu anda tamamen ortadan kaybolmuştur. Bu sessizlik, Çin hükümetinin ilk aşamadaki “dönüştürme” operasyonunu tamamlayıp, ikinci aşama olan “tam istikrar sağlama ve sistematik entegrasyon” aşamasına geçtiğini göstermektedir.

Genel sonuç şudur ki; 2026 Gulca toplantısı, Çin’in yurtiçindeki şiddet politikalarını uluslararası alanda kalkınma ve hukuk bahanesi altında nasıl bir propaganda aracına dönüştürebildiğinin açık bir kanıtıdır. Devletlerin terör kelimesinden faydalanarak sivil toplumu boğma taktiği, Gulca toplantısı aracılığıyla küresel sistemde bir “yeni normal” haline gelmiştir. Eğer uluslararası toplum gelecekte bu tür yapısal baskı mekanizmalarına karşı yeni bir dizi denetim aracı yaratamazsa, sivil alan tüm dünyada belirgin bir şekilde daralacaktır.

Kaynakça:

1.     2026年反恐国际研讨会在新疆伊犁举行, 新华网, August 2026.

2.     OHCHR Assessment of human rights concerns in the Xinjiang Uyghur Autonomous Region, People’s Republic of China, United Nations Office of the High Commissioner for Human Rights (OHCHR), August 2022.

3.     潘曦:新疆坚持法治反恐 兼顾反恐成效与人权保障, 中新网·新疆, August 2026.

4.     Weaponizing counter-terrorism, Amnesty International / Human Rights Watch Reports, 2022-2025.

5.     Contemporary State Terrorism: Theory and Practice, Richard Jackson, Lee Jarvis, Jeroen Gunning, Marie Breen-Smyth, Routledge, 2011/2022.

6.     India: Stop Abusing Counterterrorism Regulations, Amnesty International, November 3, 2023.

7.     KENYA’S FIGHT AGAINST GLOBAL TERRORISM IN THE CONTEXT OF CRITICAL THEORY: THE CASE OF AL-SHABAAB, Duygu Kutlu, Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, X/1, 2025.