Hiçbir Uygur Erişilemez Değil: Yapay Zekâ ve Pekin’in Yeni Sınır Aşan Baskı Mekanizması

Diasporadaki Uygurlar, aile ve toplum bağlarını sürdürmek için dijital platformlardan yararlanıyor. Ancak aynı iletişim kanalları gözetim, profilleme ve sınır aşan baskı araçlarına dönüştürülebiliyor. Görsel yapay zekâ ile oluşturulmuştur.

WhatsApp gruplarından diaspora medyasına, Türkiye’den Suriye’ye uzanan örnekler; Anthropic raporunun, teknolojinin Pekin’in baskısını nasıl genişlettiğini ortaya koyduğunu gösteriyor

Yazar: Asiye Uygur

Yayın tarihi: 18 Eylül 2026

Yayın: Bitter Winter — Çin’den Tanıklıklar

Türkistan Times çevirisi

Uygurlar açısından anavatandan ayrılmak, hiçbir zaman mutlaka Pekin’in erişim alanından çıkmak anlamına gelmedi. Mültecilerin, gazetecilerin, aktivistlerin ve sıradan ailelerin geçtiği sınırlar; gözetimi, yıldırmayı ya da geride kalan akrabalar üzerinden kurulan baskıyı engellemiyor. Sürgün fiziksel bir mesafe sağlayabilir, fakat her zaman gerçek bir güvenlik sunmadı.

Anthropic’in bu hafta Bitter Winter’da da ele alınan yeni tehdit istihbaratı raporu, zaten geniş olan bu sınır aşan baskı sisteminin yeni bir evreye girdiğini gösteriyor. Yapay zekâ, Pekin’le bağlantılı aktörlere yalnızca yeni bir propaganda aracı sağlamıyor. Bütün topluluklardan bilgi toplamalarına, farklı platformlardaki kimlikleri eşleştirmelerine, kişisel kırılganlıkları belirlemelerine, insanları fiziksel dünyada bulmalarına, bilmedikleri dillerde aldatıcı konuşmalar yürütmelerine ve bağımsız Uygur seslerini susturmaya yönelik kampanyalar hazırlamalarına yardımcı olabiliyor.

Bu nedenle rapor, yalnızca Anthropic’in yapay zekâ modeli Claude’un kötüye kullanılmasıyla ilgili bir hikâye olarak okunmamalı. Mesele, birkaç gazeteci ya da Suriye’deki tek bir silahlı grup da değil. Rapor, dünya çapındaki Uygur nüfusunu kesintisiz biçimde izlenen tek bir hedef gibi ele alabilecek bir sistemin oluşmakta olan altyapısını ortaya koyuyor. 

Topluluk konuşmalarından istihbarat dosyalarına

Anthropic’in Detecting and Countering Misuse of AI: September 2026 başlıklı raporuna göre, Çin merkezli bir aktör izlenen yüzden fazla WhatsApp grubundaki ve onlarca Telegram kanalındaki konuşmaları toplu hâlde çıkardı. Ardından Claude, bu materyali yapılandırılmış Çince verilere dönüştürmek için kullanıldı.

Bunlar yalnızca siyasi tartışmaların genel özetleri değildi. Operasyon; maddi sıkıntı, aileden ayrı kalma veya ideolojik hayal kırıklığı nedeniyle sömürülebilir görülen kişilerin profillerini oluşturdu. Özellikle Uygur anavatanında hâlâ yakınları bulunan kişiler belirlendi.

Bu ayrıntı son derece önemlidir. Bir kişinin maddi zorluklarına ilişkin bilgi, manipülasyonda kullanılabilir. Aile ayrılığının bilinmesi duygusal baskıya imkân verebilir. Fakat Pekin yönetimi altında kalan akrabaların belirlenmesi, başka bir baskı aracını devreye sokar. Anthropic’in de belirttiği üzere bu araç, ancak Çin Halk Cumhuriyeti’nin ülke içindeki güvenlik sistemiyle koordinasyon kurularak etkili biçimde kullanılabilir.

Bu, Uygurların yabancı olmadığı bir yöntemdir. Anavatandaki akrabalar uzun zamandır yurt dışındaki Uygurları yıldırmak, susturmak veya bilgi vermeye zorlamak için birer araca dönüştürülüyor. Yapay zekânın değiştirdiği şey, sürecin ölçeği ve verimliliğidir. Daha önce elle toplanıp incelenen bilgiler artık az sayıda operatör tarafından çıkarılabiliyor, çevrilebiliyor, sınıflandırılabiliyor, çapraz olarak eşleştirilebiliyor ve hedef profillerine dönüştürülebiliyor.

Uzun yıllardır Avrupa’da yaşayan bir Uygur gazeteci olarak, bu zorlamanın yurt dışındaki Uygurların özel hayatlarına nasıl girdiğini doğrudan dinledim. Tanıdığım bir Uygur, anavatandaki anne ve babasıyla görüntülü konuşurken yanlarında bir polis memurunun durduğunu anlattı. Bu kişinin aktardığına göre polis, yurt dışındaki Uygur toplumu içinde bilgi toplamasını istedi. Ayrıca yetkililerin uygunsuz saydığı faaliyetlere katılmadan önce anavatandaki anne babasının ve diğer yakınlarının güvenliğini düşünmesi gerektiği uyarısında bulundu. Nasıl karşılık vereceğini bilemeyen bu kişi benden tavsiye istedi. Talebi reddetmesini söyledim; çünkü bir kez bile iş birliği yapmak, onu giderek tırmanan ve içinden çıkması zorlaşan bir zorlama döngüsüne çekebilirdi. Ancak bu konuşmadan sonra aramızdaki bütün iletişim aniden kesildi. Bu kişiye ne olduğunu hâlâ bilmiyorum ve sonunda nasıl bir seçim yaptığını da çıkaramam.

Başka bir olayda, uzun yıllardır tanıdığım fakat uzun süredir konuşmadığım biri gece geç saatte beni aradı. Telefonu açtığımda öylesine yoğun ağlıyordu ki bir süre konuşamadı. Sonunda annesinin hiçbir meşru gerekçe olmadan bir kampta tutulduğunu ve daha sonra kansere yakalandığını anlattı. Hastalık son aşamaya gelmişti. Tanıdığım kişinin aktardığına göre polis, annenin tıbbi tedavisinin sürdürülmesini bir baskı aracı olarak kullanıyor; yurt dışındaki Uygurlar hakkında bilgi istiyor ve iş birliği reddedilirse annenin daha erken ölebileceği tehdidinde bulunuyordu. Onu teselli etmeye çalıştım ve uluslararası baskının yetkililerin annesinin hayatını bir zorlama aracı olarak kullanmayı sürdürmesini engelleyebileceği umuduyla olayı kamuoyuna açıklamasını tavsiye ettim. Bu görüşmeden sonra o kişi de sessizliğe gömüldü. Anneye ne olduğunu ya da tanıdığım kişinin sonunda neler yaşadığını bilmiyorum.

Her iki olayda da iletişim kesildi. Sessiz kalmaları, yetkililerin taleplerini kabul ettiklerini kanıtlamaz. Ancak bu durum, sınır aşan baskının en acımasız özelliklerinden birini gösterir: Mağdurlar çoğu zaman hiçbir seçeneğin güvenli görünmediği bir kararla baş başa bırakılır. Reddetmek, anavatandaki yakınları misillemeye maruz bırakabilir; boyun eğmek ise kendi toplumlarına zarar verebilir ve onları kolayca çıkamayacakları bir sistemin içine daha da çekebilir. Anthropic raporunun ortaya koyduğu tehlike, yapay zekânın bu baskıyı uygulayanlara; anavatanda hâlâ kimin akrabalarının bulunduğunu, kimin maddi veya psikolojik sıkıntı yaşadığını ve kimin zorlamaya daha açık olabileceğini çok daha hızlı belirleme imkânı vermesidir.

Böylece özel konuşmalar ham istihbarata, aile ilişkileri bir veri tabanındaki alanlara, insan acısı ise ölçülebilir bir “kırılganlığa” dönüşüyor.

Uyghurs in the Syrian Army. From X.

Suriye Ordusu içindeki Uygurlar. Kaynak: X.

Bir deneme sahası olarak Suriye

Vakanın operasyonel bakımdan en ileri bölümü, Suriye’deki Uygurlarla ilgiliydi. Anthropic, aktörün kısa süre önce kurulan yeni Suriye Ordusu’na katılan Uygur silahlı oluşumlarına erişebildiği düşünülen kişileri takip etmek, profillemek ve devşirmeye çalışmak için Claude’u kullandığı değerlendirmesinde bulundu. Bazı kişilere bilgi karşılığında para teklif edildi.

Aktör Arapça bilmiyordu. Buna rağmen Claude, operasyonun Suriye Arapçası lehçesiyle iletişim kurmasını, cevapları gerçek zamanlı çevirmesini, askerî terminolojiyi değerlendirmesini ve hedeflerin psikolojisini analiz etmesini sağladı. Modelden, aldatmanın inandırıcılığını denetleyecek Arapça konuşan bir “uzman” rolünü üstlenmesi bile istendi.

Ancak bildirilen hedefleme, silahlı oluşumlarla sınırlı kalmadı. Aktör Suriye’deki Uygur sivilleri, işletmeleri, konumları ve ilgi duyulan başka noktaları da belirlemeye çalıştı. Anthropic’in hedef kümesine ilişkin özeti; silahlı oluşumları, İdlib vilayetindeki Uygur sivil topluluklarını, dünyanın başka yerlerindeki Uygur medyasını ve aktivistleri kapsıyordu.

Bu kategoriler birbirine karıştırılmamalıdır. Sivil bir aile, bir işletme sahibi, bir gazeteci ve silahlı oluşum üyesi, birbirinin yerine geçirilebilecek güvenlik hedefleri değildir. Buna rağmen raporda anlatılan gözetim mimarisi, bunların hepsini aynı geniş bilgi toplama alanına yerleştirdi.

Tehlike tam da budur. Pekin uzun zamandır Uygur kimliğini, dinî hayatı, kültürel faaliyeti, siyasi ifadeyi ve denizaşırı bağları terörizm ve güvenlik dili üzerinden sunuyor. Yapay zekâ destekli gözetim, bu mantığın yalnızca milliyeti, sosyal ilişkileri veya belirli bir yerde bulunması nedeniyle “şüpheli” sayılabilen siviller dâhil bütün bir topluluğa yayılmasını kolaylaştırıyor.

Suriye, Uygur anavatanına coğrafi olarak uzak görünebilir; ancak rapor mesafenin giderek önemini kaybettiğini gösteriyor. Arapça bilmeyen ve Çince konuşan bir operatör, yapay zekâ sayesinde yerel dile uyarlanmış temaslar kurabiliyor, inandırıcı örtü hikâyeleri hazırlayabiliyor, konuşmaları gerçek zamanlı izleyebiliyor, haritalar ve uydu görüntüleriyle insanları bulabiliyor ve sonuçları istihbarat zincirinin üst kademelerine aktarılacak hâle getirebiliyor.

Yapay zekâ siyasi amacı yaratmadı; daha önce bu amacın uygulanmasını sınırlayabilecek dil, teknik kapasite ve personel engellerinin büyük bölümünü ortadan kaldırdı. 

Yeniden kurulan Uygur medyasını susturmak

Aynı aktör, başta “Uyghur Post” ile bağlantılı olanlar olmak üzere Uygur diaspora gazetecilerine karşı ayrı bir kampanya da planladı. Önerilen yöntemler arasında eş güdümlü toplu şikâyet, yabancı paravanlar aracılığıyla itibarsızlaştırma ve bot ağlarıyla yaygınlaştırma bulunuyordu.

Hedef seçimi önemlidir. “Uyghur Post”, Pekin’in gizlemeye çalıştığı bilgileri onlarca yıl boyunca kamuoyuna aktarmada vazgeçilmez bir rol oynayan Özgür Asya Radyosu Uygur Servisi’nin kapatılmasının ardından ortaya çıktı.

Özgür Asya Radyosu Uygur Servisi’nin eski bir gazetecisi olarak bağımsız Uygurca gazeteciliğin önemini biliyorum. Büyük bir kurum ortadan kalktığında güvenilir habere duyulan ihtiyaç onunla birlikte yok olmaz. Gazeteciler, çoğu zaman daha az mali kaynakla ve daha zayıf kurumsal korumayla, küçük ve kırılgan platformlar üzerinden yeniden yapılanmaya çalışır.

Anthropic’in anlattığı operasyonun bu kırılganlığı fark etmiş olduğu görülüyor. Amaç yalnızca tek tek haberlere itiraz etmek değildi. Eş güdümlü şikâyet ve botlarla yaygınlaştırma kampanyası; hesapları kapattırmaya çalışabilir, küçük medya kuruluşlarını iş göremez hâle getirebilir, kamuoyu muhalefeti varmış görüntüsü oluşturabilir ve gazetecilerle toplumları arasındaki güveni yıkabilir.

Bu, sıradan bir eleştiri değildir. Zulüm gören bir halkın çevresindeki bilgi ortamını manipüle etme girişimidir.

Bir gazetecinin kişisel kırılganlıklarını belirlemek için kullanılan veriler, o kişinin itibarına yönelik saldırıları özel olarak şekillendirmekte de kullanılabilir. Yüzlerce eş güdümlü hesap tarafından tekrarlanan asılsız bir iddia, yapay bir inandırıcılık görüntüsü kazanabilir. Mağdur daha sonra kendiliğinden ortaya çıkmamış bir tartışmaya karşı kendini savunmak için zaman ve enerji harcamak zorunda kalır.

Yapay zekâ, aynı suçlamanın birçok biçimini üretmeyi, farklı kitlelere ve dillere uyarlamayı ve görünüşte birbirinden bağımsız hesaplar üzerinden dağıtmayı mümkün kılıyor. Gerçekte bulunmayan bir kamuoyu uzlaşısı yanılsaması oluşturabiliyor.

Uyghur protest in Washington DC. Credits.

Washington’da Uygur protestosu. Fotoğraf kaynağı belirtilmiştir.

Münferit bir operasyon değil, küresel bir sistem

Anthropic raporunda belgelenen diğer vakalar, meselenin daha geniş sonuçlarını güçlendiriyor. Çin merkezli kamu güvenliği ve devlet güvenliği aktörleri, “istikrarı koruma” ve sınır aşan baskı operasyonlarında Claude’u kullandı. Bu aktörlerin; Türkiye’deki Uygur kültürel etkinlikleri, Vancouver’daki gösteriler ve Oslo Özgürlük Forumu’yla bağlantılı film gösterimleri dâhil olmak üzere yurt dışındaki etkinliklerin yerleri ve güzergâhları hakkında önceden bilgi toplamaya çalıştığı bildirildi.

Uygur hak savunucusu kuruluşlar, çalışmalarını terörizmle ilişkilendiren bir güvenlik çerçevesi içinde sınıflandırıldı. Sosyal medya ve medya içerikleri, günlük istihbarat raporlarına benzer belgeler hâline getirildi. Bazı durumlarda Claude, yalnızca devlet makamlarının uygulayabileceği eylemlere yönelik önerilerle birlikte, hükûmet biçimine uygun belgeler hazırlamaya yardım etti.

Bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde belirgin bir örüntü ortaya çıkıyor:

  • topluluk içi iletişim toplanıyor;

  • farklı platformlardaki kimlikler birbirine bağlanıyor;

  • kişisel ve ailevi kırılganlıklar haritalanıyor;

  • kişiler ve fiziksel konumlar belirleniyor;

  • aldatıcı temas yöntemleri yerel dillere uyarlanıyor;

  • gazeteciler ve kuruluşlar itibarsızlaştırma hedefi olarak işaretleniyor;

  • sonuçlar güvenlik, propaganda veya ticari müşteriler için hazırlanıyor.

Bu, gözetimden daha fazlasıdır. Bilgi toplama, analiz, hedef belirleme, manipülasyon ve olası icra aşamalarını birbirine bağlayan bir üretim zinciridir.

Anthropic, Suriye’deki Uygurları hedef alan aktörün doğrudan bir devlet güvenlik kurumu değil, Çin Halk Cumhuriyeti devlet güvenliği için çalışan bir yüklenici olduğu değerlendirmesini düşük güven düzeyiyle yaptı. Atfa ilişkin bu sınırlamaya dikkat edilmelidir. Mevcut kanıtlar, her operatörün kimliğinin belirlenmesine veya bütün emir-komuta ilişkilerinin yeniden kurulmasına imkân vermiyor.

Bununla birlikte operasyonel öncelikler, Çin Halk Cumhuriyeti devlet güvenliğinin öncelikleriyle yakından örtüşüyordu. Aktör, Uygur anavatanında kalan akrabaları belirledi; il düzeyindeki hükûmet müşterileri için materyal üretti ve en ağır zorlama imkânları Pekin’in ülke içi güvenlik aygıtına erişime bağlı olan yöntemler kullandı. Sistem, ister doğrudan bir kurum tarafından isterse bir yüklenici aracılığıyla yürütülsün, aynı baskıcı amaçlara hizmet etti.

Dışarıdan hizmet alımı, bağımsızlıkla karıştırılmamalıdır.

Yapay zekâ mevcut baskıyı endüstrileştiriyor

En önemli sonuç, yapay zekânın Uygurlara yönelik yeni bir politika yaratmaması, zaten var olan bir politikayı endüstrileştirmesidir.

Mekanizmalar zaten biliniyor: gözetim, aile üzerinden baskı, sızma, siyasi etiketleme, uydurma suçlamalar ve bağımsız Uygur seslerinin sistematik biçimde yok edilmesi. Yapay zekâ, bu uygulamaların daha hızlı, daha fazla platform ve dilde, daha az insan gücüyle yürütülmesini sağlıyor.

Tek bir operatör, daha önce çevirmenler, araştırmacılar, veri analistleri, propaganda metni yazarları ve bölge uzmanları gerektiren işleri yapabilir. Çok büyük miktarda dağınık kişisel bilgi, bir toplumun aranabilir haritasına dönüştürülebilir. Hedef artık yalnızca adı uluslararası basında geçen tanınmış aktivist değildir. Özel mesajları, ekonomik sorunları, aile ilişkileri veya topluluk bağları nedeniyle bir istihbarat operasyonuna yararlı görülen herhangi biri olabilir.

Anthropic, ilgili hesapları yasakladığını ve dijital izlerini takip ettiğini belirtiyor. Bu müdahale önemlidir; ancak birkaç hesabın devre dışı bırakılması daha geniş tehdidi ortadan kaldıramaz. Yöntemler başka ticari veya açık kaynaklı yapay zekâ sistemlerine taşınabilir.

Bu nedenle teknoloji şirketleri, hassas soruşturma bilgilerini korurken özellikle hedef alındığı belirlenen kişi ve kuruluşları bilgilendirecek mekanizmalar kurmalıdır. İlgili göstergeleri, etkilenen topluluklarla, insan hakları kuruluşlarıyla, dijital güvenlik uzmanlarıyla ve yetkili makamlarla paylaşmalıdır. Eş güdümlü toplu şikâyet ve bot yaygınlaştırması için kullanılan platformlar da kendi şikâyet sistemlerinin kırılgan medya kuruluşlarına karşı silaha dönüştürülebileceğini kabul etmelidir.

Uygur topluluklarına ev sahipliği yapan hükûmetler; yapay zekâ destekli gözetimi, gizli devşirme faaliyetlerini, aile üyeleri üzerinden yıldırmayı ve örgütlü medya baskısını sıradan çevrim içi anlaşmazlıklar olarak değil, sınır aşan baskı biçimleri olarak ele almalıdır.

En önemlisi, Uygurlar bu operasyonlardan ancak bir teknoloji şirketi genel bir rapor yayımlamaya karar verdikten sonra haberdar olmaya terk edilmemelidir.

Pekin yıllardır Uygurlar açısından coğrafyayı anlamsızlaştırmaya çalışıyor: Anavatandaki bir akraba Avrupa’daki bir kişiyi susturmak için kullanılabilir; Türkiye’deki bir kültürel etkinlik güvenlik brifingine girebilir; WhatsApp gruplarındaki konuşmalar istihbarat profillerine dönüştürülebilir; sürgünde Uygur medyasını yeniden kuran bir gazeteci yapay bir kalabalığın saldırısına uğrayabilir; Suriye’deki sivil veya silahlı bir aktöre, yerel dili hiç bilmeyen biri yaklaşabilir.

Yapay zekâ sınırları ortadan kaldırmadı; baskının bu sınırları daha verimli biçimde aşmasını sağladı.

Bu nedenle Anthropic raporundaki uyarı, yalnızca Claude’un kötüye kullanılmış olması değildir. Asıl uyarı, Uygurları hedef alan mekanizmanın küresel, otomatik ve ölçeklenebilir hâle gelmesidir. Demokratik hükûmetler, teknoloji şirketleri ve sivil toplum buna uygun biçimde karşılık vermedikçe; gazeteci, aktivist, işletme sahibi, mülteci veya diasporanın sıradan bir üyesi olsun hiçbir Uygur, uzaklığın kendisini Pekin’in erişim alanının dışına çıkardığını güvenle varsayamaz.

Kaynak kaydı

Asiye Uyghur. “No Uyghur Is Beyond Reach: AI and Beijing’s New Machinery of Transnational Repression.” Bitter Winter, September 18, 2026.

Özgün dil: İngilizce. İçerik türü: analiz ve tanıklık. Özgün makale. Erişim tarihi: 18 Eylül 2026.