Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisinin Doğu Türkistan'a ilişkin önemli raporunun yayımlanmasının dördüncü yılında Save Uyghur Kampanyası, Çin'in vahşetinin sürdüğünü bildirdi. Kampanya, Çin Komünist Partisinin suçları durdurmak yerine bunları gizleme yöntemlerini daha da geliştirdiğini belirtti.
Kaynak: Save Uyghur Kampanyası — Açıklamalar
29 Ağustos 2026
31 Ağustos 2026, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin (OHCHR) Çin işgali altındaki Doğu Türkistan'daki insan hakları sorunlarına ilişkin dönüm noktası niteliğindeki değerlendirmesinin dördüncü yıl dönümüdür. Birleşmiş Milletlerin Pekin'in eylemlerinin “uluslararası suçlar, özellikle de insanlığa karşı suçlar teşkil edebileceğini” resmen açıklamasının üzerinden dört yıl geçmesine rağmen Save Uyghur Kampanyası, Çin işgali altında yaşayan milyonlarca Uygur ve çoğunluğu Müslüman diğer etnik topluluklar açısından neredeyse hiçbir şeyin değişmediği uyarısında bulundu.
Açıklamaya göre Çin Komünist Partisi (ÇKP) yalnızca taktiklerini inceltti ve devam eden soykırımı, yargısız hapsetmeleri ve sistematik yok etmeyi uluslararası toplumun gözünden gizleme konusunda son derece gelişmiş yöntemler kullanmaya başladı.
BM'nin 2022 tarihli raporu, sözde “Mesleki Eğitim ve Öğretim Merkezleri”nde (VETC) uygulanan geniş çaplı keyfî tutuklama örüntüsünü ayrıntılı biçimde belgeledi ve bunun özgürlükten ağır biçimde yoksun bırakma anlamına geldiği sonucuna vardı. Hayatta kalanlar; “kaplan sandalyelerine” bağlanmışken elektrikli coplarla dövülme, uyku hâli yaratan hap ve iğnelerin zorla verilmesi, tecavüz ve mahremiyeti ihlal eden jinekolojik muayeneler dâhil sistematik cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet gibi korkunç koşulları anlattı.
Dört yıl sonra Save Uyghur Kampanyası, Pekin'in bu “kampların” kapatıldığını ve bütün “kursiyerlerin” “mezun olduğunu” defalarca öne sürmesine rağmen tüm toplama sisteminin temelini oluşturan son derece baskıcı hukuk ve politika çerçevesinin bütünüyle ayakta kaldığını ve her an yeniden devreye sokulabileceğini vurguladı. Gerçekte ÇKP, stratejisini yargı dışı kamplardan resmî ve uzun süreli hapis cezalarına kaydırdı.
Baskının en yoğun döneminde beş yıl veya daha uzun hapis cezaları on kat arttı; mahkemeler yalnızca 2017'de 86.655 kişiye ceza verdi. Yüz binlerce Uygur akademisyen, sanatçı, aydın ve sıradan yurttaş bugün de genişletilmiş yüksek güvenlikli cezaevi ağı içinde bu uzun ve adaletsiz cezaları çekiyor.
Save Uyghur Ekip Lideri Arslan Hidayat şunları söyledi: “Dört yıl önce Birleşmiş Milletler, toplumumuzun yıllardır haykırdığı gerçeği doğruladı: Çin rejimi Doğu Türkistan'da insanlığa karşı suç düzeyine ulaşan vahşet eylemleri gerçekleştiriyor. Bugün, 2026 yılında, burada duruyor ve kesinlikle hiçbir şeyin iyiye gitmediğini ilan ediyoruz. Kamplar gerçekten ortadan kalkmadı; yalnızca kurumsallaştırıldı. Pekin, halkımızı sessizlik içinde hapiste tutmak için yargı dışı yeniden eğitimden resmî, uzun süreli hapis cezalarına geçti.”
Açıklamada, Çin rejiminin suçlarını gizleme konusunda olağanüstü ölçüde ustalaştığı belirtildi. Yetkililer, serbest bırakılan hayatta kalanları ailelerine yönelik ağır misilleme tehdidi altında mutlak sessizlik taahhütleri imzalamaya zorluyor, devlet personeli arasında “sıkı gizlilik” uyguluyor ve konuşmaya cesaret eden her tanığı sistematik biçimde itibarsızlaştırıyor.
BM değerlendirmesi, demografik ve kültürel soykırımın ürpertici taslağını ortaya koydu. Bu yapının bütün unsurları Doğu Türkistan'da hız kesmeden sürüyor.
Demografik baskı
Zorlayıcı aile planlaması ve doğum kontrolü politikaları, zorla kısırlaştırmayı ve rahim içi araç (RİA) yerleştirilmesini de kapsıyor. Bu politikalar sonucunda Doğu Türkistan'ın doğum oranı 2017 ile 2019 arasında benzeri görülmemiş biçimde yaklaşık yüzde 48,7 düştü. Uygurların çoğunlukta olduğu Hoten ve Kaşgar gibi vilayetlerde doğum oranları yalnızca iki yılda yüzde 50'den fazla geriledi.
Kültürel ve dinî yok etme
Tarihî İmam Asım Türbesi gibi İslami dinî mekânlar sistematik biçimde tahrif edilip yıkılıyor.
Dil hakları da sert biçimde bastırılıyor. Hoten ilçesinde Uygurcanın okullarda, toplu etkinliklerde ve idari işlerde kullanılmasını yasaklayan talimatlar bunun örnekleri arasında yer alıyor.
Devlet destekli zorla çalıştırma
Zorlayıcı “iş gücü fazlası” ve “iş gücü transferi” programları genişletildi. Bu programlar kırsal işçileri sıkı gözetim altında başka yerlere taşıyor; “hükümet idaresini” reddedenler ise sürekli olarak toplama tehdidiyle karşı karşıya kalıyor.
Kapsamlı gözetim ve ailelerin parçalanması
Bütünleşik Ortak Operasyonlar Platformu (IJOP) veri tabanı, yüz tanıma kameraları ve biyometrik izlemeyle işletilen yüksek teknolojili bir gözetim ağı kuruldu.
Mahremiyete ağır müdahale oluşturan “Akraba Olma” yatılı ev programı kapsamında bir milyondan fazla Han Çinlisi kadro Uygur evlerinde yaşamaya gönderildi. Aileler, özellikle de kadınlar, sürekli gözetim, siyasi telkin ve cinsel tacize maruz bırakıldı.
ÇKP'nin sınır ötesine uzanan baskısı aileleri parçalıyor. Diasporadaki Uygurlar, misilleme riskinin son derece yüksek olması nedeniyle Doğu Türkistan'daki yakınlarıyla iletişim kuramıyor ve onlardan bütünüyle kopmuş durumda. Diaspora üyeleri düzenli olarak tehdit telefonlarına, yıldırmaya ve ev sahibi ülkelerce uluslararası hukuka aykırı biçimde zorla geri gönderilme (refoulement) tehlikesine maruz kalıyor.
Uluslararası topluma çağrı
Save Uyghur Kampanyası bu hüzünlü yıl dönümünde BM'nin acil tavsiyelerini yineleyerek uluslararası topluma ve dünya hükümetlerine dört çağrıda bulundu.
Birincisi, Doğu Türkistan'daki cezaevlerinde, mesleki eğitim ve öğretim merkezlerinde ya da diğer tutma tesislerinde keyfî olarak özgürlüğünden yoksun bırakılan herkesin derhâl serbest bırakılması talep edilmelidir.
İkincisi, bölgede devlet destekli zorla çalıştırma programlarıyla üretilen bütün mallara sıkı ithalat yasakları uygulanmalıdır.
Üçüncüsü, geri göndermeme ilkesine sıkı biçimde uyularak Uygur mülteciler ve diaspora üyeleri acilen korunmalı; Çin devlet aktörlerinin sınır ötesi yıldırma ve misilleme eylemleri soruşturulmalıdır.
Dördüncüsü, işkence, cinsel şiddet, zorla çalıştırma ve gözaltındaki şüpheli ölümlere ilişkin iddiaları araştırmak üzere bağımsız denetim mekanizmaları kurulmalıdır.
Açıklama şu sözlerle sona erdi: “İçi boş açıklamaların zamanı geçti. BM raporu harekete geçme çağrısıydı; dört yıllık eylemsizlik yalnızca Pekin'in yok etme mekanizmasını kusursuzlaştırmasına imkân verdi.”