Ölüleri anan ancak yaşayanları kurtaramayan bir dünya

Abdurehim Gheni (sağda), 12 Temmuz 2020'de Amsterdam'daki Dam Meydanı'nda ABD'nin Hollanda Büyükelçisi Pete Hoekstra ile birlikte görülüyor. Uygur aktivist Gheni, Pekin'in Uygurlara yönelik baskıcı politikalarını protesto etmek ve Çin hükümetinden, en son 2014'te gördüğü kayıp 19 akrabasının akıbeti hakkında bilgi istemek amacıyla Haziran 2018'de meydanda her hafta tek kişilik gösteriler düzenlemeye başladı. (Fotoğraf: Abdurehim Gheni/Radio Free Asia)

Uygur halkı da yeryüzündeki diğer bütün milletler gibi var olma ve kimliğini koruma temel hakkına sahiptir

Yazar: Abdurehim Gheni Uyghur

9 Eylül 2026

Kaynak: UCA News | Türkistan Times çevirisi

“Tarafsızlık zalime yardım eder, asla mağdura değil. Sessizlik işkenceciyi cesaretlendirir, asla işkence göreni değil.” — Elie Wiesel

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, bu yıl 6 Temmuz'da New York'taki merkezinde Koruma Sorumluluğu (Responsibility to Protect — R2P) konulu özel bir diyalog toplantısı düzenledi.

Bu ilkeye göre bir devlet kendi vatandaşlarına karşı soykırım işlerse uluslararası toplumun müdahale etme yönünde ahlaki bir yükümlülüğü vardır.

Yaklaşık 40 ülke ve kuruluşun temsilcilerinin konuştuğu üç saatlik oturumda Sudan, Filistin, Ukrayna, Myanmar, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Haiti ve Suriye'deki krizler ile vahşet suçları resmen tartışıldı.

Ne var ki Çin işgali altındaki Doğu Türkistan'da — Pekin'in “Uygur Özerk Bölgesi” adını verdiği topraklarda — sürmekte olan Uygur soykırımı mutlak ve tavizsiz bir sessizlikle karşılandı. Bu konuda tek kelime edilmedi.

Bu görmezden gelme, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nin (OHCHR) 31 Ağustos 2022'de yayımladığı resmî değerlendirme raporunda Çin'in Uygurlara yönelik baskısının insanlığa karşı suç teşkil edebileceğini açıkça belirtmesine rağmen yaşandı.

Dünya temsilcileri kendi kurumlarının resmî bulguları ve ampirik kanıtları ellerinde olmasına rağmen, Çin'in ekonomik ve siyasi nüfuzu karşısında felce uğrayarak sessiz kalmayı seçti.

Dünya liderleri hayatını kaybeden Yahudilerin ve Boşnakların mezarlıklarında konuşma yapma cesaretini gösterebiliyor; ancak Çin'le karşı karşıya geldiklerinde korkuya teslim oluyor ve yaşayan milyonlarca Uyguru savunmak yerine BM salonlarında susmayı tercih ediyor.

Uygur halkı da yeryüzündeki diğer bütün milletler gibi var olma ve kimliğini koruma temel hakkına sahiptir.

Misilleme terörü ve yılmayan Uygur cesareti

Bu zirveler ve bildiriler acı bir soruyu gündeme getiriyor: Devam eden Uygur soykırımının yaşayan tanıkları, kitlesel vahşetleri önlemek için tasarlanan üst düzey uluslararası platformlardan neden sistematik biçimde dışlanıyor?

2017'den bu yana ailemin 19 üyesi Çin makamlarınca kaçırıldı ve ağır zulme maruz bırakıldı. Aileme çektirilen bu dehşet verici acı, milyonlarca Uyguru hedef alan daha geniş çaplı soykırımın canlı bir küçük örneğidir.

Temmuz 2024'te Lahey'deki Dünya Yurttaşları Uluslararası Mahkemesi'nde (International Court of the Citizens of the World) Çin lideri Şi Cinping aleyhinde tanıklık etmeye davet edildiğimde, Çin hükümeti beni susturmak için açık şantaja başvurdu.

Babamı ve erkek kardeşimi bir toplama kampından çıkararak beni aramaya ve doğrudan tehdit etmeye zorladılar. Gözdağı beni durdurmayınca, psikolojik olarak yıkmak amacıyla ölüm döşeğinde hayatta kalmak için mücadele eden babamın acı verici görüntülerini gönderdiler.

Ancak bu acımasız psikolojik savaşa boyun eğmedim. Geri çekilmek yerine, beni yıldırmak için gönderilen görüntüyü mahkeme salonunda en ağır suçlayıcı delil olarak sundum.

Görüntüler oynatıldığında yargı heyetinin tamamı Çin'in acımasızlığı karşısında şok içinde ayağa kalktı ve kararlılığıma duyduğu derin saygıyı ifade etti.

Çin hükümeti vahşi bir misillemeyle babama kamp sistemi içinde işkence ederek onu öldürdü. Bu misilleme cinayeti ve babamın gözaltında ölümü daha sonra Radio Free Asia (RFA) muhabiri Shohret Hoshur'un titiz haberciliğiyle bağımsız biçimde araştırıldı, doğrulandı ve dünyaya duyuruldu.

Uluslararası toplumun benim gibi yaşayan tanıkları resmî BM tartışmalarından sistematik biçimde dışlaması, Çin'i suçlarının inkâr edilemez gerçekleriyle yüzleştirme korkusundan kaynaklanıyor. Biz o toplantı salonlarına adım attığımız anda, içi boş “Bir Daha Asla” sloganlarının yaşayan insanları kurtarmakta ne kadar değersiz olduğu bütün dünyanın gözü önünde açığa çıkıyor.

Bugünün Doğu Türkistan'ı: Dünya çapında tanınan bir soykırım

Çin bugün Doğu Türkistan'da 21. yüzyılın en gelişmiş “Sessiz Soykırımı”nı yürütüyor ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan bütün insan hakları çerçevelerine meydan okuyor. Çin'in suçlarının hukuki sınırları sağlam biçimde ortaya konmuştur:

• Yurttaşlar Mahkemesi'nin Şi Cinping hakkındaki tutuklama emri: Baş Yargıç Zak Yacoob'un başkanlığındaki Dünya Yurttaşları Uluslararası Mahkemesi, 12 Temmuz 2024'te Çin Devlet Başkanı Şi Cinping hakkında resmî tutuklama emri çıkardı. Mahkeme, Roma Statüsü çerçevesine dayanarak onu Doğu Türkistan'daki soykırım ve insanlığa karşı suçlar da dâhil olmak üzere 11 ayrı uluslararası suçtan itham etti.

• Parlamentoların soykırım kararları: Avrupa Parlamentosu, 9 Haziran 2022'de kabul ettiği tarihî kararda Çin'in Doğu Türkistan'daki eylemlerinin insanlığa karşı suç teşkil ettiğini ve ciddi bir soykırım riski taşıdığını ilan etti. Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Hollanda, Birleşik Krallık ve Fransa'nın da aralarında bulunduğu ondan fazla demokratik ülkenin parlamentosu Çin'in vahşetini resmen soykırım olarak tanıdı.

Buna rağmen jeopolitik gerçeklik değişmedi. Dünya, Çin'in zorla çalıştırmaya dayalı tedarik zincirlerine dolanmış ve ekonomik fırsatçılığın tuzağına düşmüş durumda. Batılı ülkeler, sürmekte olan bir soykırımı durduracak somut cezai tedbirleri uygulamak yerine, günümüzdeki sessizliklerini boş beyaz kâğıtlara siyah mürekkeple yazılmış diplomatik açıklamaların arkasına gizlemeyi tercih ediyor.

Birbirine bağlı bir çağda koparılan yaşam bağları

Modern uygarlık, tek bir telefon görüşmesinin farklı yarımkürelerdeki insanları saniyeler içinde birbirine bağlayabildiği bir noktaya ulaştı. Bütün dünya son derece bağlantılı; buna rağmen biz Uygurlar, vatanımızdan ve ailelerimizden bütünüyle koparıldık. Yıllar tam bir sessizlik içinde eridi; sevdiklerimden hiçbir haber alamadım. Çin, bütün bir milletin kökünü kazımak için insanlık tarihinin en acımasız dijital distopyasını ve açık hava hapishanesini kurdu.

Uluslararası toplumun geçmiş soykırımları etkileyici sözlerle anması, bugün işlenen suçları durdurmak için hiçbir şey yapmıyor.

Kitlesel vahşetleri anma törenleri, devletlerin vicdanlarını aklamak için kullandıkları siyasi bir tiyatro olmaktan çıkmalıdır. Bunun yerine devam eden adaletsizliğe karşı etkin bir direnişe, yani zalimin elini zor kullanarak durduracak hukuki Koruma Sorumluluğu'nun hayata geçirilmesine dönüşmelidir.

Dünya bugün Çin'le yüzleşmekte başarısız olursa yarın kaçınılmaz olarak bir “Uygur Soykırımını Anma Günü” ilan etmek zorunda kalacak ve gelecekte kurulacak bir başka sahnede ikiyüzlü gözyaşları dökecektir. Ölüler için yeni bir yas gününe değil, bugün yaşayanları kurtaracak acil ve gerçek bir insan iradesine ihtiyacımız var.

Atasözünün uyardığı gibi, geç kalmış pişmanlık insanın kendi düşmanıdır. Dünya sonunda Martin Luther King Jr.'ın sözlerinin derin ağırlığını kavrayacak; ancak o zamana gelindiğinde felaket derecesinde geç kalınmış olacak:

“Sonunda düşmanlarımızın sözlerini değil, dostlarımızın sessizliğini hatırlayacağız.”

Bu makalede dile getirilen görüşler yazara aittir ve UCA News'in resmî yayın politikasını yansıtmak zorunda değildir.