Çin: Doğu Türkistan'da Uygurlara baskı sürerken turizm büyüyor

Editörler | 6 Ekim 2026 | Türkistan Times çevirisi | Kaynak: Özgün makale — Mizane.info

İnsan hakları kuruluşları Sincan’da Uygurlara yönelik keyfî gözaltıları, dinî kısıtlamaları ve kültürel silinmeyi belgelemeye devam ederken Çin, bölge için kapsamlı bir turizm stratejisi geliştiriyor. Sincan, 2025’te 323 milyon turistik ziyaretle tarihî bir rekora ulaştı.

Bir yandan hor görülen, diğer yandan sahnelenen bir kültür mü? Çarşılarda, tarihî mahallelerde ve turistik güzergâhlarda Uygur gelenekleri ziyaretçi çekmenin bir aracına dönüşmüş durumda. Aynı dönemde İnsan Hakları İzleme Örgütü, Sincan’da Uygurlara yönelik baskının hâlâ ağır olduğunu belirtiyor. Starbucks’ın bölgede ilk kafelerini açması ve bunlardan birinin Urumçi’deki Büyük Çarşı’da bulunması, bu çelişkiyi daha da belirginleştiriyor.

Pekin’in organize ettiği turizm patlaması

Aradaki tezat çarpıcı. Sincan bölgesel yönetimi, 2025’te turistik ziyaret sayısının bir önceki yıla göre yüzde 8 artarak 323,13 milyona ulaştığını açıkladı. Turizm harcamaları 370,09 milyar yuanı, yaklaşık 53 milyar doları buldu. Her iki rakam da bölge için rekor niteliğinde. Çinli yetkililer, 2026’da sektörün gelişimini daha da hızlandırmayı hedefliyor. Bunun için kış turizmine, özel ilgi alanlarına yönelik turistik güzergâhlara ve ulusal ölçekte en yüksek derecelendirmeye sahip yeni turistik alanların oluşturulmasına yatırım yapılması planlanıyor.

Yönetim, turizmi istihdamı artırmanın ve bölgedeki farklı topluluklar arasındaki etkileşimi güçlendirmenin bir yolu olarak sunuyor. Bu stratejide Uygur kültürü merkezî bir yer tutuyor. Yemekler, danslar, geleneksel kıyafetler, eski mahallelerin mimarisi ve el sanatları, Çinli ve yabancı ziyaretçilere tanıtılıyor.

Birçok insan hakları savunucusu köklü bir çelişkiye dikkat çekiyor: Kültür turistik bir ürüne dönüştürülürken onun bağımsız dinî, dilsel ve toplumsal ifadeleri sıkı denetim altında tutuluyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, 27 Ağustos 2026’da da Çinli yetkililerin Sincan’da hayatın normal olduğu izlenimini yaymaya çalışırken keyfî gözaltı, haksız hapis, kitlesel gözetim ve “kültürel ve dinî silinme” politikalarını sürdürdüğünü yazmıştı.

Büyük Çarşı’daki Starbucks: Normalleştirmenin simgesi

Dikkat çekici bir gelişme olarak Starbucks, eylül sonunda Sincan’daki ilk iki kafesini Urumçi’de açtı. Bunlardan biri, Uygur kültürünün simge mekânlarından Büyük Çarşı’da bulunuyor. Amerikan şirketinin bölgeye girişi, ABD’de hemen tartışma yarattı. ABD Temsilciler Meclisinin Çin Özel Komitesinin başkanı, Cumhuriyetçi Temsilci John Moolenaar, Starbucks’ın kararını “ahlaken savunulamaz” olarak nitelendirdi ve şirketten bölgedeki mağazalarını kapatmasını istedi.

The Guardian, yeni kafelerde yerel geleneksel kıyafetlerden ve desenlerden esinlenen hediyelik ürünlerin satıldığını aktarıyor. Şirketin bölgeye girişini eleştirenler açısından bunun simgesel anlamı özellikle güçlü: Bir azınlığın kültürü sergilenip ticarileştirilirken o kültürü yaşatan insanlar ağır kısıtlamalara maruz kalmaya devam ediyor.

Pekin, bu suçlamaları reddediyor ve Sincan’daki politikalarının terörizmle mücadeleyi, toplumsal istikrarı sağlamayı ve ekonomik kalkınmayı desteklemeyi amaçladığını savunuyor.

“Kamuoyuna sunulan bir normallik görüntüsü”

İnsan Hakları İzleme Örgütü, turizmin gelişmesini daha geniş bir stratejinin parçası olarak değerlendiriyor. Örgüt, Uygurlara karşı on yıldır yürütülen baskının “insanlığa karşı suç oluşturduğunu” belirtiyor ve bunun, yetkililerin “Sincan’da kamuoyuna bir normallik görüntüsü sunma” çabalarıyla eş zamanlı sürdüğünü vurguluyor. Örgüt ayrıca 2014’te başlatılan kampanyanın en yoğun döneminde yaklaşık bir milyon Uygurun, sözde “siyasi eğitim” kamplarında keyfî olarak tutulduğunu hatırlatıyor.

Turizm rakamları artık bu imaj mücadelesine başka bir boyut kazandırıyor. Sincan, birkaç yıl içinde Çinli yetkililerin tanıttığı başlıca turistik destinasyonlardan biri hâline geldi ve yıllık turistik ziyaret sayısı 323 milyonu aştı. Pekin’e göre milyonlarca turist, yeni altyapı ve uluslararası markaların bölgeye gelişi, huzurlu ve müreffeh bir bölgenin göstergesi.

Uygur hakları savunucularına göre ise bunlar, tam tersine, kaygı verici bir normalleştirmeyi ortaya koyuyor: Kültür turistlere son derece görünür biçimde sunulurken onu yaşatanların dinî, dilsel ve kültürel özgürlükleri kısıtlanmaya devam ediyor.