Temsilî görsel (Fotoğraf: X/@UyghurCongress)
ANI | 13 Eylül 2026
Türkistan Times çevirisi
Münih [Almanya], 13 Eylül (ANI): Dünya Uygur Kurultayı (WUC), 6–10 Eylül arasındaki gelişmeleri kapsayan haftalık bilgilendirmesinde Uygur hakları, Çin’in Doğu Türkistan’daki yönetim politikaları ve hesap verebilirlik sağlanmasına yönelik uluslararası girişimlerle ilgili bir dizi gelişmeye dikkat çekti.
WUC, 6 Eylül’de, 3 Eylül’de Urumçi’de 85 yaşında hayatını kaybeden tanınmış Uygur arkeolog ve bilim insanı Abduqeyum Khoja için bir taziye mesajı yayımladı. WUC’nin haftalık bilgilendirmesine göre Khoja, ilk kuşak Uygur arkeologlar arasında yer alıyor ve yaşamını Uygur tarihi, arkeolojisi ve kadim yazılı mirasının incelenmesine adamış bulunuyordu. WUC, ailesine, yakınlarına ve bütün Uygur toplumuna başsağlığı diledi.
Çin devlet medyası, 8 Eylül’de Urumçi’de düzenlenen “Seçkin Uluslararası Konuklarla Xinjiang Dostluk ve Değişim Konferansı” hakkında haber yayımladı. Toplantıda 33 ülkeden 300’ü aşkın katılımcı, Pekin’in bölgenin güvenlik, kalkınma ve toplumsal yönetim tecrübesi olarak nitelendirdiği konuları ele aldı.
WUC’nin haftalık bilgilendirmesinde aktarıldığına göre konferansta, Çin’in Doğu Türkistan’daki politikaları; güvenlik, etnik ilişkiler ve kalkınmayla bağlantılı sorunlarla karşılaşan başka ülkeler bakımından da önem taşıyabilecek “yeni bir paradigma” olarak sunuldu.
WUC, kitlesel gözaltılar, zorla çalıştırma, kültürel ve dinî baskılar ile Uygurlara yönelik diğer ağır insan hakları ihlalleri hakkında kapsamlı uluslararası belgeler bulunmasına rağmen etkinlikte Pekin’in yönetim modelinin olumlu biçimde yansıtıldığını belirtti. Kurultaya göre bu politikaların uluslararası ölçekte geçerliymiş gibi sunulması, Çin’in Doğu Türkistan’daki daha geniş baskı ve zorla asimilasyon kampanyasının parçası olan uygulamaları normalleştirme riski taşıyor.
Yine 8 Eylül’de yayımlanan “Çin’in Silme Yoluyla Birlik Anlayışı Orta Asya’yı Kaygılandırmalı” başlıklı bir makale, Pekin’in kendi güvenlik, siyasi sadakat ve etnik kimlik tanımlarını Orta Asya genelinde yaymak için Şanghay İşbirliği Örgütü’nü (ŞİÖ) giderek daha fazla kullanmasına ilişkin kaygıları gündeme getirdi.
WUC’nin haftalık bilgilendirmesine göre makalede, Çin’in uzun süredir başvurduğu “terörizm, ayrılıkçılık ve aşırıcılık” çerçevesinin Uygurlara yönelik baskıyı meşrulaştırmak için kullanıldığı ve bu yaklaşımın Orta Asya devletleriyle kolluk, istihbarat, teknoloji ve siyaset alanlarında derinleşen iş birliği yoluyla artık daha da güçlendirildiği savunuldu.
Makalede ayrıca Çin’in bölgede genişleyen gözetim, yapay zekâ, biyometrik veri, genom ve güvenlik faaliyetleriyle ilgili kaygılara yer verildi. Uygurlara karşı kullanılan teknolojilerin ve yönetim uygulamalarının Orta Asya devletlerinin politikalarını giderek daha fazla etkileyebileceği uyarısında bulunuldu.
WUC’nin aktardığına göre makale, Türk devletlerini gerçek güvenlik tehditleri ile barışçıl hak savunuculuğu, dinî pratikler ve diaspora faaliyetleri arasında ayrım yapmaya çağırdı. Ayrıca ŞİÖ’nün, Pekin’in denetim modelini Türk dünyasında normalleştiren bir platforma dönüşmemesi gerektiği uyarısını yaptı.
WUC Başkan Yardımcısı Zumretay Arkin, 9 Eylül’de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin (BMİHK) 63. oturumunda bir konuşma yaptı. Oturum, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisinin (OHCHR) değerlendirmesinin yayımlanmasının dördüncü yılına rastladı.
WUC’nin haftalık bilgilendirmesinde, OHCHR değerlendirmesinin Uygurların ve çoğunluğu Müslüman olan diğer grupların keyfî ve ayrımcı biçimde gözaltında tutulmasının insanlığa karşı suç teşkil edebileceği sonucuna vardığı belirtildi.
Arkin, zorlayıcı iş gücü transferi programları ile yeni Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Yasası da dâhil olmak üzere baskının kurumsallaşmasının sürdüğünü söyledi. Bu yasanın Uygurların ve diğer toplulukların dil, kültür ve din hakları bakımından ciddi kaygılar doğurduğunu belirtti.
Arkin, BM üyesi devletlere somut hesap verebilirlik tedbirlerini eşgüdüm içinde hayata geçirme ve mağdurlar için adalete ve telafi yollarına anlamlı erişim sağlama çağrısında bulundu.
Safeguard Defenders, 10 Eylül’de Çin devlet televizyonu CGTN’nin faaliyetlerini inceleyen bir rapor yayımladı. Raporda CGTN, Çin Komünist Partisi Merkez Propaganda Dairesinin denetimi altında çalışan küresel bir propaganda ve sansür kuruluşu olarak tanımlandı.
WUC’nin haftalık bilgilendirmesinde aktarıldığına göre rapor, eski CGTN çalışanlarıyla yapılan görüşmelere dayanıyor. Raporda sıkı editoryal denetim, otosansür, gözetim ve gazetecilik standartları yerine Çin Komünist Partisinin anlatılarına öncelik verilmesi anlatıldı.
Raporda özellikle CGTN’nin Doğu Türkistan haberleri ve kitlesel gözaltı kamplarını “mesleki eğitim merkezleri” olarak göstermesi incelendi. Eski çalışanların bu tür haberlerden rahatsızlık duyduklarını ifade ettikleri, içlerinden birinin ise kanalın kampları sunuş biçimi nedeniyle istifa ettiğini söylediği aktarıldı.
10 Eylül aynı zamanda Dr. Gulshan Abbas’ın Çin hükümeti tarafından hapsedilmesinin sekizinci yılıydı. WUC’nin haftalık bilgilendirmesine göre Dr. Abbas, ABD’de Uygurlar İçin Kampanyanın (Campaign For Uyghurs—CFU) İcra Direktörü olan kız kardeşi Rushan Abbas’ın savunuculuk faaliyetlerine misilleme olarak Eylül 2018’de gözaltına alındı.
CFU, yıl dönümü dolayısıyla Dr. Abbas’ın özgürlüğüne kavuşması yönünde artan uluslararası çağrılara dikkat çekti. Hükümetleri, onun derhâl serbest bırakılması ve Doğu Türkistan’da haksız yere hapiste tutulduğunu belirttiği diğer Uygurların özgürlüğüne kavuşması için Pekin’e baskı yapmayı sürdürmeye çağırdı. (ANI)