Çin, Yurt Dışındaki Uygurlara Baskı Kurmanın Yeni Yollarını Buluyor

Foreign Policy’de yayımlanan bu analizde, VOC Vakfı Çin çalışmaları kıdemli araştırmacısı Dr. Adrian Zenz ile araştırmacı Muetter Tohti, Pekin’in Uygur diasporasına yönelik sınır aşan baskıyı daha az görünür, ancak etkili araçlarla yeniden şekillendirdiğini savunuyor. Yazarlar, özellikle aile ziyaretleri ve vize erişiminin baskı, kooptasyon ve propaganda için koşullu bir araca dönüştürüldüğünü inceliyor.

Adrian Zenz | 12 Ağustos 2026 | VOC Vakfı

Sınır aşan baskı, insan hakları raporlarının kıyısında kalan bir mesele olmaktan çıkarak Batı’daki güvenlik tartışmalarının merkezine yerleşti. Freedom House’un yayımladığı yeni verilere göre, 2014–2025 yılları arasında dünya devletlerinin dörtte birinden fazlasına karşılık gelen 54 hükümet, sürgündeki kişileri ve diaspora topluluklarını susturmak için sınır ötesi yöntemlere başvurdu; 100’den fazla ev sahibi ülkede en az 1.375 doğrudan ve fiziksel olay gerçekleştirildi.

Batılı demokrasiler nihayet bu tehdidi ciddiye almaya başladı. Hükümetler resmî tanımlar benimsiyor, kurumlar arası çalışma grupları oluşturuyor, mağdurlar için bildirim ve destek kanalları açıyor. 2025’te G-7 liderleri konu hakkında ortak bir açıklama yayımladı; Avrupa Parlamentosu da insan hakları savunucularını hedef alan sınır aşan baskıya ilişkin bir karar kabul etti.

Ancak bu araçların tarif ettiği tehdit şimdiden biçim değiştiriyor. Yakın zamanda yayımlanan hakemli bir araştırmada, Pekin’in Uygur diasporasındaki araştırmacı ve aktivistlere yönelik kampanyasını inceledik. Bulgularımız, Pekin’in son bir yılda diasporaya karşı kullandığı en etkili sınır aşan baskı aracının aldatıcı biçimde zararsız görünen bir şey olduğunu gösterdi: vize.

Alman siyaset bilimci Johannes Gerschewski, 2013’te otoriter istikrarın birbirini güçlendiren üç sütuna dayandığını ileri sürmüştü: baskı; sadakati güvence altına almak için kooptasyon; ve geniş toplumsal rıza üretmek için meşrulaştırma. Siyaset bilimi literatürü uzun zamandır salt baskının bir rejimi ayakta tutamayacağını vurguluyor: Baskı maliyetlidir, tepki doğurur ve rejim istikrarının ihtiyaç duyduğu kalıcı itaati tek başına üretemez.

Biz, aynı mantığın sınırların ötesine de uzandığını savunuyoruz. Sınır aşan baskı uygulayan rejimler aynı zamanda koşullu menfaatler sunarak itaati sağlamaya çalışan sınır aşan kooptasyona ve propaganda ile bağlantılı anlatı kontrolü üzerinden rıza üretmeye çalışan sınır aşan meşrulaştırmaya başvuruyor. Sınır aşan baskı, zorlayıcı eylemlerin kolayca gözlemlenip kınanabilmesi nedeniyle insan hakları savunucuları ve siyasetçiler için bir seferberlik başlığı hâline geldi. Fakat tam da bu nedenle, kavram devletlerin diasporalarını sindirmek ve susturmak için geliştirdiği değişen yöntemler repertuvarını açıklamakta artık fazla dar kalıyor.

Pekin’in Uygurlara yönelik son uygulamaları, bu yenilik yapma kapasitesini gösteriyor. Çin devleti 2023’ten bu yana Sincan’ın kapılarını diaspora Uygurlarının ziyaretlerine sessizce açtı. Hiçbir zaman resmen duyurulmayan bu politika ağızdan ağıza yayıldı. Başlangıçta çaresiz birkaç kişinin yaptığı seyahatler giderek arttı. Washington’da yaşayan tanınmış bir Uygur aktivist, 2024’te Uygur Amerikalıların diğer toplum üyelerinin eleştirisinden çekindikleri için seyahatlerini hâlâ gizlediklerini, ancak 2025’e gelindiğinde uygulamanın normalleştiğini anlattı. Pekin’i geçmişte açıkça eleştiren bazı kişiler bile Sincan’ı ziyaret ettikten sonra aktivizmi tamamen bıraktı. Sincan’da yaşayan bazı kişilerin de akrabalarını görmek için yurt dışına çıkmasına izin verilmesi, iki yönlü bir açılım görüntüsünü tamamladı.

Bu politikanın merkezindeki mekanizmaya araştırmamızda ‘telafi edici teşvik’ adını veriyoruz. Devlet önce bir yoksunluk yaratıyor. Pekin yıllarca Sincan’ı dış dünyadan izole etti; Uygurlar yalnızca yurt dışından telefon aldıkları için dahi gözaltına alındı. Bizden biri olan Tohti, 2017’de kendi büyükannesiyle iletişimini kesmek zorunda kaldı. Ardından devlet, bizzat oluşturduğu bu ayrılığın ardından elinden aldığını geri verme teklifinde bulunuyor.

Uygur Amerikan Derneğinin eski başkanı Elfidar İltebir bize, Uygurların ‘son bir ziyaret için her şeyi göze almaya hazır’ olduğunu söyledi; ‘belki ölmek üzere olan bir anne ya da babayı son kez görebilmek için.’

Gidenler açısından bu buluşmanın gerçek bedeli çoğu zaman havaalanında ortaya çıkıyor. Gizli görüşmelerde ve sızdırılmış ses kayıtlarında, 2023 ve 2024’te Sincan’a seyahat eden bazı Uygurlar, ülkeye varır varmaz polis tarafından sorgulandıklarını anlattı. Uygur Amerikalı bir erkeğe iş, ticari finansman ve ailesi için seyahat izinleri teklif edildi.

Yetkililer ona, ‘Bunun karşılığında muhbirimiz olmanı istiyoruz’ dedi. ‘Yurt dışındaki Uygur topluluklarında dikkatini çeken bir şey olursa bundan haberdar edilmek istiyoruz. Bizimle iyi iş birliği yaparsan anne-babanı ve küçük kız kardeşini de yanına göndermene yardımcı olabiliriz.’ Tereddüt ettiğinde ise anne-babasını yeniden eğitim kampına göndermekle tehdit ettiler.

Bazıları propaganda faaliyetlerine dâhil ediliyor. Genç bir Uygur kadına, döndüğünde ‘iyi deneyimini diğer herkese anlatması’ söylendi. Bir başka ziyaretçinin ise ‘Uygurlar iyi durumda ve Sincan hızla gelişiyor’ şeklindeki yazılı bir metni okuduğu video kaydı alındı. Kadın bugün bile polisle temasını sürdürmek zorunda hissediyor; kaydın yayımlanarak kendi topluluğunda ‘hain’ olarak damgalanmasından korkuyor.

Bazılarının durumu ise çok daha ağır. Bu yılın başlarında İstanbul’da yaşayan ve devlet tarafından düzenlenen dört tura katılmış bir Uygur, özel bir ziyaret sırasında gözaltına alındı ve altı yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Uygur diasporası içinde Pekin’in sınır aşan kooptasyon stratejisi, yıllarca süren açık tehditlerin başaramadığını gerçekleştiriyor. Daha fazla yolcu görünürde zarar görmeden döndükçe Uygur topluluklarının risk algısı değişti. Yıllarca süren acı verici ayrılıktan sonra sevdiklerine kavuşabilmek için susmak artık makul bir bedel gibi görünmeye başladı. Sonuç olarak protestolara ve savunuculuk faaliyetlerine katılım keskin biçimde düştü.

Seyahat meselesi Uygurları birbirine karşı da konumlandırıyor. Gidenler iş birlikçi olarak damgalanma riskiyle karşı karşıya kalıyor. Gitmeyenler ise dönenlerin hangilerinin artık devletin talimatıyla hareket ettiğini sorguluyor. Bazı diaspora üyeleri ikili hayat sürüyor; sorgulamaları özel olarak anlatırken toplum içindeki ortamlarda her şeyin normal olduğunu savunuyor. Ailevi ve duygusal hayatta kalma kaygısıyla yapılan bu tercihler topluluk içi güveni aşındırıyor.

Washington’daki aktivistin gözlemine göre Pekin’in yeni yaklaşımı, ‘Amerika’daki Uygurların nasıl konuştığını, nasıl bağ kurduğunu ve birbirine nasıl güvendiğini değiştiriyor.’

Yaşanan vahşetleri aktif biçimde belgeleyen küçük Uygur çevresi açısından tecrit çok daha ağır. İnsan hakları savunucusu Jewher Ilham, Sincan polisi ev sahiplerini WeChat üzerinden kendisinin katılımına karşı uyardıktan sonra bir düğün davetinden çıkarıldı. Tanıklar ifadelerini geri çekiyor ya da sessizliğe gömülüyor. Uygur Geçiş Dönemi Adalet Veritabanının önceki araştırma gezilerinde 40–50 tanıklık elde edilirken, örgütün ekibi yakın zamanda beş tanıklığı bile toplamakta zorlandı. Böylece baskı ile kooptasyon birbirini besliyor: Zorlama, devletin sunduğu tekliflerin istismar ettiği çaresizliği yaratıyor.

Bu dönüşümü açıklamak için araştırmamız ‘ihlalkârlık’ (transgressiveness) kavramını ortaya koyuyor: Bir taktiğin ev sahibi ülkenin yasalarını ve uluslararası normları ne ölçüde ihlal ettiği. Suikast ve kaçırma gibi yöntemlerin etkisi yüksektir, ancak aynı zamanda ihlalkârlık düzeyleri de yüksektir; bu nedenle ceza soruşturması ve küresel ilgi doğururlar. Koşullu bir aile ziyareti ise diaspora davranışını aynı ölçüde şekillendirebilir, fakat Washington’da ya da Berlin’de herhangi bir yasayı ihlal etmez. Pekin’in uyarlanmış stratejisi kasıtlı olarak ihlalkârlığı düşük, etkisi yüksek yöntemleri tercih ediyor.

Bu strateji, araştırmacıların ‘otoriter imaj yönetimi’ adını verdiği amaca hizmet ediyor: Otokrasilerin yurt dışında kendileri hakkında olumlu anlatıları sistematik biçimde yayarken eleştirmenlerinin faaliyetlerini engellemesi ve böylece kendi yönetimleri için daha dostane bir uluslararası ortam oluşturmaya çalışması.

Çin lideri Xi Jinping’in 2022’de yetkililere ‘Çin’in Sincan hikâyesini iyi anlatın’ talimatı vermesinden bu yana Pekin, Sincan’ın imajını düzeltmek için büyük kaynaklar harcadı. Ocak ayında Çin devlet medyası, Türkiye’de yaşayan ve Sincan doğumlu 42 kişinin, katılımcıların ‘Sincan’ın kalkınma başarılarına bizzat tanıklık etmeleri’ amacıyla Çin Konsolosluğu ile Çin Komünist Partisi Birleşik Cephe Çalışma Dairesi tarafından düzenlenen bir memleket turuna gelişini kutladı.

Bu, araştırmacılar Sergei Guriev ve Daniel Treisman’ın ‘algı yönetimi diktatörleri’ olarak adlandırdığı dönemin baskı biçimidir: görünür terör yerine algıların sessizce şekillendirilmesini tercih eden yöneticiler. Durumdan habersiz bir dış gözlemci için Pekin’in yeni açık kapı taktiği normalleşme gibi görünebilir.

Sınır aşan otoriter araç repertuvarını genişleten tek ülke Çin değil. Eritre, konsolosluk hizmetlerine ve ülkedeki mülkiyet haklarına erişimi diaspora vergisinin ödenmesine ve siyasi sessizliğe bağladı. Belarus 2023’te sürgündekilerin ‘pişmanlık gösterdikten’ sonra güvenli dönüş için başvurabileceği yeni bir komisyon kurdu; ardından bu mekanizmayı rejim yanlısı açıklamalar almak ve istihbarat toplamak için kullandı. Beşşar Esad yönetimindeki Suriye, mültecilerin dönüşünü güvenlik izinlerine ve istihbarat servisleriyle uzlaşma anlaşmalarına bağladı; bu yöntem geri dönenleri kendileri ve akrabaları hakkında bilgi vermeye zorlamak için kullanıldı. Ruanda ise diasporasını organize memleket gezileri ve yurttaşlık eğitimi kamplarıyla kendine çekmeye çalıştı. Anavatana koşullu erişim, baskıyı kooptasyonla tamamlayan daha yaygın bir sınır aşan kontrol aracına dönüşüyor.

İhlalkârlığı düşük yöntemlerin bir avantajı, ceza soruşturması eşiğinin altında kalmalarıdır. Bir savcı suikastçıyı suçlayabilir; ancak telafi edici teşvikleri yasaklayan bir kanun yoktur. Batılı demokrasiler nihayet sınır aşan baskıya karşı yasalar ve yönergeler hazırlıyor ve bu çaba desteklenmeyi hak ediyor. Ne var ki dünkü taktiklere göre ayarlanmış araçlar, demokrasilerin yasa yapma hızından daha hızlı yenilik geliştiren rakipler karşısında yetersiz kalacaktır. Gelecek yıl sınır aşan baskının en ağır vakaları, hiçbir rapora girmeyenler olabilir.

Bu makale ilk olarak Foreign Policy’de yayımlanmıştır.