Dünya Uygur Kurultayı, Doğu Türkistan’a giden Uygur kökenli Avustralya vatandaşları ve daimi ikamet sahiplerinin Çin makamlarınca sorgulandığını, gözetlendiğini ve yıldırılmaya çalışıldığını belirterek Avustralya hükümetine koruma çağrısında bulundu.
MÜNİH [Almanya], 18 Ağustos (ANI) — Dünya Uygur Kurultayı (WUC), Çin makamlarının Doğu Türkistan ziyaretleri sırasında Uygur kökenli Avustralya vatandaşlarını ve daimi ikamet sahiplerini sorguladığı, gözetlediği ve yıldırdığı yönündeki uygulamaları sert biçimde kınadı.
WUC, yayımladığı basın açıklamasında İnsan Hakları İzleme Örgütünün (Human Rights Watch) yakın tarihli araştırmasına atıfta bulundu. Araştırma kapsamında, Avustralya vatandaşlığına ya da daimi ikamet iznine sahip olan ve kısa süre önce Doğu Türkistan’a seyahat eden Uygurlarla görüşüldü. WUC’ye göre tanıklıklar, Uygur kökenli Avustralyalıların bölgedeki aile üyelerini ziyaret etmeye çalışırken ciddi kısıtlamalarla karşılaştığını gösteriyor. Ziyaretlere ancak kapsamlı inceleme ve güvenlik soruşturmalarının ardından, sıkı gözetim altında izin verildiği ileri sürülüyor.
WUC, birçok Uygur kökenli Avustralyalının ailelerini hiç ziyaret edemediğini ve başlıca iletişim aracı olarak telefonla görüşmek zorunda kaldığını bildirdi. Bu görüşmelerin de Çin makamlarınca izlendiği iddia edildi.
Basın açıklamasına göre Doğu Türkistan’a seyahat edebilen üç Uygur kökenli Avustralyalı, hükümetin belirlediği otellere yerleştirildiklerini ve yoğun gözetim altında tutulduklarını söyledi. Bu kişilerin ayrıca faaliyetlerini her gün yetkililere bildirmelerinin istendiği öne sürüldü.
WUC, ziyareti sırasında 12’den fazla kez sorgulandığı bildirilen başka bir Uygur kökenli Avustralyalının tanıklığına da yer verdi. Örgüte göre sorgulamalardan biri yedi saatten fazla sürdü; yetkililer bu sırada Avustralya’da yaşayan Uygur aktivistlerin adresleri ve telefon numaraları dâhil çeşitli bilgiler talep etti.
Söz konusu kişinin, istenen bilgilere sahip olmadığını yetkililere söylediği aktarıldı. WUC’ye göre yetkililer daha sonra ondan Avustralya’daki Uygur aktivistleri izlemesini ve halka açık etkinliklerde fotoğraflarını çekmesini istedi.
WUC, bu iddia edilen uygulamaları temel insan haklarının ciddi biçimde ihlali olarak nitelendirdi. Örgüt, bunların Uygur kökenli Avustralyalıları, yurt dışındaki Uygur aktivistleri ve Çin’deki yakınlarını daha büyük risk altına sokabileceği uyarısında bulundu.
Örgüt ayrıca Çin’in yeni Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Yasası’nın 63. maddesinin 1 Temmuz 2026’da yürürlüğe girmesinden duyduğu kaygıyı dile getirdi.
WUC’ye göre bu hüküm, Çin dışında Çin’e karşı faaliyetlerde bulunan ve eylemleri ‘etnik birlik ve ilerlemeye zarar vermek ya da etnik bölünme yaratmak’ olarak değerlendirilen kuruluş ve kişilerin Çin hukuku uyarınca hukuki sorumlulukla karşı karşıya kalabilmesine imkân tanıyor.
WUC, söz konusu hükmün Çin dışında yaşayan Uygurlar, özellikle de savunuculuk ve insan hakları faaliyetleri yürütenler üzerindeki baskıyı daha da artırabileceğini savundu.
Basın açıklamasında, Avustralya’daki Uygur aktivistler hakkında bilgi edinmek amacıyla yıldırma yöntemlerinin kullanılmasının veya Uygur kökenli Avustralyalıların bu kişileri izlemeye zorlanmasının, Çin sınırlarının ötesine uzanan bir sınır aşan baskı biçimi olduğu belirtildi.
WUC, aktarılan deneyimlerin münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini bildirdi. Örgüt bunları, Çin makamlarının Uygurları tecrit etmek, yurt dışındaki hak savunuculuğunu bastırmak ve psikolojik baskı oluşturmak için gözetim, yıldırma ve aileyle iletişim kısıtlamalarını kullandığı daha geniş bir örüntünün parçası olarak nitelendirdi.
Örgüt, Uygur İnsan Hakları Projesinin ailelerin ayrılması ve yurt dışındaki Uygurların taciz edildiği iddialarıyla ilgili önceki araştırmalarına da atıfta bulundu. WUC, Çin makamlarının ülkede kalan aile üyelerini yurt dışında yaşayan Uygurlara karşı bir baskı aracı olarak kullandığını savundu.
WUC’ye göre Çin dışındaki Uygurlar, diaspora faaliyetleri hakkında bilgi vermeye zorlanmak amacıyla bazı durumlarda Çin’deki yakınlarının sonuçlarla karşılaşacağı yönünde tehdit edildi.
WUC, bu tür uygulamaların Uygur hak savunuculuğu üzerinde ‘caydırıcı bir etki’ yarattığını; diaspora mensuplarını, kendilerinin veya ailelerinin misillemeyle karşılaşabileceği korkusuyla halka açık etkinliklere katılmaktan ya da insan hakları sorunları hakkında konuşmaktan alıkoyabileceğini belirtti.
Örgüt ayrıca Uygur kökenli Avustralyalılara yönelik bildirilen tacizin; diaspora toplulukları hakkında bilgi edinme ve Çin dışındaki Uygur hak savunuculuğunu bastırma girişimlerini de içeren daha kapsamlı bir sınır aşan baskı stratejisini yansıttığını savundu.
WUC, Avustralya hükümetine ülkede yaşayan Uygurları Çin’in sınır aşan baskısı olarak nitelendirdiği uygulamalardan korumak için gerekli tedbirleri alma çağrısında bulundu. Kuruluş ayrıca Canberra’dan, Avustralya’daki Uygur aktivistlerin ve kuruluşların kendilerine veya ailelerine yönelik yıldırma, gözetim ya da misilleme korkusu olmadan savunuculuk çalışmalarını sürdürebilmelerini güvence altına almasını istedi.
WUC’nin basın açıklamasında yer verilen iddialar Çin makamlarının tutum ve uygulamalarıyla ilgilidir; bunlar örgütün atıfta bulunduğu tanıklıklar ve bulgular olarak sunulmuştur. Çin hükümeti, daha önce Doğu Türkistan’da yaygın hak ihlalleri yaşandığına ilişkin iddiaları reddetmiş; bölgedeki politikalarını terörizm ve aşırılıkla mücadele etmeyi, kalkınmayı ve etnik birliği ilerletmeyi amaçlayan tedbirler olarak tanımlamıştır. (ANI)