Gülbahar Haitiwaji’nin direnç ve hayatta kalma tanıklığı

Gülbahar Haitiwaji, Londra’daki Yunus Emre Enstitüsünde “Bir Çin Yeniden Eğitim Kampından Nasıl Sağ Kurtuldum” adlı anı kitabını imzalarken. Fotoğraf: Stop Uyghur Genocide. Fotoğraf kaynağı

Çin’deki bir kampta geçirdiği yılları anlattığı bir anı kitabının yazarı olan Uygur Gülbahar Haitiwaji, Londra’da yaptığı konuşmada tanıklık etmenin bedelini ve tutuklu kadınlar arasındaki dayanışmayı anlattı.

Yazar: Ruth Ingram | 8 Ekim 2026 | Türkistan Times çevirisi | Bitter Winter

Gülbahar Haitiwaji, Londra’daki Yunus Emre Enstitüsünde Stop Uyghur Genocide kuruluşunun düzenlediği etkinlikte dinleyicilere, “Çin hükümeti bizi yönlendirerek inancımızdan vazgeçirebileceğini düşündü. Ancak bize ne kadar çok zulmettilerse biz de o kadar çok dua ettik” dedi.

Çin devletinin elinde, “ruhunu ezmek ve onu sessizce ortadan kaybetmek” için tasarlanmış bir kampta yaşadığı üç yıllık çileyi ölçülü ama sarsıcı bir dille anlattığı kitabı 2021’de yayımlandı. Amacı, o yılların kâbuslarından kurtulmak, ama esas olarak dünyaya Uygurların başına gelenleri anlatmaktı. “Bir Çin Yeniden Eğitim Kampından Nasıl Sağ Kurtuldum” (How I Survived a Chinese Re-Education Camp) adlı kitabı 14 dile çevrildi.

Bitter Winter, kaybolmasının ardından yaşanan kaygı dolu sessizlik sırasında, yedi yıl hapis cezasına çarptırıldığı söylentilerinin dolaştığı 2019’un başlarında ailesini ziyaret etmişti.

Ancak sürgündeki evi Paris’e dönmesinin üzerinden iki yıl geçtikten sonra yaşadığı dehşeti nihayet kaleme almaya dayanabildi. Başlangıçta çekinerek ve adını gizleyerek yazdı. Fakat yalnızca kendi ailesini korumaya çalışırsa geride bıraktığı kadınlara yardım edemeyeceğini fark etti. Kimliğini açıklayarak konuşmaktan başka seçeneği yoktu.

O zamandan beri sesini duyurmaya devam ediyor. Etkinlik öncesinde Bitter Winter’a konuşurken, yaşadıklarını her yeniden anlatışının bir bedeli olduğunu söyledi. Her seferinde kendisini yeniden hücresinde buluyor; yıllar süren, anlatılması güç zulüm ve yoksunluk, uykusuzluk ve kâbuslarla geri dönüyor.

Bununla birlikte, herkesin önünde yaşadıklarını anlatırken çektiği her acı, aylarca anlamsız siyasi telkinlere ve sebepsiz işkencelere birlikte katlandığı, susturulmuş ve “kaybedilmiş” yurttaşları adına konuştuğu hissini de getiriyor. Kendisi özgürlüğüne kavuştu. Binlercesi hâlâ içeride.

Gulbahar Haitiwaji (left) and Rahima Mahmut celebrating together the joy of her release. Credits: Ruth Ingram.

Gülbahar Haitiwaji (solda) ve Rahima Mahmut, serbest bırakılmasının sevincini birlikte paylaşırken. Fotoğraf: Ruth Ingram. Fotoğraf kaynağı

Kitabının içeriği sarsıcı. Deliliğin eşiğine gelene kadar sorgulandı, metal sandalyelere zincirlendi, gün ışığını görmesine neredeyse hiç izin verilmedi. Her çağrılışının sonuncusu olacağını düşünüyordu. Bir defasında hiçbir gerekçe olmadan cezalandırıldı ve iki hafta boyunca yatağına zincirlendi. Hepsi oraya ölmeye geldiklerinden emindi; tek bilinmeyen, bunun ne zaman olacağıydı.

Yemek sırasında konuşmak, dua etmek veya yemeği reddetmek cezalandırılıyordu. Düdük çalan gardiyanlar onları uzun süre kıpırdamadan ayakta tutuyordu. Yere yığılanlar bir daha dönmemek üzere kayboluyordu. Yaşlı bir kadın gözlerini kısa bir an kapatmaya cesaret ettiğinde, narin bedenine darbeler yağmıştı.

Geceler, gardiyanların ansızın gelmesi korkusuyla geçiyordu. Parlak ışıklar ve koridorda merhamet dileyen kadınların sesleri uykularını bölüyordu. Eski anılar silikleşti. Çocuklarının yüzleri bulanıklaşmaya başladı. Keyfî zulüm, kaybolan tutuklular, hakaretler ve tokatlar artık onu şaşırtmıyordu.

Sürekli öz eleştiri, itiraf ve tövbe dayatılması, eski benliğinden geriye bir şey bırakmamıştı. Bir hayvana dönüştüğünü hissediyordu.

Kitabında, “Sarkmış, biçimi bozulmuş etten oluşan acınası yığınlardık” diye yazdı. “Yüzlerimiz yeşilimsi ve şişti”; gözlerinin çevresini koyu gölgeler kaplıyor, saçları makineyle gelişigüzel kesiliyordu.

İki yıllık sözde yeniden eğitimin ardından, “hatalarını görmesine yardım etmek” için verilen yedi yıllık hapis cezasının bir yılını çekmesi, iki çocuk annesi 54 yaşındaki Gülbahar Haitiwaji’yi “içten içe ölmüş” hâle getirmişti.

Onu hataya düşürmek ve kafasını karıştırmak için tasarlanmış, tekrar tekrar sorulan sorularla saatlerce zihniyle oynadılar. Sonunda uydurma terörizm ve devlete karşı komplo suçlamaları üzerine, özgürlüğünü elinden alan belgelere imza atması için kandırıldı.

Serbest bırakılmasından yedi yıl sonra, Birleşik Krallık’a yaptığı ilk ziyarette BBC Özbekçe Servisinden Ibrat Safo’ya konuştu.

Gulbahar Haitiwaji (left) and Rahima Mahmut. Credits: Ruth Ingram.

Gülbahar Haitiwaji (solda) ve Rahima Mahmut. Fotoğraf: Ruth Ingram. Fotoğraf kaynağı

İlk başlarda, bütün ilgisini torunlarına vererek anılarının acısını hafifletmeye çalıştı. “Başlangıçta çok zordu” dedi. Çin’den ayrılırken polis, “ailesini ve küçük kız kardeşini ne kadar çok sevdiğini, başlarına kötü bir şey gelmesini istemeyeceğini” kendisine hatırlatmıştı.

“Bundan, konuşursam onlara bir şekilde zarar vermekten çekinmeyeceklerini anladım” dedi.

Ancak kitap şekillendikçe, hikâyesinin anlatılması gerektiğinden hiç kuşku duymadı. Kitap yayımlanınca Çin hükümeti vakit kaybetmeden onu terörist ve “ahlaksız kadın” diye damgaladı ve memleketindeki akrabalarıyla bütün iletişimini kesti. Bir hafta sonra Kanada’daki bir arkadaşından, annesinin kendisi yanında olamadan öldüğünü öğrendiğinde yıkıldı.

Diğer sağ kalanların neden tanıklık etmeye cesaret edemediğini anlıyordu. Ibrat’a, “Çinliler, Çin dışında hükümetlerine karşı yürütülen her şeyi gerçekten araştırıyor” dedi. “Kendileri için cesur olabilirler, ama aileleri için olamazlar.”

Ibrat, Çin’in hedefine ulaşıp ulaşmadığını sordu. Gülbahar karda bekletilmiş, prangalara vurulmuş, iki hafta yatağına zincirlenmiş ve az miktarda yiyecekle beslenmişti. Çin bütün bunların onu kıracağını düşünmüştü; peki kırmış mıydı? “İşkenceyle bir insanın düşüncesini değiştirebilir misiniz?” diye sordu.

Gülbahar, “Çin’in amacı beynimizi yıkamak, kültürümüzü ve dilimizi yok etmek” dedi. “Ama kim olduğumuzu yok etmenin o kadar kolay olmadığını düşünüyorum. Bence Pekin yanlış hesap yaptı.”

The Miras Silk Road Collective celebrating Uyghur culture in music. Credits: Ruth Ingram.

Miras Silk Road Collective topluluğu, müzikle Uygur kültürünü yaşatırken. Fotoğraf: Ruth Ingram. Fotoğraf kaynağı

“Artık Uygurları istemiyorlar, ama biz bu toprakların yerlileriyiz” dedi. “Bizi asla yok edemeyecekler.”

Ancak kısırlaştırma kampanyasının uzun vadeli sonuçlarından kaçınmak mümkün olmadı. Uygur Mahkemesi, Aralık 2021’de, Çin’in doğumları önlemeye yönelik sistematik tedbirler dayatarak Uygur nüfusunun önemli bir bölümünü yok etmeyi amaçladığına “makul şüphenin ötesinde” kanaat getirdi. Bunun, Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’nin II(d) maddesini ihlal ettiğini belirledi.

Hamid Sabi (left), human rights lawyer and former Counsel to the Uyghur Tribunal in London, with Gulbahar Haitiwaji signing a copy of her book, “How I Survived a Chinese Re-Education Camp.” Credits: Stop Uyghur Genocide.

Londra’daki Uygur Mahkemesinin eski hukuk danışmanı ve insan hakları avukatı Hamid Sabi (solda), “Bir Çin Yeniden Eğitim Kampından Nasıl Sağ Kurtuldum” adlı kitabını imzalayan Gülbahar Haitiwaji ile birlikte. Fotoğraf: Stop Uyghur Genocide. Fotoğraf kaynağı

Gülbahar, kendisinin ve diğer tutukluların yılda iki kez, sözde bağışıklık güçlendirici olarak sunulan, içeriği bilinmeyen enjeksiyonları “gönüllü” biçimde yaptırmaya zorlandıklarını anlattı. Birçok genç kadının âdeti kesilmiş, serbest bırakıldıktan sonra kısır olduklarını öğrenmişlerdi. Onlara bir anne gibi yaklaşıyor, iyileşebilecekleri umudunu veriyordu. Ancak başka birçok kadının başına daha kötüsü gelmişti: Serbest bırakılmalarının ardından toplanıp zorla kısırlaştırılmışlardı.

Ibrat, yönetimle iş birliği yapan Uygurları; polisleri, gardiyanları ve eğitmenleri sordu. Gülbahar, kendi kampında cinsel istismarı ne duymuş ne de görmüştü. Fakat başka tanıklıklardan bunun Urumçi ve Gulca’da yaygın olduğunu biliyordu. Uygur çalışanlar ise “yapmak zorunda oldukları şeyi yapıyorlardı.”

“Bazılarının bize anlayış gösterdiğini biliyordum, ama bunu belli etmeye cesaret edemiyorlardı; yoksa onlar da götürülürdü” dedi. Kadınlara küfreden bir Çinli gardiyanı eleştirdikten sonra kaybolan “Enver” adlı polis memurunu örnek verdi: “Sürükleyerek götürdüler ve onu bir daha hiç görmedik. Belki de kampa kapatıldı. Bilmiyoruz.”

“Onları nasıl yargılayabiliriz?” diye sordu. Kendisine yardım eden polisler olduğunu, ancak güvenliklerini korumak için kitapta adlarını vermeye cesaret edemediğini anlattı.

Çocukları ellerinden alınan bazı genç kadınların yaşadığı büyük acıdan söz etti. Bir kadın tutuklandığında, annesi onun çocuklarını yanına almıştı. Daha sonra büyükanne de götürülünce çocuklar bir çocuk kampına yerleştirildi. Devletin “eşleşip aile olma” kampanyası da aileleri ve evlilikleri yıkmıştı. Han Çinlisi görevliler, Uygur ailelerle birlikte yaşamak, yemek yemek, yemek pişirmek ve uyumak üzere gönderiliyordu. Çoğu zaman, eşleri tasfiyelerde kaybolmuş ve yalnız kalmış kadınların evlerine yerleştiriliyorlardı. “Bu kampanya sırasında kadınların cinsel istismara uğradığı çok sayıda olay vardı” dedi.

Yine de umut ışıkları vardı. İnsanlığın en derin yozlaşmasını görmüştü, ama şefkati de görmüştü. “Aramızda gerçek sevgiyi ve özeni gördüm” dedi. Hücredeki her kadının tatlı bir şey tadabilmesi için tek bir şekerin 12 parçaya bölünmesini hatırladı. Başka bir gün, 27 ayçiçeği çekirdeği ve iki yer fıstığı paylaşılmış; fazladan olan yer fıstıkları 59 yaşındaki bir kadına verilmişti.

Members of the Miras Silk Road Collective ensemble on either side of Gulbahar Haitiwaji (left) and Rahima Mahmut (right). Far right, Mahire Aisaeva, chair of the UK Uyghur Community. Credits: Stop Uyghur Genocide.

Miras Silk Road Collective üyeleri, Gülbahar Haitiwaji (solda) ve Rahima Mahmut’un (sağda) iki yanında. En sağda, Birleşik Krallık Uygur Topluluğu Başkanı Mahire Aisaeva. Fotoğraf: Stop Uyghur Genocide. Fotoğraf kaynağı

“Hâlâ yaşayan, güzel ve kadim bir kültüre sahip bir halkız” dedi.

Londra’daki dinleyicilere Gülbahar’ı tanıtan Stop Uyghur Genocide kuruluşunun CEO’su Rahima Mahmut, “Bu acı geçmişte kalmış değil. Zorla çalıştırmada, ailelerin ayrılmasında, korkuda ve sessizlikte devam ediyor” diye hatırlattı. “Kendi adına konuşamayanları unutmamalıyız” dedi. “Gülbahar’ın tanıklığı, bir hayatta kalma tanıklığı…”

Rahima Mahmut celebrating Uyghur culture in song after the event, against the backdrop of Gulbahar Haitiwaji’s book. Credits: Ruth Ingram.

Rahima Mahmut, etkinliğin ardından, arka planda Gülbahar Haitiwaji’nin kitabı yer alırken Uygur kültürünü şarkıyla yaşatıyor. Fotoğraf: Ruth Ingram. Fotoğraf kaynağı