DOSYA — Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 21 Mart 2021’de Çin’in kuzeybatısındaki Doğu Türkistan’ın Yarkent ilçesinde, üzerinde “Doğu Türkistan’ı hukuka göre yönet, bölgeyi birleştir ve istikrara kavuştur, kültür yoluyla besle, halkı zenginleştirip bölgeyi canlandır ve uzun vadeli olarak inşa et” sloganı bulunan bir panoda görülüyor. Kırmızı Çince yazıda “Çin Rüyasını Birlikte İnşa Edelim” ifadesi yer alıyor. Çin, Birleşmiş Milletlerin Doğu Türkistan’da Uygurları ve çoğunluğu Müslüman diğer etnik azınlıkları hedef alan insan hakları ihlali iddialarına ilişkin raporuna sert tepki göstermişti. (AP Photo/Ng Han Guan, Dosya)
Çin’in Uygurlara yönelik baskısı, toplama kamplarının büyük ölçüde kapatılmasının ardından sona ermedi. Yazar, sistemin uzun hapis cezaları, zorla çalıştırma, yoğun gözetim, ailelerin tecridi ve sınır aşan baskı yoluyla daha dağınık ve hukuki görünümlü bir yapıya dönüştüğünü savunuyor.
Yazar: William Nee | Görüş yazarı | Kaynak: The Hill | Tarih: 25 Eylül 2026,
Türkistan Times çevirisi
3 Ağustos’ta Uygur tercüman Kaisar Abduqeyum Hoja, Urumçi’deki evinde aniden hayatını kaybetti. ABD’de yaşayan Özgür Asya Radyosu gazetecisi kız kardeşi Gulchehra Hoja, ölüm haberini ancak bir hafta sonra ve aracılar üzerinden alabildi.
Anlık küresel iletişim çağında yaşanan bu bir haftalık sessizlik, Çin’in Uygurlara yönelik baskısının nasıl değiştiğini gösteren çarpıcı bir örnek sunuyor.
Hoja ile ilk kez 2018’de, Hong Kong’da Uluslararası Af Örgütü için çalıştığım sırada tanıştım. Yaşlı anne ve babası ile kardeşi Kaisar’ın da aralarında bulunduğu 20’den fazla aile ferdi gözaltına alınmıştı. Uluslararası Af Örgütü, ailesini kurtarmaya çalışmak amacıyla acil eylemler, başka eylem çağrıları ve medya kampanyaları başlattı.
O dönemde dünya, Çin’in Uygur bölgesinde yürüttüğü kampanyanın devasa boyutunu yeni yeni kavramaya başlıyordu. Pekin, terörizmle mücadele amacı taşıdığını ileri sürdüğü yüzlerce sözde mesleki eğitim ve öğretim merkezi kurmuştu. Gerçekte ise bu yeniden eğitim kampları, 21. yüzyılın en büyük kitlesel gözaltı ve toplum mühendisliği kampanyalarından birinin parçası hâline geldi.
Kamplar zamanla baskı kampanyasının simgesi oldu. Yoğun uluslararası inceleme ve baskı altında Pekin, 2019-2020 döneminde kampların büyük bölümünü kapattı; ancak kamplardaki birçok kişi yalnızca cezaevlerine sevk edildi.
Kamp sistemine yönelik ilginin azalmasıyla birlikte, baskının da sona erdiğine dair tehlikeli bir yanılsama yerleşti. Oysa baskı sona ermedi; sistem yalnızca biçim değiştirdi.
Kamplara gönderilmeyen yüz binlerce Uygur, bunun yerine hapsedildi. Pekin rakamları yayımlamadığı için kesin sayı bilinmiyor. Ancak Çin makamlarının açıkladığına göre, 2017’den bu yana bölgede 540 binden fazla kişi hakkında kovuşturma yürütüldü. Bireysel vakaları belgeleyen kapsamlı bir veri tabanı ise mahkûmların yaklaşık yüzde 37’sine 10 yıl veya daha uzun hapis cezası verildiğini tespit etti. Bu da çok büyük sayıda insanın hâlâ cezaevinde olduğu anlamına geliyor.
Bir Birleşmiş Milletler organı, sözde yasal sürecin arkasında yaşananlara kısmen ışık tuttu. Organ, 2016’dan bu yana 21 Uygur kişiyi ilgilendiren dokuz görüşünde, bu kişilerin hukuki danışmana erişebildiğine ilişkin hiçbir kanıt bulamadı.
Benzer bir hukuk araçsallaştırma stratejisi, Uygur bölgesindeki zorla çalıştırma sisteminde de görülüyor. Çok sayıda Uygur, memleketlerinden yoğun gözetim altında tutuldukları fabrika ve çiftliklere nakledildi. Bu nakiller, pamuk ve tekstilden otomotiv, güneş panelleri ve kritik minerallere kadar uzanan sektörleri etkiliyor.
Amerika Birleşik Devletleri 2021’de Uygur Zorla Çalıştırmayı Önleme Yasası ile karşılık verdi. Yasa, şirketler aksini kanıtlamadıkça bölgeyle bağlantılı malların zorla çalıştırma yoluyla üretildiğine ilişkin çürütülebilir bir karine oluşturdu. Ancak Pekin, zorla çalıştırma iddialarını inceleyen denetim şirketlerine baskınlar düzenledi.
Çin hükûmeti son olarak, tedarik zincirlerinde bilgi toplanmasını kısıtlayan emirler yayımladı. Washington’ın Çinli kuruluşları zorla çalıştırmaya karşı yaptırım listesine eklemesinin ardından Pekin, tedarik zinciri risk değerlendirmesinde görev alan altı ABD kuruluşuna yaptırım uyguladı.
Pekin ayrıca tecrit gibi sinsi bir aracı da kullandı.
Uygur bölgesi, dünyanın teknolojik açıdan en gelişmiş gözetim ortamlarından biri hâline geldi. Bu nedenle sınırların ayırdığı aileler normal biçimde iletişim kuramıyor. Uygur İnsan Hakları Projesinin araştırmasında ortaya koyduğu üzere, Uygur “ailelerin normal iletişim kurması; doğrudan, yıldırma ve izlenen telefon görüşmeleri yoluyla, dolaylı olarak ise teması sürdürmeye çalışmanın misillemeye yol açacağı korkusuyla engelleniyor.”
Aile ziyaretleri bile bir denetim aracına dönüşebiliyor. Uygur Geçiş Dönemi Adaleti Veri Tabanı, yurt dışından dönen Uygurların yakınlarını ziyaret etmelerine izin verilmeden önce polis tarafından sorgulandığını ve yurt dışında ideolojik açıdan “uyumsuz” sayılan Uygurlar hakkında bilgi vermeye teşvik edildiğini tespit etti. Benzer şekilde İnsan Hakları İzleme Örgütü de kısa süre önce, yurt dışındaki Uygurların Çinli görevliler tarafından diasporadaki Uygurca dil okulları hakkında bilgi toplamaya zorlandığını ortaya koydu.
Başka bir ifadeyle Çin, aile bağlarını bir baskı kozuna dönüştürüyor.
Dolayısıyla kampların dağıtılması, baskının sona erdiği anlamına gelmiyor. Baskı artık daha dağınık, hukuk kılıfı altında ve dünyanın görmesi daha zor bir hâl aldı. Çin hükûmeti, dünyayı baskıya karşı ses çıkarmanın yararsız olduğuna inandırmak istiyor. Oysa bu doğru değil. Hoja, 2018’deki acil eylem kampanyasının ailesinin kamplarda ek süt ve yumurta almasına yardımcı olduğunu yıllar sonra öğrendi.
Bugün atılacak adımlar da benzer ölçüde derin ve dalga dalga yayılan sonuçlar doğurabilir.
Ne var ki Uygurlar, otoriter bir süper güç karşısında tek başlarına adalete ulaşamaz. Uygur dostlarım, uluslararası toplumun atabileceği sağduyulu adımları tekrar tekrar vurguluyor. Bunlar; sınır aşan baskıyla kararlılıkla mücadele etmek, girişimci Ekpar Asat ve emekli doktor Gulshan Abbas gibi haksız yere hapsedilen Uygurların serbest bırakılmasını talep etmek, ABD’nin müttefiklerinin Amerikan modeline dayalı zorla çalıştırma ürünü ithalat yasaklarını yürürlüğe koymasını sağlamak ve Çin hükûmetini insanlığa karşı suçlarından sorumlu tutmaktır.
Bunların hiçbiri kolay değil. Ancak sessizlik, baskının galip gelmesini güvence altına alacaktır.
William Nee, National Endowment for Democracy’de Doğu Asya kıdemli program yöneticisidir.
Kaynak: William Nee. “China’s Uyghur Crackdown Has Not Ended — It Has Gone Underground.” The Hill, 25 Eylül 2026, 09.00 ET. Erişim: 26 Eylül 2026. Doğrudan bağlantı