Çin'in yeni pamuk yasası Uygur çiftçilerin toprağı ve emeği üzerindeki denetimi derinleştiriyor

China Daily Online'ın Doğu Türkistan bölgesinde pamuk üretiminin otomasyonunu anlatan videosundan ekran görüntüsü. Video, Facebook'taki “We are China” hesabı üzerinden paylaşılmıştır. Adil kullanım.

Yazan: Asiye Uyghur |Kaynak: Global VoicesYayımlanma tarihi: 28 Ağustos 2026

Çin'in pamuk sektörü otomasyona geçerken yeni bir düzenleme, pamuk tedarik zincirinin tamamını izlenebilir hâle getirdi. Makale, bu sistemin Uygur çiftçilerin toprağı ve emeği üzerindeki devlet denetimini daha da derinleştirdiğini ortaya koyuyor.

Bu makale, Global Voices'ın Ağustos 2026 tarihli “Spotlight” dosyasındaki “Yerli Halkların Hakları” dizisinin bir parçasıdır. Dizi; farklı bölgelerdeki yerli halkların yaşam ve deneyimlerine ışık tutmayı, bölgeler arasında bağ kurmayı, yerli halkların deneyimlerini merkeze almayı ve liderlerin, aktivistlerin, topluluk üyelerinin ve başkalarının hikâyelerini paylaşmayı amaçlıyor.

1 Temmuz 2026'da Çin yönetimindeki Doğu Türkistan'da yeni bir düzenleme yürürlüğe girdi: “Doğu Türkistan Uygur Özerk Bölgesi Pamuk Kalitesini Geliştirme Yönetmeliği” (新疆维吾尔自治区棉花质量促进条例). Yeni düzenleme pamuk tedarik zincirini izlenebilir hâle getirse de uzun süredir mevcut olan zorla pamuk toplama işçiliğine ilişkin kanıt ve raporları ele almıyor.

Otomasyona dayalı pamuk ve tarım sektörünün temelini oluşturan zorlayıcı arazi ve iş gücü transferi sistemi, BM insan hakları uzmanlarının da uyardığı üzere, Uygurlara ve diğer yerli halklara telafisi mümkün olmayan zararlar verebilir.

Çin hükümeti düzenlemeyi “yüksek kaliteli kalkınma”, pamuk kalitesinin artırılması, üreticilerin çıkarlarının korunması ve istikrarlı tedarik zincirleri gibi alışıldık ifadelerle tanımlıyor. Ancak düzenlemenin gerçek kapsamı, pamuk lifine ilişkin teknik standartların çok ötesine geçiyor. Çiftçi ve arazi parselinden işleme tesisine, depoya ve nihai satış noktasına kadar üretim zincirinin tamamını denetlemek için yasal bir çerçeve oluşturuyor.

Yasa; ekim, hasat, satın alma, işleme, satış ve depolama aşamalarını kapsıyor. Üretici ve işletmelerin; yetiştiriciyi, arazi parselini, pamuk çeşidini, satın alma ve işleme miktarı ile tarihini belirten izlenebilirlik kayıtları tutmasını şart koşuyor. Bu kayıtların en az beş yıl saklanması gerekiyor. Her balyanın türü, sınıfı, miktarı ve işleme geçmişiyle eşleşen barkod bilgileri taşıması zorunlu tutuluyor.

Düzenleme ayrıca yetkililere geniş denetim yetkileri veriyor. Pamuk işletmeleri denetimlere, kredi değerlendirmelerine ve olası bir “çıkış mekanizmasına” tabi tutuluyor. Değerlendirme sonuçları, işletmelerin politika desteğine ve finansmana erişimini etkileyebiliyor.

Bu sistemde her pamuk balyası yalnızca bir mal değil; aynı zamanda bir çiftçiye, bir arazi parçasına, bir işleyiciye ve devlet denetimindeki düzenleyici yapıya bağlı bir veri birimidir.

Bu durum Uygur çiftçiler açısından özellikle önem taşıyor. Devlete ait bir medya kuruluşu olan Xinhua'nın 2020 tarihli raporu, hükümetin kendi verilerine dayanarak Doğu Türkistan'da yaklaşık 7 milyon kişinin pamuk üretiminde çalıştığını, bunların yaklaşık yüzde 70'inin Uygurlar ve diğer yerli halklara mensup kişiler olduğunu belirtiyordu. Raporda, özellikle Uygurların çoğunlukta olduğu güney bölgelerinde pamuğun temel gelir kaynaklarından biri olduğu kabul ediliyordu.

Yeni düzenleme bu geçim kaynağını daha görünür ve denetlenebilir hâle getiriyor. Yalnızca pamuğun sınıfı hakkında bilgi sağlamakla kalmıyor; devletin ve sisteme katılan şirketlerin, pamuğu belirli bir çiftçi ve tarladan başlayarak tedarik zincirinin sonraki tüm aşamalarında takip etmesine imkân veriyor.

Pamuk yasasının arkasındaki “üç hakkın ayrılması” arazi sistemi

2026 düzenlemesi, kırsal arazilerin daha önce başlatılan yeniden yapılandırılmasına dayanıyor.

Bölge hükümeti 2018'de kırsal arazilerde “üç hakkın ayrılması”na (三权分置), yani kolektif mülkiyet, hanelerin sözleşme hakları ve işletme haklarına ilişkin bir uygulama görüşü yayımladı.

Bu sistemde arazi kolektif mülkiyette kalırken haneler sözleşme haklarını resmî olarak koruyor. Ancak işletme hakları kooperatiflere, şirketlere ve devletçe onaylanan diğer “yeni tip tarımsal işletmelere” devredilebiliyor.

Politika, Doğu Türkistan'ın güneyindeki Uygur bölgelerinde ekilebilir arazilerin o tarihte yüzde 15'inden daha azının devredilmiş olmasını açıkça bir sorun olarak tanımladı. Arazi paylı kooperatifler, emanet yönetimi düzenlemeleri, yönetimli ekim ve diğer büyük ölçekli tarım biçimlerinin geliştirilmesi çağrısında bulundu. Ayrıca yetkililere, yeni işletmecilerin yerel kalkınma ve yoksulluğu azaltma planlarına uyup uymadığını ve yerel iş gücünü istihdam edip edemeyeceğini inceleme talimatı verdi.

Bu düzenleme, çiftçilerin araziyle resmî bağını korurken ekim, makine, girdiler, işleme ve pazarlama üzerindeki fiilî denetimi kooperatiflere ve şirketlere kaydırıyor. Aynı politika, devredilen arazileri alan ve yöneten tarımsal işletmelerin bünyesinde Komünist Parti örgütleri kurulmasını da öngörüyor.

Resmî dil bunu “reform” olarak tanımlıyor. Uygulamada ise Uygur çiftçileri bağımsız tarımdan uzaklaştırıp şirket yönetimine ve Parti denetimine tabi kuruluşlara yönlendirerek kırsal yaşamı yeniden yapılandırıyor.

Pamuk, arazi transferi ve “Fanghuiju”

Pamuk, arazi transferi ve siyasi denetim arasındaki bağlantı resmî haberlerde açık biçimde görülüyor.

Devlete ait China Science Daily'nin 2018 tarihli bir haberi, Doğu Türkistan Üretim ve İnşaat Kolordusu 3. Tümen 51. Alay 4. Bölük'teki bir pamuk projesini ayrıntılı biçimde ele aldı. Haberde, buradaki nüfusun yüzde 95'inden fazlasının Uygurlar ve diğer yerli halklardan oluştuğu belirtildi. Proje, “ Halkı Ziyaret Et, Halka Fayda Sağla ve Gönülleri Birleştir” (访民情、惠民生、聚民心) programıyla eş güdümlü yürütüldü. Program Çincede kısaca “Fanghuiju” (访惠聚) olarak biliniyor.

Proje; araştırma enstitülerini, teknoloji şirketlerini, kooperatifleri ve çiftçileri tek bir üretim yapısı içinde bir araya getirdi. Habere göre projeye devredilen arazi için mu başına 650 Çin yuanı, yani 666,67 metrekare başına yaklaşık 96,7 ABD doları ödendi. Çiftçilere, arazilerini devrettikten sonra aynı arazide çalışarak ek gelir elde edebilecekleri söylendi.

Proje, standartlaştırılmış tohumları, mekanizasyonu, sulama yönetimini, havadan bitki korumayı ve veri hizmetlerini araştırma enstitüleri, şirketler ve kooperatiflerin yönetimine verdi. Yetkililer, mekanize yönetimin bir kişinin idare edebileceği alanı 30–50 mudan 100–200 muya çıkarabileceğini söyledi.

Bu, çiftçilerin kendi toprakları üzerindeki bağımsız denetimini koruyan bir model değildir. Çiftçi toprağını şirket merkezli bir zincire devreder, ekim üzerindeki günlük denetimini kaybeder ve aynı tarlaya ücretli işçi olarak dönebilir.

Hükümet bu dönüşümü bir başarı olarak yüceltiyor. Ancak resmî anlatının kendisi, çiftçinin konumundaki temel değişimi kayda geçiriyor: Üreticilikten arazi devri geliri alan kişiye, oradan da devletin yönlendirdiği sanayi sistemi içindeki muhtemel bir işçiye.

“İstikrar” kampanyası altında arazi transferi

Bu arazi transferlerinin gerçekleştiği siyasi ortam kritik öneme sahiptir.

Bölgesel Tahıl ve Malzeme Rezervleri Bürosunun 2019 tarihli bir genelgesi, Fanghuiju köy çalışma ekiplerine “toplumsal istikrarı korumayı” temel görevleri saymaları talimatını verdi.

Genelge; düzenli hane ziyaretleri yapılmasını, istikrar tedbirlerinin uygulanmasını, kırsal iş gücü transferlerinin genişletilmesini ve hedefli yoksullukla mücadele önlemi olarak arazi transferinin yoğunlaştırılmasını istedi.

Aynı genelge, kadrolara bölge sakinlerini “Parti'ye minnet duymaya, Parti'yi dinlemeye ve Parti'yi izlemeye” yönlendirme talimatı verdi. Ayrıca köy düzeyindeki Parti örgütlerinin güçlendirilmesini istedi.

Bu resmî belge, arazi transferini siyasi telkin, hane düzeyinde sürekli mevcudiyet, iş gücü seferberliği ve istikrar denetimiyle doğrudan ilişkilendiriyor. Arazi transferinin çiftçiler ile işletmeler arasındaki sıradan bir ticari düzenleme olarak yürütülmediğini ortaya koyuyor. Aksine, Uygur kırsal toplumunu yeniden şekillendirmeye yönelik daha geniş bir kampanyanın aracı olduğunu gösteriyor.

Bu belgeler tek başına her bir arazi devri sözleşmesinin doğrudan fiziksel zorlama altında imzalandığını kanıtlamıyor. Ancak temel bir gerçeği ortaya koyuyor: Çiftçilerden; araziyi, istihdamı, yoksulluk politikasını, gözetimi, siyasi eğitimi ve toplumsal istikrarı birbirine bağlayan bir sistem içinde sözde “gönüllü” kararlar almaları istendi.

Bu koşullarda, gönüllülüğe ilişkin resmî iddialar ilk bakışta inandırıcı değildir.

Hesap verebilirlik olmadan izlenebilirlik

Çin'in pamuk sektörü mekanizasyon sürecini hızla genişletti. Xinhua'nın 2025 tarihli bir raporu, bölgedeki pamuk ekimi, bakımı ve hasadı sisteminin kapsamlı mekanizasyon oranının yüzde 97'ye ulaştığını öne sürdü. Ancak bu, çiftçilerin ekonomik özgürlüğünün kanıtı değildir. Son derece merkezî ve standartlaştırılmış bir üretim sisteminin hangi ölçekte inşa edildiğini gösterir.

Mekanizasyon tarlalardaki iş gücü ihtiyacını azaltırken arazi transferi politikaları işletme haklarını kooperatiflere ve şirketlere yönlendiriyor. Fanghuiju ekipleri de aynı anda iş gücü transferini, siyasi uyumu ve köy düzeyindeki denetimi teşvik ediyor.

Ocak 2026'da yayımlanan bir BM raporunda belirtildiği üzere insan hakları uzmanları, Çin'in “iş gücü transferi yoluyla yoksulluğu azaltma” programını eleştirdi. Programın Uygurları, Tibetlileri ve diğer yerli halkları Doğu Türkistan'da ve başka bölgelerde çalışmaya zorladığını söyledi.

Yeni pamuk kalitesi düzenlemesi, pamuk tedarik zincirini veriler aracılığıyla izlenebilir, denetlenebilir ve yönetilebilir hâle getirerek bu yapıyı tamamlıyor.

Bu durum uluslararası açıdan da önem taşıyor. Pamuk, Amerika Birleşik Devletleri'nin Uygur Zorla Çalıştırmayı Önleme Yasası kapsamında özellikle öncelik verdiği sektörlerden biridir. Yasa, ithalatçılar yüksek bir ispat standardını karşılayamadığı sürece Doğu Türkistan'da tamamen veya kısmen üretilen malların ithalatının yasak olduğu varsayımını getiriyor.

Çin'in yeni barkod ve izlenebilirlik sistemi hesap verebilirlikle karıştırılmamalıdır. Barkod, bir balyanın nereden geldiğini gösterebilir; ancak onu üreten çiftçinin toprağını elinde tutma, devri reddetme, işini seçme veya köyünü yöneten siyasi sisteme karşı çıkma konusunda gerçek bir özgürlüğe sahip olup olmadığını ortaya koyamaz.

Uygur çiftçiler açısından temel mesele bir pamuk balyasının kalite sınıfı değildir. Asıl mesele toprağı kimin denetlediği, emeği kimin yönlendirdiği, verinin kime ait olduğu ve Uygurların hasadın her aşamasını izleyen bu sistemde anlamlı bir ekonomik bağımsızlığı koruyup koruyamayacağıdır.

Özgün makale: Turkistan Times