Sınırlar İçinde Soykırım, Sınırlar Dışında Helal Ticaret

Çin, “İslam’ı Çinlileştirme” Politikasıyla “Helal İpek Yolu”nu İşletebilir mi?

Uygur Araştırma Enstitüsü

__________________________________________________________________

Özet: Bu siyasi analiz raporu, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kendi sınırları içinde İslam dinini ve Müslüman kimliğini varoluşsal bir tehdit olarak görüp yok etmeye çalışırken, sınırları dışında milyarlarca dolarlık küresel helal pazarını sömürmek ve Müslüman ülkelerin desteğini kazanmak için nasıl iki yüzlü bir ‘Helal İpek Yolu’ kurduğunu tüm derinliğiyle ve eksiksiz bir şekilde incelemektedir.

21. yüzyılın birinci çeyreğinde, küresel çapta jeopolitik ve ekonomik ilişkilerin yeniden şekillenmesine paralel olarak din, uluslararası ilişkilerde güçlü bir ideolojik unsur ve yumuşak güç aracı olarak rolünü oynamaya devam etmektedir. Bu süreçte, resmi düzeyde ateizmi devletin temel ilkesi olarak benimseyen Çin Halk Cumhuriyeti’nin din politikasında, uluslararası gözlemciler tarafından ‘iki yüzlü bir oyun’ olarak nitelendirilen derin bir paradoks giderek daha belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır. Pekin hükümeti yurt içinde, özellikle Uygurların çoğunluğu oluşturduğu Doğu Türkistan’da İslam dininin toplumsal tüm izlerini ve tezahürlerini ortadan kaldırmayı, dini yaşamı ulusal kimlikle birlikte sistematik olarak Çinlileştirmeyi veya kısıtlamayı hedefleyen sert bir politika izlemektedir. Aynı zamanda, dış dünyada, özellikle ‘Bir Kuşak, Bir Yol’ girişimi çerçevesinde Müslüman ülkelerle olan ticari ve diplomatik ilişkilerinde kendisini ‘Müslümanların dostu’ olarak göstererek, milyarlarca dolarlık küresel helal pazarına nüfuz etmeye ve bir ‘Helal İpek Yolu’ (Halal Silk Road) inşa etmeye çalışmaktadır.

Mezkur siyasi analiz makalesinin temel amacı, tam da bu noktada ortaya çıkan çelişkiyi merkezine alarak, Pekin’in neden ülke içinde İslam’ı bir ‘ideolojik ve ulusal güvenlik tehdidi’ olarak görüp baskılarken, uluslararası arenada ve iş dünyasında İslami ‘helal’ kimliğini ekonomik bir kaynak ve dış politika aracı olarak kullandığını sistematik bir şekilde analiz etmektir. Makalede, Çin hükümetinin iç politikadaki ‘İslam’ı Çinlileştirme’ planı, Doğu Türkistan’da dini yaşamın ve camilerin tahrip edilmesi, Ningxia ve diğer Hui (Dungan) bölgelerine yayılan ‘Doğu Türkistan Modeli’nin (Xinjiang Model) genişlemesi, ülke dışındaki helal ticaret ağı ve bunun jeopolitik yumuşak güç rolü ile Müslüman ülkelerin Pekin ile olan ekonomik bağları nedeniyle takındıkları sessizlik politikası birbirleriyle olan ilişkileri içinde ortaya konacaktır.

Birinci Bölüm: “İslam’ı Çinlileştirme” Politikasının Resmi Amacı ve Hukuki-İdeolojik Temelleri

Çin Komünist Partisi (ÇKP) Genel Sekreteri Şi Cinping, 2015 yılında resmi olarak “dinlerin Çinlileştirilmesi şehvetiyle, dinlerin Çinlileştirilmesi ve dinin sosyalist toplumla uyumlu hale getirilmesi yolunda yürünmesi” gerektiğini savunmuştur (CECC, 2021). Bu çağrının bir sonucu olarak ortaya çıkan “İslam’ı Çinlileştirme” (Sinicization of Islam) hareketi, temel olarak dini inançları partinin ideolojisine tamamen tabi kılmayı ve İslam’ı Çin’in geleneksel kültürü ile sosyalist temel değerleri temelinde yeniden yorumlamayı hedeflemektedir (UK Home Office, 2025). Pekin yetkilileri tarafından yayımlanan toplantı raporlarında bu hareket, dini aşırılıkçılık ve dış güçlerin sızmasıyla mücadele etme ve toplumsal istikrarı koruma çabası olarak lanse edilmektedir.

Bu politikanın en önemli aracı olarak, Çin hükümetinin kontrolü altındaki “Çin İslam Derneği” (China Islamic Association), Ocak 2019’da resmi olarak “İslam’ı Çinlileştirmek İçin Beş Yıllık Çalışma Planı Kılavuzu (2018-2022)” belgesini açıklamıştır (UK Home Office, 2025; CECC, 2021). Sö konusu kılavuzda, geleneksel Arapça unsurların tasfiye edilerek Çin özelliklerine sahip bir “Çin tarzı İslam” inşa edilmesi açık bir hedef olarak belirlenmiştir. Kılavuzda, “helal konseptinin gıda dışındaki alanlara da yaygınlaştırılması” (pan-Halalfication), “dış giyim kuşam tarzında yabancı tarzların taklit edilmesi” ve “cami mimarisinde yabancı ülkelerin mimari tarzlarının taklit edilmesi” gibi unsurlar ciddi birer dış dini sızma tehdidi olarak tanımlanmış ve yasaklanmıştır.

Bu ideolojik sistemi toplumsal düzeyde yürürlüğe koymak amacıyla Çin makamları, ulusal “Dini İşler Yönetmeliği”ni (Regulations on Religious Affairs) 2017 yılında revize ederek Şubat 2018’den itibaren resmi olarak yürürlüğe koymuştur (UK Home Office, 2025; VOA, 2021). Yeni yönetmeliğe göre, tescil edilmemiş dini örgütlerin faaliyetleri tamamen yasaklanmış, internet ortamında dini içeriklerin yayılması ve yabancı dini gruplarla iletişim kurulması suç olarak kabul edilmiştir. Politikanın daha da sertleşmesiyle birlikte, 2020 yılından itibaren yürürlüğe giren yeni düzenlemeler, tüm dini grupların partinin liderliğini desteklemesini ve komünist değerleri yaymasını zorunlu kılmıştır.

Çin Komünist Partisi, Eylül 2023’te dini faaliyet mekanlarının yönetimine ilişkin kuralları daha da sıkılaştırarak, dini faaliyetlerin devlet güvenliğine, toplumsal düzene veya devlet çıkarlarına zarar vermesi durumunda derhal durdurulmasını hükme bağlamıştır (UK Home Office, 2025). Siyasi olarak tanımlanan “aşırılıkçılık” veya “terörizm” kavramları o kadar geniş ve muğlak sınırlar temelinde bökülmüştür ki, insanların sıradan dini yaşam alışkanlıkları bile devlet organları tarafından kolayca cezalandırma hedefi haline gelebilmektedir (UK Home Office, 2025). Pekin yönetimi, bu politikayı uygularken ulusal yasalar ile yerel yönetmelikleri birleştirerek, tüm Müslüman toplumunu yoğun bir baskı altında tutan bir yapıyı inşa etmiştir.

Bu baskı sisteminde din görevlilerine ve imamlara yönelik talepler de sistematik olarak değiştirilmiştir. Çin hükümetinin düzenlemelerine göre, tüm imamların tescil edilmesi, Komünist Parti liderliğini koşulsuz olarak desteklemesi ve her yıl devlet tarafından düzenlenen siyasi ve ideolojik sınavlardan geçmesi gerekmektedir (UK Home Office, 2025). İmamların yalnızca kayıtlı oldukları bölgelerde görev yapmalarına izin verilmekte olup, bu yolla seyahat eden veya bağımsız tebliğ faaliyetlerinde bulunan imamlar tamamen engellenmiştir. İmamların vaazları devlet tarafından belirlenen şablonlarla sınırlandırılmış ve sosyalist idealler dini öğretilerin üzerinde konumlandırılmıştır.

Pekin hükümetinin siyasi analistleri bu politikanın amacını sadece dinin yönetilmesi olarak açıklasa da, bağımsız uluslararası araştırmacılar bu planı Çin kültürünü merkez alan zorunlu bir asimilasyon ve etnik kimliği eritme hareketi olarak değerlendirmektedir (CECC, 2021). Yazı ve giyim kuşamdan başlayarak yaşamın her ayrıntısına kadar Çinli olmayan, özellikle Arapça veya Türkçe unsurlar taşıyan tüm dini sembollerin temizlenmesi yoluyla, ülke içindeki milletlerin kendilerine özgü kimlik köklerinin kazınması hedeflenmektedir. Bu baskıcı adımlar ilk olarak Doğu Türkistan’da test edilmiş ve daha sonra tüm ülke genelindeki Müslümanlara uygulanmıştır.

Bu sistematik yapı, Pekin yönetimine ülke içinde güçlü bir kontrol aracı sağlamıştır. Şi Cinping kabinesinin gözünde din, sadece iktidara yönelik tehditlerle dolu bir dış sızma kapısı olarak kodlandığı için, dini bir parti aracına dönüştürmek veya tamamen yok etmek tek seçenek olarak kabul edilmiştir (UK Home Office, 2025; CECC, 2021). Bu tür dar bir kültürel milliyetçilik ve tek tip ulusal kimlik ideali, sınırlar içindeki İslami gerçekliğin yok edilmesi pahasına ileri sürülmüştür. Bu süreçte Doğu Türkistan, baskıcı politikaların ilk saha laboratuvarı haline gelmiştir.

İkinci Bölüm: Doğu Türkistan’da Dini Yaşamın Sistematik Olarak Kısıtlanması ve Yok Edilmesi

Doğu Türkistan’da Mayıs 2014’te Çin hükümeti tarafından başlatılan “Terörle Mücadelede Sert Darbe Kampanyası” (Strike Hard Campaign), toplumsal düzeyde dini inançların ve Uygur kimliğinin tamamen engellenmesinin sistematik başlangıç noktası olmuştur (UK Home Office, 2025). Devlet politikası gereğince, Uygurların geleneksel selamlaşma ifadesi olan “Esselamu Aleyküm” demesi, sakal bırakması, oruç tutması ve çocuklarına İslami isimler vermesi gibi en temel İslami alışkanlıklar bile “aşırılık” belirtisi kabul edilerek suç düzeyine çıkarılmıştır (UK Home Office, 2025). Bir milyondan fazla Uygur ve diğer Müslümanlar, siyasi olarak partiye bağlılık göstermeye ve inançlarından vazgeçmeye zorlanmak üzere “yeniden eğitim” adı verilen toplama kamplarına kapatılmıştır.

Uydu görüntüleri ve saha gözlemlerine dayanılarak hazırlanan bağımsız raporlara göre, Doğu Türkistan’daki camilerin yaklaşık %65’i (ticari düzenlemeler çıkmadan önceki 24.500 caminin 16.000’den fazlası) Çin hükümetinin tasfiye politikası sonucunda tamamen yıkılmış veya mimari yapısı değiştirilmiştir (UK Home Office, 2025). Bunların içinde en az 8.500 cami tamamen yerle bir edilmiş, ayrıca çok sayıda tarihi türbe, mezarlık ve dini öneme sahip kutsal mekan yıkılmış veya turizm bölgesi olarak ticarileştirilmiştir. Camilerin kubbeleri ve minareleri zorla sökülmüş, bu alanlar Çin tarzı parklara, binalara veya parti propaganda merkezlerine dönüştürülmüştür.

Doğu Türkistan’da 1 Şubat 2024 tarihinden itibaren yürürlüğe giren yeni dini yönetmelik revizyonunda, dini faaliyet mekanlarının dış ve iç görünümünde, her türlü süslemede, resimde veya heykelde “Çin tarzı ve özelliklerinin yansıtılması” zorunlu kılınmıştır (UK Home Office, 2025). Uygurların dini kitapları, özellikle de Kur’an-ı Kerim’in yerel dildeki çevirileri tamamen toplatılmış, boş kalan camiler ve kütüphaneler yasaklı bölgelere dönüştürülmüştür. Uygurların evlerinde çocuklarına gizlice dini eğitim vermesi son derece ağır cezalarla cezalandırılmış, birçok Uygur anne sırf mahalledeki çocuklara Kur’an öğrettiği için 14 yıla varan ağır hapis cezalarına çarptırılmıştır (UK Home Office, 2025).

Bu dini ve kültürel kırım, aynı zamanda Uygur aile sisteminin parçalanması yoluyla gerçekleştirilmiştir. Devlet tarafından yönetilen yatılı okullar, Uygur çocuklarını anne ve babalarından ayırarak, Çince ve komünist ideoloji temelinde tamamen asimile etmeye çalışmıştır (UK Home Office, 2025). Aynı zamanda, Uygurların evlerinde Çinli memurları ağırlamaya zorlandığı “Çift Olmak ve Aileleşmek” politikası, sistematik izleme faaliyetlerini Uygur ailelerinin en mahrem köşelerine kadar genişleterek, dini aile içi yaşamı ifşa etmiş ve cezalandırma aracı haline getirmiştir.

Oruç tutmak ve Ramazan faaliyetleri, Pekin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı en katı yasaklardan biri olmuştur (CUS, 2025; UK Home Office, 2025). Devlet memurlarının, öğretmenlerin ve öğrencilerin oruç tutması tamamen yasaklanmış, devlet görevlileri tarafından Uygurlara zorla domuz eti yedirilmesi veya alkol içirilmesi yoluyla dini bağlılıklarının sınanması ve kaçış yolu bırakılmaması politikası sistematik olarak yürütülmüştür (UK Home Office, 2025). Hac ibadeti devlet tarafından tamamen tekelleştirilmiş, kendi imkanlarıyla yurt dışına gidip hac yapanlar “yasadışı dini faaliyet yürütmek” suçlamasıyla uzun süreli hapis cezalarına çarptırılmıştır.

Nüfus kontrol politikaları da Uygur nüfusunun doğal artışını kasten engellemek amacıyla sert bir şekilde uygulanmıştır. Çin makamları, Doğu Türkistan’ın güneyindeki Uygur köylerinde zorunlu spiral (IUD) takılması, kısırlaştırma ve zorunlu kürtaj gibi cezalandırma yöntemlerini kullanmış, bunun sonucunda bölgedeki doğum oranı 2017 ile 2019 yılları arasındaki kısa sürede %49 oranında gerilemiştir (UK Home Office, 2025). Planlı olarak nüfus yapısını değiştirmeyi amaçlayan bu süreç, bir milletin varoluş temelini yok etmekten başka bir şey değildir.

Özetle, Doğu Türkistan’daki Uygur toplumu, Pekin hükümetinin terörle mücadele maskesi altında yürüttüğü dini ve kültürel asimilasyon hareketinin birinci derece kurbanı olmuştur (CUS, 2025; UK Home Office, 2025). Dini yaşamın ve kimliğin tamamen suç olarak kabul edilmesi, Uygurları kendi topraklarında dinlerinden ve dillerinden bütünüyle koparma noktasına getirmiştir. Ancak devlet sınırları içindeki bu acı rasyonalite, Çin’in dış diplomasisinde Müslüman ülkelere yönelik propagandalarında tamamen farklı bir görüntüyle tasvir edilmeye başlanmıştır.

Üçüncü Bölüm: Ningxia ve Hui (Dungan) Bölgelerinde “Doğu Türkistan Modeli”nin Genişlemesi

Uzun yıllar boyunca Çin hükümeti, Hui (Dungan) Müslümanlarını Çince konuştukları ve kültürel açıdan Han toplumuyla fazla çatışmadıkları için Çin’in sosyal yapısıyla hızla bütünleşen “iyi Müslümanlar” olarak nitelendirmiştir (UK Home Office, 2025; CECC, 2021). Yakın yıllara kadar Huiler, Doğu Türkistan’daki Uygurların maruz kaldığı ağır dini baskıdan nispeten uzak kalmış olsalar da, Pekin’in siyasi çizgisinin giderek sertleşmesiyle birlikte “Doğu Türkistan Modeli”nin geliştirdiği baskı mekanizması, Huilerin yoğun olarak yaşadığı Ningxia Hui Özerk Bölgesi başta olmak üzere Gansu, Qinghai, Henan ve Yunnan gibi eyaletlere de hızla yayılmıştır (UK Home Office, 2025; CECC, 2021).

Çin makamları, Hui toplumundaki dini gelişmeleri de aşırılıkçılık çerçevesinde yorumlamaya başlamıştır. 2018 yılının sonunda, Ningxia eyaletinin en üst düzey parti yetkilileri Doğu Türkistan’ı ziyaret ederek buradaki “istikrarı koruma” ve kamp sistemini yüksek düzeyde övmüş ve Ningxia’da da benzer terörle mücadele ve güvenlik deneyimlerinin uygulanması için resmi iş birliği anlaşmaları imzalamıştır (CECC, 2021). Bu anlaşmanın ardından Ningxia’daki Hui toplumu da tıpkı Doğu Türkistan’dakine benzer sistematik izleme, dini baskı ve kültürel darbe sürecine girmiştir.

Ningxia ve çevresindeki Hui Müslümanlarının başlattığı her türlü bağımsız dini eğilim, devlet tarafından ulusal birliğe yönelik bir tehdit olarak görülmüştür. Ningxia hükümetinin 2020 yılında başlattığı “cami birleştirme” (consolidation) politikasına göre, her 2.5 kilometrekarelik alanda yalnızca tek bir caminin açık kalmasına izin verilmiş, diğer tüm camiler tamamen kapatılmış veya yıkılmıştır (UK Home Office, 2025). Sadece Pingyuan ilçesinde çok kısa sürede en az 50 cami kapatılmıştır. İnsanların camilerin kapatılmasına karşı gösterdiği direnç; devlet işinden çıkarma, aile üyelerini gözaltına alma veya ekonomik olarak kısıtlama gibi baskı yöntemleriyle kırılmıştır.

Analizlere göre, Hui bölgelerinde camilerin yıkılması direniş hareketlerine yol açmış olsa da, devletin şiddetli baskısı insanları sessiz kalmaya mecbur bırakmıştır. Örneğin, Gansu’nun Linxia bölgesindeki “Küçük Mekke” olarak adlandırılan Hui merkezlerinde, Yunnan’ın Najiaying ve Shadiyan gibi tarihi ve en büyük camilerinde, Arap tarzı kubbelerin zorla sökülmesine karşı Hui Müslümanları birçok kez geniş çaplı sokak gösterileri düzenlemiştir. Ancak güvenlik güçleri göstericileri ve bu durumları kayda alanları sistematik olarak tutuklayarak bastırmıştır (UK Home Office, 2025; CECC, 2021). Shadiyan’da “Hui Müslümanlarının Mekkesi” olarak bilinen tarihi Büyük Cami’nin kubbesinin yıkılarak tapınak benzeri bir mimariye dönüştürülmesiyle, Çin’deki son Arap tarzı mimari unsurlar da tamamen ortadan kaldırılmıştır (UK Home Office, 2025).

Çin hükümeti ayrıca Hui dili ve yazısındaki Arapça sembolleri de kamusal alandan tamamen temizlemiştir. Hui bölgelerindeki dükkanların, restoranların ve camilerin Arapça tabelaları, hatta insanların evlerinin kapılarına astığı “Bismillah” veya Allah’ın ismi yazılı levhalar toplatılmış ve yerlerine komünist “Çin Rüyası” afişleri asılmıştır (CECC, 2021; VOA, 2021). Gıda sektöründeki Arapça helal markalarının yerini Çin’in yerel “Qingzhen” yazısı ile değiştirmek zorunlu kılınmış, restoranların dış ilanlarındaki her türlü Arapça yazı ulusal güvenliğe zararlı kabul edilmiştir.

Bu politika, Çin’in en güneyindeki uzak liman şehri Sanya’da (Hainan eyaleti) yaşayan ve yalnızca 10 bin kişilik bir nüfusa sahip olan küçük Utsul Müslüman topluluğuna kadar ulaşmıştır (VOA, 2021). Yerel makamlar iki yıl içinde köy okullarında kız öğrencilerin başörtüsü takmasını yasaklamış, restoranların menülerindeki “Qingzhen” kelimelerini sildirmiş ve ailelerdeki dini yazıları tamamen yasaklamıştır. Aslında Çin hükümeti, bu küçük ve barışçıl Müslüman topluluğu dış ticarette Güneydoğu Asya ile ilişkilerin penceresi olarak lanse ediyordu; ancak yeni siyasi yönelim altında onlar da kültürel asimilasyon hareketinin hedefi haline gelmiştir.

Bu durumlar kanıtlamaktadır ki, Pekin’in “İslam’ı Çinlileştirme” politikası sadece geçici bir terörle mücadele operasyonu olmayıp, aksine tüm devlet topraklarındaki İslami kimlik köklerini tamamen sökerek, Han kültürünü merkez alan tek tip parti egemenliğine boyun eğdirmeyi amaçlayan sistematik bir devlet stratejisidir (CECC, 2021; VOA, 2021). Yerel hükümetlerin bir dönem ekonomi adına teşvik ettiği “İslam’ı tanıtma” eğilimleri, merkezi partinin ağır hoşnutsuzluğu ve şüphesiyle sert bir şekilde ezilmiştir. Sessizliğe gömülen bu milyonlar yurt içinde yaşarken, Çin’in dış politikadaki kartı ise tamamen farklı bir boyutta gelişmiştir.

Dördüncü Bölüm: “Helal İpek Yolu” ve Çin’in Küresel Helal Ekonomik Ticaret Ağı

Çin hükümeti yurt içindeki milyonlarca Müslüman’ın kimliğini eritme politikasına devam ederken, sınırlar dışındaki dış ticaret hatlarında benzeri görülmemiş düzeyde bir kalkınma faaliyeti başlatmıştır. 2026 yılı küresel ticaret istatistiklerine göre, dünya helal ekonomisinin toplam hacmi yaklaşık 5.7 trilyon Amerikan dolarına ulaşmış olup, bunun sadece gıda sektörü 2.2 trilyon doları aşmaktadır (OR, 2026). Pekin, bu devasa pazarın dış ekonomik değerini görerek “Helal İpek Yolu” (Halal Silk Road) kavramını, “Bir Kuşak, Bir Yol” girişiminin en stratejik alt projelerinden biri olarak resmi düzeyde konumlandırmıştır (RSIS International, 2025; OR, 2026).

Bu stratejinin bir parçası olarak Çin, daha 2021 yılında İslam İşbirliği Teşkilatı’na (OIC) üye 57 ülkeye gıda, moda kiti, kozmetik ve ilaç ihraç ederek 40.4 milyar dolarlık ticaret hacmi yaratmış ve dünya genelinde birinci sıraya yerleşmiştir (Carnegie, 2024; RSIS International, 2025; OR, 2026). Çin’in Henan, Ningxia, Qinghai eyaletlerindeki devlet destekli devasa helal gıda, et ve gıda işleme tesisleri, Arap toplumunun ana tedarikçileri haline gelmiştir. Yalnızca 2025 yılında Çin’in Ortadoğu’ya yaptığı helal et ihracatı 180 bin ila 200 bin tona ulaşmıştır (OR, 2026).

Çin’in ticaret ağı Güneydoğu Asya pazarlarında, özellikle Malezya ve Endonezya ile olan ilişkilerde belirgin bir şekilde gelişmiştir. Çinli ihracatçı şirketler, Malezya’nın dünyada yüksek prestiye sahip JAKIM helal sertifikasyon sisteminden yararlanarak ürünlerini küresel pazarlara sunmanın yollarını açmıştır (HKTDC, 2016). Aynı zamanda Endonezya hükümetinin Ekim 2026’da yürürlüğe koyacağı “zorunlu helal sertifikasyon düzenlemesi” (LPPOM/BPJPH), Çinli teknoloji ve kozmetik firmaları için Endonezya pazarına girişte adeta bir “giriş bileti” haline gelmiştir. Çin’deki teknoloji ve kozmetik tedarikçileri bu kurallara uyum sağlayarak sistematik hazırlıklar yürütmüştür (LPH LPPOM, 2026).

Çin’in Arap Yarımadası’ndaki, özellikle Dubai ve Suudi Arabistan ile olan helal ortaklıkları da yeni zirvelere ulaşmıştır. 2017 yılında Dubai Gıda Parkı (Dubai Food Park) ile Çin’in Ningxia Fon Yönetim Şirketi arasında imzalanan 1.5 milyar dolarlık devasa anlaşma, Dubai’de 30 gıda işleme fabrikasının ve Çin helal paketleme tesislerinin kurulmasını hedeflemiştir (Carnegie, 2024). Suudi Arabistan’ın Almarai süt şirketi, Ningxia’daki Çin kooperatifleriyle ortaklık kurarak yıllık 150 milyon Yuanlık helal süt ürünleri pazarı oluşturmuştur (China Briefing, 2025).

Bu ağdaki tedarik zincirini yönetmek amacıyla Çin hükümeti teknolojik açıdan da gelişme göstermiştir. Ningxia ve diğer helal pazarı merkezlerinde, Çinli şirketler blokzincir (Blockchain) teknolojisini kullanarak ürünlerin hammaddeden nihai satış aşamasına kadar olan tüm süreçlerini saniyeler içinde takip eden sistemler geliştirmişlerdir (RSIS International, 2025). Bu teknoloji, küresel tüketicilerin Çin’in helal sertifikalarına yönelik şüphelerini gizlemede ve onların güvenini kazanmada güçlü bir rol oynamıştır.

Çin’in devlet tekeli altındaki COFCO ve Yili Group gibi dev gıda şirketleri küresel helal hatları kurmuş, yalnızca Müslüman ülkelerde değil, Avustralya, Yeni Zelanda ve Japonya gibi turizm pazarı gelişmiş ülkelerde de helal gıda tedarikini kontrol altına almıştır (RSIS International, 2025; LBX, 2025). Japonya ve Kore’deki küresel hızlı gıda şirketleri de Çin’in devasa hammadde pazarına ihtiyaç duydukları için onlarla helal anlaşmaları imzalamışlardır (LBX, 2025). Çin, kendisini dünyanın yeni “helal kapısı” haline getiriyor gibi görünmektedir.

Bu küresel ticaret ağı, Pekin’e sadece muazzam mali kaynaklar sağlamakla kalmamış, amansız bir şekilde dış dünyada ülkenin siyasi imajını cilalamak için eşsiz bir fırsat sunmuştur. “Bir Kuşak, Bir Yol” projesinin en kritik jeopolitik rotaları Müslüman ülkelerin topraklarından geçtiği için, Çin’in helal ticaret kartı Pekin’in yumuşak gücünün Müslüman halklar nezdindeki baş temsilcisi olmuştur (CUS, 2025; Carnegie, 2024; RSIS International, 2025). İşte bu gelişmeler, Pekin’in yurt içindeki İslam’ı yok etme gerçeğiyle tamamen çelişen bir tablo ortaya koymuştur.

Beşinci Bölüm: İç Baskı ile Dış Ticaret Arasındaki Temel Paradoks

Pekin, kendi sınırları içinde İslam’ın toplumsal ve dini ifadelerini tamamen yeniden şekillendirmeye çalışırken, uluslararası pazarda “helal” kimliğini neden bu kadar yoğun bir şekilde ekonomik ve diplomatik bir kaynağa dönüştürmektedir? Bu ikiyüzlü politikanın temelinde “İç Güvenlik – Dış Ekonomik Çıkar” arasındaki derin çelişki yatmaktadır. Çin Komünist Partisi için ülke içindeki güçlü dini uyanış ve etnik farklılıklar, iktidarın siyasi güvenliğine ve ulusal birliğe yönelik birinci derece tehdittir. Ancak sınırların ötesindeki helal ekonomisi devasa bir finansal pazardır (CUS, 2025; RSIS International, 2025).

Bu paradoksun ikinci temel boyutu “İdeoloji – Piyasa Pragmatizmi” çerçevesinde görülmektedir. Pekin hükümeti yurt içinde sosyalist değerleri ve ulusal asimilasyonu mutlak bir ideoloji olarak uygulasa da, dış dünyada saf piyasa pragmatizmini benimsemektedir. Çinli şirketler, küresel tüketicilerin dini hassasiyetlerini devlet çıkarı üreten ticari birer metaya dönüştürerek pazarlamaktadır. Yani dini inanç Çin sınırları içinde tamamen kısıtlansa da, sınırlar dışındaki kazanç getiren bir proje olarak korunmaktadır.

Bir diğer çerçeve ise “Dini Kontrol – Helal Markasının Ticarileştirilmesi”dir. Çin hükümetit yurt içindeki Hui ve Uygurların Arapça helal tabelaları ve sembolleri kullanmasını dış dini sızma olarak yasaklarken (UK Home Office, 2025; CECC, 2021); dış ticarette devlet desteğiyle Ningxia gibi eyaletlerde devasa helal göstergeleri, Arapça reklamlar ve ticaret sertifikaları oluşturulmaktadır (Yan Sun, 2022). Bu çelişki göstermektedir ki, Pekin için İslam ancak devletin kontrolü altında olduğunda ve Çin siyasetine hizmet ettiğinde var olma hakkına sahip bir metadır.

Tarihsel açıdan bakıldığında, Ningxia yerel yönetimleri 2006-2016 yılları arasında, dış ticareti çekmek ve Arap sermayesini bölgeye kazandırmak için İslami sembolleri ve Arapça dilini bilinçli olarak teşvik etmişti (Yan Sun, 2022). Ningxia’yı “Doğu’nun Dubai’si” yapma vizyonuyla hareket eden yerel bürokrasi, cami projelerini, helal sertifikalarını ve Arapça okullarını destekledi. Ancak Şi Cinping’in iktidara gelmesiyle birlikte, bu yerel yönelimler “ulusal güvenliğe zararlı” ilan edilerek derhal durduruldu ve kubbeler yıkıldı. Bu durum, devlet çıkarları doğrultusunda dinin sadece siyasi bir araç olarak kullanıldığını bir kez daha açıkça kanıtladı.

Bu çelişki, Çin’in uluslararası alandaki itibarına da etki etmiştir. Çin’in helal ürünleri yurt dışında satılırken, birçok bağımsız Müslüman topluluk Pekin’in Doğu Türkistan’da yürüttüğü dini baskı politikalarını bildiğinden, Çin mallarını satın almakta tereddüt etmektedir (CUS, 2025; RSIS International, 2025). Ancak Çin hükümeti, Ortadoğu ve Güneydoğu Asya pazarlarındaki bu tereddütleri gidermek ve dini baskılarını kamufle etmek amacıyla “helal ihracatı”nı diplomatik bir maske olarak büyük bir çabayla öne çıkarmaktadır.

Pekin merkezli şirketlerin dünya pazarlarına sunduğu bu helal kimliğinin yapaylığı şurada açıkça görülmektedir: Ülke içinde Arapça “Helal” yazısı yazılması tamamen yasaklanmış olmasına rağmen, dış pazarlarda (Japonya, Kore ve Avustralya gibi) Çinli şirketler ürünlerin üzerine devasa Arapça helal yazılarını yapıştırarak satmaktadır (Guangtian Ha, 2020; LBX, 2025). Buradaki siyasi mantık son derece basittir: Pekin, sınırlar içinde etnik ve dini kimliği temizleyip yok etse de, sınırlar dışında ticaret yapmak ve para kazanmak için aynı kimliği kullanmaktan asla çekinmemektedir.

Bu derin paradoks, Çin’in dış politikası ile ulusal savunma politikasının birbiriyle uyumlu bir ikiz sistemi olarak işletilmektedir. Ülke içindeki Müslüman nüfusun radikalleşmesinden endişe eden parti, dışarıda para kazanma ve diplomasi kurma süreçlerinde İslam’ın kutsal değerlerini tamamen bağımsız bir ticari kaynak olarak konumlandırmaktadır (Mamedov & Jackson, 2025). Bu tür bir çelişkinin küresel jeopolitikte ve özellikle Müslüman ülkelerle olan ilişkilerde oynadığı rol ise çok daha büyük bir meseledir.

Altıncı Bölüm: Jeopolitik Çıkarlar ve Müslüman Ülkelerin Yumuşak Güç Karşısındaki Sessizliği

Pekin yönetimi, son yıllarda Müslüman ülkelerin siyasi ve dini hassasiyetlerini yakından takip ederek, kendisini İslam dünyasının en samimi ve güvenilir ortağı olarak göstermekte büyük bir başarı elde etmiştir. Çin’in bu dış diplomatik yumuşak gücü, “Bir Kuşak, Bir Yol” kapsamında Müslüman coğrafyasına aktarılan milyarlarca dolarlık altyapı yatırımlarıyla desteklenmektedir. Bu yapının merkezinde ÇKP, kendisinin “dini özgürlüklerin koruyucusu” olduğuna dair sahte propagandaları uluslararası platformlarda sistemli bir biçimde yürütmektedir (CUS, 2025; Mamedov & Jackson, 2025).

Bu siyasi oyunun en temel sonucu şurada görülmektedir ki, Pekin yönetimi Müslüman ülkelerden gelen resmi heyetleri ve dini temsilcileri Doğu Türkistan’a davet ederek, onlara devlet tarafından kurgulanmış sahte “kültürel etkinlikleri” göstermiş ve bölgedeki baskıcı uygulamaları “terörle mücadele amaçlı eğitim programları” olarak sunmuştur (Mamedov & Jackson, 2025). Yerel Uygur kültürel mirası sahte bir turizm nesnesine dönüştürülerek, Pekin’in yumuşak gücünün bir aparatı haline getirilmiştir. Bu tür yapay bilgi entegrasyonu, dış dünyada Çin’in baskı politikalarının gizlenmesinde birinci derece dayanak olmuştur.

Bu yumuşak gücün etkisi, dünyadaki manyak birçok Müslüman devletin Çin’in Doğu Türkistan’da yürüttüğü insan hakları ihlallerine karşı tamamen sessiz kalmayı tercih etmesinde kendini göstermektedir. 2019 yılında BM İnsan Hakları Konseyi’nde Çin’in Doğu Türkistan’daki politikalarını öven ve destekleyen ortak mektuba dünyadan 40’tan fazla ülke imza atmış olup, bunların arasında Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi en büyük Müslüman devletler de yer almıştır (Mamedov & Jackson, 2025). Bu destek, Batılı ülkelerin Çin’e yönelik eleştirileri karşısında Pekin’e güçlü bir diplomatik kalkan sağlamıştır.

Bu sessizlik politikası, ilk olarak Müslüman ülkelerin Çin ile olan devasa ekonomik çıkar ilişkileriyle açıklanmaktadır. Pakistan’ın Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’na (CPEC) olan mutlak ihtiyacı, Dubai ve Suudi Arabistan’ın Çin’in yüksek teknoloji ve lojistik sisteminden yararlanarak kendilerini bölgenin yeni helal merkezleri haline getirme vizyonu, Pekin hükümetine karşı eleştirel bir diplomatik tavır alınmasını tamamen imkansız kılmaktadır (Carnegie, 2024; RSIS International, 2025).

İkinci olarak, Çin’in diğer ülkelerin iç işlerine karışmama politikası, karşılıklı bir taviz sistemidir. Pekin hükümeti, Müslüman ülkelerdeki otoriter veya Batı’nın “insan hakları ve özgürlükler” baskısıyla karşılaşan rejimleri korumada diplomatik bir kalkan görevi üstlenmekte; bunun karşılığında Müslüman rejimler, Pekin’in Doğu Türkistan’daki soykırım ve baskı politikalarına tam bir sadakat göstermektedir (CUS, 2025; Mamedov & Jackson, 2025). Buradaki alışveriş sadece maddi gıda değil, aynı zamanda siyasi sadakat ticaretidir.

Son yıllarda, Çin’in Ortadoğu’da üstlendiği barış ve arabuluculuk rolü de onun yumuşak güç kartını güçlendirmiştir. 2023 yılının sonunda Çin, Gazze savaşını durdurma planının bir parçası olarak Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Filistin ve Endonezya dışişleri bakanlarını Pekin’de ağırlamış ve Temmuz 2024’te Hamas ile El-Fetih arasında bir birlik hükümeti kurulmasını öngören “Pekin Deklarasyonu”nun imzalanmasını sağlamıştır (Mamedov & Jackson, 2025). Bu diplomatik arabuluculuk rolü, Batı’nın Ortadoğu’daki dışlayıcı politikalarına karşı Pekin’i Müslüman kitlelerin gözünde gerçek bir dost olarak konumlandırmaya yardımcı olmuştur.

Böylece Pekin yönetimi, Müslüman ülkelerin yerel siyasi alanlarını sistemli bir şekilde kontrol ederek, sınırlar içindeki soykırım politikalarına karşı uluslararası düzeyde bir koruma kalkanı inşa etmekte tam bir başarı elde etmiştir (CUS, 2025; Mamedov & Jackson, 2025). Müslüman toplumların Çin’in helal ürünlerini kabul etmesi ve ekonomik olarak sıkı bir şekilde bağlanması, insan hakları ihlallerine yönelik siyasi baskıları etkisiz hale getirmiştir. Ancak, bu Helal İpek Yolu’nun sadece ticari bir proje olmaktan öte, çok daha büyük bir jeopolitik oyun olduğunu eleştirel bir biçimde değerlendirmek gerekmektedir.

Yedinci Bölüm: Eleştirel Değerlendirme: Helal İpek Yolu Maskesi Altındaki Küresel Etki Mücadelesi

“Helal İpek Yolu”nu sadece ticari bir girişim ve pazar arayışı olarak görmek yeterli midir? Kaynakların sunduğu sistemli kanıtlar göstermektedir ki, bu proje Çin hükümetinin Müslüman dünyasına yönelik tasarladığı çok daha geniş kapsamlı ve uzun vadeli bir jeopolitik nüfuz stratejisinin parçasıdır (CUS, 2025; Mamedov & Jackson, 2025). Pekin, kendi dış ekonomik faaliyetleri aracılığıyla yurt içindeki dini zulmünü, dış pazarların yüksek kârları ve müttefiklerin sadakatiyle perdelemektedir. Bu projenin jeopolitik odağı, Batı merkezli liberal sisteme karşı Pekin merkezli alternatif bir dünya düzeni inşa etmektir.

Bu politikada, Çin’in ortaya koyduğu “Küresel Medeniyet Girişimi” (Global Civilization Initiative) özel bir rol oynamaktadır (Mamedov & Jackson, 2025). Bu girişim, Batı’nın tek tip “insan hakları ve demokrasi” değerlerine karşı, dünyadaki her medeniyetin, dolayısıyla İslam medeniyetinin de kendi özgün değer sistemini döküm döküm döküm devlet otoritesi altında koruması gerektiğini savunmaktadır. Bu yaklaşım, otoriter veya sivil denetimi zayıf Müslüman rejimler için son derece cazip bir yumuşak güç koruma şemsiyesi sunmuş ve Pekin bundan sonuna kadar yararlanmıştır.

Ancak Pekin’in bu yumuşak gücünün uzun vadede sürdürülebilirliği son derece şüphelidir; çünkü ahlaki dürüstlükten ve samimiyetten yoksun her güç, gerçeklerin sızmasıyla ağır darbeler almaya mahkumdur (Mamedov & Jackson, 2025). Küresel düzeydeki insan hakları örgütleri, bağımsız medya organları ve gözlemciler, Çin’in sınırlar içindeki zulmünü istikrarlı bir şekilde dünyaya duyurarak Pekin’i “yumuşak güçsüzleşme” (soft disempowerment) süreciyle karşı karşıya bırakmaktadır (Mamedov & Jackson, 2025). Batılı ülkelerin, özellikle ABD hükümetinin Çin’in Doğu Türkistan’daki uygulamalarını “soykırım” olarak tanımlaması ve Uygur Zorunlu Emeği Önleme Yasası (UFLPA) kapsamında zorunlu emeğe bulaşmış ürünlere yaptırımlar uygulaması, Pekin’in bu maskesini büyük oranda düşürmüştür.

Bu durum, Çin’in dış helal ticaretinde de kendini göstermektedir. Çin’in helal sertifikasyon sistemi küresel düzeyde derin bir “güven krizi” ile karşı karşıya kalmış olup, Çinli helal firmalarının ürünlerinde domuz eti kalıntılarına rastlanması gibi kronik skandallar uluslararası alanda büyük infial yaratmıştır (Carnegie, 2024; RSIS International, 2025). Devlet düzeyinde bağımsız ve şeffaf bir dini denetim mekanizmasının bulunmayışı, Çin menşeli ürünlerin yabancı Müslümanlar nezdinde güvensiz kabul edilmesini beraberinde getirmiştir (RSIS International, 2025; OR, 2026).

Aynı zamanda, Malezya ve Endonezya gibi geleneksel helal liderleri, Çin’in helal ticaret ağının genişlemesine karşı kendi dini egemenlik alanlarını korumak için sıkı tedbirler almaktadır (FULCRUM, 2025). Malezya’nın JAKIM kurumu, 47 ülkedeki 67 onaylı sertifika kuruluşu ile küresel ölçekte en güvenilir marka olup, Çin’in yapay üretim hatlarına büyük bir şüpheyle yaklaşmaktadır (FULCRUM, 2025; OR, 2026). Bu durum Pekin’i dış ticarette sadece kâr boyutuyla değil, aynı zamanda dini denetim alanında da ciddi engellerle karşı karşıya bırakmaktadır.

Bu eleştirel değerlendirmeye karşıt görüşler de bulunmaktadır. Bazı pragmatik ticaret analistleri, Çin’in helal ticaretini sadece devleton siyasi bir projesi olarak görmenin haksızlık olacağını, nitekim Çin’deki birçok Hui (Dungan) girişimcinin tamamen kendi çabaları ve özel teşebbüsleriyle bu pazarı inşa ettiğini savunmaktadır (Yan Sun, 2022). Ancak, devletin yerel politikaları kontrol etmesi, cami projelerini yıkması ve özel teşebbüslerin helal sistemlerini dölüm dölüm devlet çıkarlarına tabi kılma zorunluluğu, din ile ticaretin Çin’de devlet kontrolü olmaksızın serbestçe yürütülmesinin imkansız olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

Sonuç olarak, Çin’in “Helal İpek Yolu”, Pekin’in jeopolitik oyun kurma stratejisinin en önemli araçlarından biridir. Pekin, ülke içinde İslam kimliğini eritme politikası uygularken, dış dünyada bu kimliğin yarattığı muazzam pazar gelirinden ve diplomatik koruma kalkanından yararlanma politikasını istikrarlı bir şekilde sürdürmüştür. Ancak bu siyasi oyun, uluslararası baskılar ve yerel güven krizleri karşısında giderek yeni bir test sürecine girmektedir. Gelecekteki gelişmeler doğrultusunda şu üç olası senaryoyu öngörmek mümkündür:

Üç Gelecek Senaryosu

1. Endonezya ve Malezya gibi ülkelerin zorunlu helal sertifikasyon sistemini sıkılaştırması ve Çin’in dış ticarette güven krizine girmesi: Bu senaryoya göre, Ekim 2026’da Endonezya’nın zorunlu helal düzenlemesi resmen yürürlüğe girdiğinde, Çin’in iç pazarındaki üretim standartlarının dağınıklığı, ulusal düzeyde birleşik bir helal kurumsal yapının yokluğu ve geçmişte yaşanan domuz eti skandalları gibi güven sarsıcı olaylar dış ticarette ciddi engeller yaratacaktır (RSIS International, 2025; LPH LPPOM, 2026; OR, 2026). Çinli şirketler, uluslararası pazardaki konumlarını hızlı bir şekilde Malezya ve Endonezya’nın sistemli ortaklarına kaptıracaktır; Pekin sadece yapay diplomatik propagandalarla bu güven boşluğunu dolduramayacaktır.

2. Müslüman ülkelerin kitle baskısı ve kınamalar nedeniyle Çin’in helal ürünlerini boykot etmesi ve ekonomik kartın zayıflaması: Çin hükümetinin Doğu Türkistan’daki kültürel ve demografik soykırımına dair sarsıcı yeni kanıtların dünya medyasında giderek daha güçlü bir şekilde yankı bulması, Arap ülkelerinde ve Güneydoğu Asya’da faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları, bağımsız dini cemaatler ve aktivistlerin baskısını artıracaktır (CUS, 2025; Mamedov & Jackson, 2025). Müslüman halk kitlelerinin Çin’in helal ürünlerine karşı başlatacağı genel boykot hareketleri, Müslüman hükümetleri de Pekin ile olan ticari ilişkilerinde geri adım atmaya zorlayacaktır. Bunun sonucunda Çin’in “Helal İpek Yolu” stratejisi, ekonomik bir kazanç olmaktan çıkıp taşınması imkansız ağır bir diplomatik yüke dönüşecektir.

3. Çin’in ulusal düzeyde bir helal yönetim kurumu tesis ederek teknolojik araçlar (MRA, Blockchain) vasıtasıyla ülke içindeki baskıları gizlemeyi başarması: Pekin yönetimi, uluslararası şüpheleri ve güvensizliği gidermek amacıyla ulusal düzeyde tek tip bir helal yönetim kurumu kuracak, Malezya (JAKIM) ve Endonezya (BPJPH) ile olan kurumsal kentsel anlaşmalarını ve “Karşılıklı Tanıma Anlaşmaları” (MRA) zeminini pekiştirecektir (RSIS International, 2025; OR, 2026). Blokzincir ve lojistik teknolojileri kullanarak ürün kalitesini dünya standartlarına ulaştıracak ve ülke içindeki tüm siyasi asimilasyon ve baskıları bu kusursuz teknolojik maskeyle dış dünyadan gizlemeyi başaracaktır. Müslüman devletler ise Çin’in bu yüksek teknolojik tedarik zincirine daha fazla entegre olarak, Doğu Türkistan meselesindeki sessizlik politikalarını kurumsallaştıracaktır.

Sonuç

Çin’in sınırlar içindeki “İslam’ı Çinlileştirme” adını verdiği asimilasyon ve soykırım politikası ile sınırlar dışındaki pragmatik “Helal İpek Yolu” stratejisi, Pekin’in jeopolitik yumuşak güç ve devlet müttefiki edinme süreçlerindeki derin ikiyüzlülüğünün en net kanıtıdır (CUS, 2025; Mamedov & Jackson, 2025). Komünist rejim, İslam’ın toplumsal ve kimliksel gücünü yurt içinde kendi varlığına yönelik varoluşsal bir tehdit olarak görüp yok etmeye çalışırken; sınırlar dışında bu inanç sisteminin ürettiği milyarlarca dolarlık ticari pazarı sömürmekten ve bunu bir diplomatik kalkan yapmaktan geri durmamaktadır (CUS, 2025; Mamedov & Jackson, 2025; Yan Sun, 2022). Bu çelişki, sosyalist parti devletinin güvenlik kaygıları ile dış pazar pragmatizminin sıkı birleşmesiyle yürütülmektedir.

Ancak, temeli milyonlarca masum insanın gözyaşları, acısı ve parçalanmış aileleri üzerine kurulan bu yapay yumuşak gücün ve ticari ağın sonsuza kadar sürdürülmesi mümkün değildir (Mamedov & Jackson, 2025; OR, 2026). Küresel düzeydeki sızıntılar, yükselen insan hakları baskıları ve devletler düzeyindeki güven krizleri, Çin’in bu sömürü çarkını ağır bir sarsıntıyla karşı karşıya bırakmaktadır (Mamedov & Jackson, 2025). Uzun vadeli jeopolitik yönelimler göstermektedir ki, sınırlar içindeki milyonlarca mazlumun hayatı ve inancı pahasına yürütülen “helal ticareti”, Müslüman halkların ve sivil toplumun ahlaki uyanışı ile Çin’in bu maskesini düşürme çabası karşısında kaçınılmaz olarak iflas edecektir (Mamedov & Jackson, 2025). Pekin’in gelecekteki akıbeti, kendi teknolojik makyajlama yeteneği ile küresel vicdanın ve baskıların düzeyi arasındaki mücadelede belirlenecektir.

Kaynakça

Center for Uyghur Studies (CUS). (2025). “China’s Hypocrisy on Religion: Unveiling Contradictions in the PRC’s Religious Policies.” Center for Uyghur Studies, Washington DC. URL: https://uyghurstudy.org/cus-releases-new-report-exposing-chinas-hypocrisy-on-religion/

HKTDC Research. (2016). “Certification: The Key to Accessing ASEAN’s Halal Market.” Hong Kong Trade Development Council, Kuala Lumpur Office. URL: https://research.hktdc.com/en/article/MjAxNDA2OTgxNA

Carnegie Endowment for International Peace. (2024). “China’s Burgeoning Halal Trade: Implications for the Arab World.” Sada Commentary, Middle East Program. URL: https://carnegieendowment.org/sada/2024/05/chinas-burgeoning-halal-trade-implications-for-the-arab-world

UK Government Home Office. (2025). “Country policy and information note: Muslims (including Uyghurs in Xinjiang), July 2025.” GOV.UK. URL: https://www.gov.uk/government/publications/china-country-policy-and-information-notes/country-policy-and-information-note-muslims-including-uyghurs-in-xinjiang-july-2022-accessible

RSIS International. (2025). “From Fragmentation to Integration: A Review of China’s Halal Supply Chain Management and its Role in Achieving Sustainable Development Goals.” International Journal of Research and Innovation in Social Science, Vol. IX, Issue V. URL: https://dx.doi.org/10.47772/IJRISS.2025.905000373

LBX Solutions. (2025). “Halal Oriental Food Supplier Australia, NZ, Japan, Korea, China.” LBX Solutions Sdn Bhd. URL: https://lbxsolutions.com/

Congressional-Executive Commission on China (CECC). (2021). “Hui Muslims and the ‘Xinjiang Model’ of State Suppression of Religion.” Congressional-Executive Commission on China Analysis, Washington DC. URL: https://www.cecc.gov/publications/commission-analysis/hui-muslims-and-the-%E2%80%9Cxinjiang-model%E2%80%9D-of-state-suppression-of

LPH LPPOM. (2026). “In China, LPPOM Emphasizes Halal Certification as the ‘Entry Ticket’ to the Indonesian Market.” Halalmui.org. URL: https://halalmui.org/

Cambridge University Press. (2025). “Instrumentalising Islam: The religious soft power strategies of China, Russia, and the US.” Review of International Studies, Northumbria University. URL: https://doi.org/10.1017/S0260210525101149

Silkroad-Trading Co. (JAPAN). (2021). “International HALAL Silkroad.” Yonezawa, Japan. URL: http://www.halal-silkroad.jp/

FULCRUM / ISEAS. (2025). “Islamic Soft Power: Malaysia Well-Positioned to Consolidate its Global Leadership on Halal Branding and Governance.” ISEAS – Yusof Ishak Institute. URL: https://fulcrum.sg/islamic-soft-power-malaysia-well-positioned-to-consolidate-its-global-leadership-on-halal-branding-and-governance/

China Briefing / Dezan Shira & Associates. (2025). “Navigating China’s Halal Food Market: Opportunities and Compliance.” Dezan Shira & Associates Advisor Team. URL: https://www.china-briefing.com/news/halal-certification-procedures-in-china/

OR Digital Media Platform. (2026). “清真新丝路” (Halal New Silk Road). OR Platform, Commercial & Economic Review. URL: https://www.orplatform.cn/

Guangtian Ha. (2020). “Specters of Qingzhen: Marking Islam in China.” Sociology of Islam, Brill, Vol. 8, pp. 423-447. URL: https://doi.org/10.1163/22153102-00802008

Yan Sun. (2022). ““Islamization” and Crackdown in Ningxia: Another Xinjiang?” Journal of Contemporary China, CUNY Queens College. URL: https://doi.org/10.1080/10670564.2022.2138699

Voice of America (VOA) Chinese. (2021). “中共“伊斯兰教中国化”之火烧至偏远海南三亚穆斯林社区” (The Fire of CPC’s ‘Sinicization of Islam’ Spreads to Remote Muslim Communities in Sanya, Hainan). VOA News. URL: https://www.voachinese.com/a/5787938.html

Xinhua News Agency. (2014). “中国清真食品产业借“新丝路”拓展国际 market” (China’s Halal Food Industry Leverages the ‘New Silk Road’ to Expand into International Markets). Xinhua Net. URL: http://www.xinhuanet.com/world/2014-06/04/c_111112105.htm

Radio Free Asia (RFA) Chinese. (2019). “宗教打压:伊斯兰教中国化纲要出台” (Religious Oppression: The Working Outline on the Sinicization of Islam is Released). RFA. URL: https://www.rfa.org/mandarin/yataibaodao/shehui/ql1-01072019090645.html